''Vicdan bile duymaz, sesi çıkmazsa bir ‘âh'ı...''
İran'ın en üst yetkili ismi durumunda olan Seyyid Ali Khameneî'nin öldürülmesinden sonra, 'İran'ın en üst liderini ortadan kaldırdık, artık başsız kaldı..' diyerek, 'İran'ın karar alamaz bir duruma düşeceğini' zanneden Amerika ve İsrail rejimleri, İran içlerine, hattâ başkent Tahran'a bile 30 günü aşkın bir zamandır bombardımanlar yaparken, dünya kamuoyuna yansıyan güçlü bir itiraz eş duyulmayan 'İslâm İşbirliği Teşkilatı' sahi ne yapar ve ne için vardır? Her halde sadece ekonomik ilişkileri geliştirmesi için değildi o teşkilat.. Hani, üye ülkelerden her hangi birine yapılacak her türlü saldırıya karşı işbu teşkilat hemen devreye girecekti.. Ama, şimdi görülüyor ki, en küçük bir kıpırdama yok.. Amerikan askerî çevreleri ise, İran'a yapılan saldırıların planlandığı şekilde bir süre sonra tamamlanacağını bildiriyor.. Bu durumu, sadece İran için son bir örnek olduğu için söylüyoruz; yoksa, aynı durum daha başka Müslüman coğrafyalarında da nice zamandır, tabiî bir hadise imişcesine sergilenip duruyor..
Müslüman dünyasındaki kamuoyu vasıtaları, genelde olduğu üzere, dünyada olup bitenleri, yabancı merkezlerin sunduğu haberleri yorumlamak yanlışından nasıl uzaklaşabilecektir?
Aynı şekilde, üç hafta öncelerde, bir Amerikan bombardıman uçağının Güney İran'da Minab şehrindeki bir kız okulunu bombardıman edip, 13 yaş civarındaki kız çocuklarından 170'ini katletmesi karşısında, sanki küçük bir kazâ imişçesine, tek bir izah veya özür dileyiş sesinin dünya kamuoyuna yansımaması normal midir?
Hatırlayalım, 7-8 sene önce, Paris'te, bir okula yapılan saldırıda 12 öğrencinin katledilmesi üzerine dünya kamuoyu, öyle bir haber bombardımanı altında tutulmuştu ki, yapılan o terör saldırısının kurbanlarına yapılan cenaze törenine, bizden bile nice yüksek dereceli yetkililer de resmen katılmışlardı.
Ama, şimdi ise, hayret edilecek bir durum olarak, İslâm İşbirliği Teşkilatı'ndan, bu facia karşısında bile, diplomasi dünyasında üzerinde durulacak güçte ciddî bir itiraz sesi yükselmedi..
Halbuki, bu teşkilatın kuruluşunda, halkı Müslüman ülkelerin rejimlerini 1969 yılında bir araya getiren hadise, bir yahudinin, Kudüs'te, Mescid'ul-Aksâ'yı yakmasıydı.. Bırakalım başkasını, bizzat o zamanki Amerikan Başkanı Richard Nixon bile, o saldırının dünya Müslümanları arasında derin etkileri olacağını düşünmüş ve Müslüman halkların hükümetlerinin ortak bir sözlü protesto sergilemelerinin hakları olduğunu belirtmişti.. Ve sonra da, halkı Müslüman 40 kadar ülkenin hükümetlerinim ortak bir tepki vermek için bir araya geldikleri konferanslar, toplantılar Müslüman halkları heyecanlandırmıştı.. Ama, sonuç, kocaman bir sessizlik veya sıfır idi.. O saldırının yıkıntıları, tahribatının eserleri ise, bazı 'petro-dolar' rejimlerinin malî desteğiyle kısa sürede gözlerden uzak hale getirilmişti. İslam İşbirliği Teşkilatı'nın kurulmasıyla da, emperyalistlere karşı bir hınç ve hışmın korunması ve yeni nesillere intikalinin hedeflendiğini söyleyenler oluyordu o zamanlar.. Ama, o eski düşmanlıkların yeni nesillere intikalinin doğru olmadığı gibi -sözde- çok hümanist duygularla gerekçeler hazırlanıyor. Çünkü, o saldırı bütün dünya Müslümanları arasında derin bir tepki oluşturmuştu.. Ama, Müslüman ülkelerin yöneticileri olan kadrolar, toplu bir tepki gösterilmesine ilgi göstermemiş ve Siyonist İsrail rejimi de o saldırgan Yahudi'yi, hemen, 'aklî melekeleri bozuk birisi' olarak niteleyip, Avustralya kıt'asına gitmesine, gözlerden uzak bir yerde kaçmasına, göz yumulmuştu..
Halbuki, o gibi saldırıların zamana yayılıp, bugün ve yarınların nesillerinin idrakine sunulması gerekli değil miydi? (Bu vesileyle belirtelim.. Berlin'i görenler bilirler, bir çok noktada, 2. Dünya Savaşı'nda, yıkılmış bazı kilise kuleleri veya benzeri yerler, aradan geçen 80 seneye rağmen, hâlâ da el değmeden korunmakta ve o dönemi yansıtan fotoğraflar önemli merkezlerinde hâlâ da sergilenmekte; geçmişte yaşananlar bugünlerdeki ve yarınlardaki nesillerin idraklerine; Amerika'nın bu yıkıntılardaki payları olarak sunulmakta..)
*
Evet, şimdi Müslüman coğrafyalarının herhangi bir köşesinde emperyalist güçlerin doğrudan veya kuklaları aracılığıyla tezgâhlanmış nice entrikalar olurken, dünya kamuoyuna, yaklaşık 2 milyarı aşan nüfusuyla insanlığın en azından üçte-dörtte birini oluşturan Müslüman dünyasının yaşadığı bir facianın kenarından sessizce ve ilgisizce geçilmesi, normal midir?
Evet, 'Vicdan bile duymaz sesi çıkmazsa bir 'Âh'ı..'
*
STAR





YAZIYA YORUM KAT