1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Bir Filistinli olarak İran halkıyla dayanışma içindeyim. Neden mi?
Bir Filistinli olarak İran halkıyla dayanışma içindeyim. Neden mi?

Bir Filistinli olarak İran halkıyla dayanışma içindeyim. Neden mi?

​​​​​​​Tarih bize, Batı’nın ‘özgürlüklerimizi’ koruyacağına dair vaatlerinin boş olduğunu öğretiyor. Çünkü emperyalizm kontrol istiyor.

01 Nisan 2026 Çarşamba 12:19A+A-

Dr. Ghada Ageel’in al Jazeera’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


Kalpleri birçok yönde parçalanmış olan İran halkına en içten taziyelerimi sunuyorum. Birçoğu özgürlük ve haysiyet arzuluyor, ancak kendi ülkeleri de dâhil olmak üzere dünyanın dört bir yanında Batı’nın emperyalist müdahalelerinin uzun geçmişine karşı temkinli davranmaya devam ediyorlar.

Son yıllarda sokaklara dökülen İran halkı, bir egemenlik biçiminin yerine başka birinin geçmesini istemedi. Her türlü baskıya son verilmesini talep ettiler, Batı'nın kontrolü altında yeni bir dönemin başlamasını değil. Ayrıca, ne pahasına olursa olsun değişim de istemediler.

Tarih bize her adımda şunu öğretir: Batı’nın sunduğu bu özgürlük vaatleri hiçbir zaman yerine getirilmez.

Nedeni basit. Batı’nın kamuoyuna yönelik söylemleri ne olursa olsun, başkalarının özgürlüğü Batı’nın gündeminde yer almaz. Bu tür bir emperyalizm özgürlük istemiyor; kontrol, hâkimiyet, güç ve kâr istiyor.

4 Mart'ta, Tahran'da etrafına bombalar düşerken, İranlı muhalif Mohamad Maljoo nihayet internete bağlanabildi. Telegram kanalında şöyle yazdı: “İslam Cumhuriyeti'ne darbe vurmak adına İran'ın üzerine ateş yağdırılabileceğini iddia edenler, halkın zarar görmeyeceğini hayal ederken, ya savaşın gerçekliğini anlamıyorlar ya da kasten görmezden geliyorlar. Bombalar ayrım yapmaz. Yıkım seçici davranmaz.”

Onun uyarısının gerçeği Filistin’den İran’a yankılanıyor: “Hayat, baskı gölgesinde yeşermez. Bombaların enkazı altında da büyümez.”

Bir Filistinli olarak, bu sözlerdeki acıyı ve kararlılığı hissediyorum. Dayanışma hissetmekten kendimi alamıyorum.

Biz Filistinliler, savaşın dehşetini bedenimizde hissediyoruz. Her yeni patlamanın yarattığı titremeyi, yetimlerin gözyaşlarını ve her yerin alevler içinde kaldığı uykusuz gecelerin çaresizliğini çok iyi anlıyoruz. 1948’deki Nekbe’den (felaket) günümüzün İbadah’ına (yıkım) kadar, nesiller boyu soykırımın acısını yaşadık. Başkalarının çektikleri acılarda kendi deneyimlerimizin yankılarını görüyoruz.

ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşı, bize çok tanıdık gelen bir şeyle başladı: bir okula yapılan saldırı.

UNICEF'e göre, Gazze'de iki yıl boyunca her gün ortalama bir sınıf dolusu çocuk öldürüldü; Gazze Şeridi'ndeki 564 okuldan 432'si İsrail ordusunun “doğrudan isabetine” maruz kaldı.

İran'ın güneyindeki Minab kentinde bulunan Shajareh Tayyebeh Kız İlkokulu da “doğrudan isabet” aldı. 28 Şubat'ta, 6 ile 12 yaşları arasındaki yaklaşık 170 kız çocuğu ve okul personeli, ABD yapımı iki adet yüksek hassasiyetli Tomahawk füzesi tarafından öldürüldü.

İlk saldırının ardından öğretmenler öğrencileri korumak için koştu. Sağlık görevlileri yaralıları kurtarmak için olay yerine koştu. Ve sonra ikinci bir bomba düştü.

Bu bir çift vuruş saldırısıydı – Gazze halkının çok iyi bildiği modern savaşın bir dehşeti. Hedefi öldürmek ve ardından kurtarmaya gelenleri de öldürmek için tasarlanmıştır.

Gazze’de olduğu gibi, Minab’daki kız okuluna yapılan saldırı da bir istisna olarak kalmadı. Son üç hafta boyunca İsrail ve ABD, İran’ın dört bir yanındaki kamusal alanlara ölüm ve yıkım yağdırdı. Okullar, hastaneler, spor salonları, stadyumlar, mağazalar, kafeler, çarşılar ve tarihi mekânlar saldırıya uğradı. 5000’den fazla konut vuruldu ve 1900’den fazla sivil hayatını kaybetti.

Gazze'de olduğu gibi, nihai amaç sadece fiziksel yıkım değil, aynı zamanda korku ve terörün yayılmasıdır. Sivil alanların hedef alınması, bu nedenle bir tür psikolojik savaş işlevi görüyor — güvenlik ve normallik kavramlarına yönelik bir saldırı.

Sivil altyapıyı hedef almak uluslararası hukuka aykırıdır. Oysa ABD ve İsrail, uluslararası hukuk normlarına ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'in bakış açısıyla yaklaşıyor. Hegseth, çatışma kurallarına defalarca küçümsemeyle yaklaşmış ve bunları “aptalca” olarak nitelendirmişti.

Artık Gazze’nin, İsrail’in tüm bölgeye dayatmaya çalıştığı vizyon için bir laboratuvar, bir deneme alanı olarak işlev gördüğü açıktır.

Sadece birkaç gün önce, İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich tüyler ürpertici bir uyarıda bulundu: “Dahiyeh [Beyrut’un güneyinde] Han Yunus’a benzeyecek.”

Benim memleketim olan Han Yunus’un yıkımı, başka yerlerde tekrarlanacak yeni bir yıkım modeli haline geldi. Lübnan’da, 20 gün içinde bu model, 120’si çocuk olmak üzere yaklaşık 1100 kişinin katledilmesine yol açtı – bu, her üç günde bir sınıf dolusu çocuğun hayatına mal oldu.

Gazze’de tanık olduğumuz olaylar Lübnan’a, oradan da İran’a sıçrıyor.

Nihai hedef nedir? Bölgedeki İsrail hegemonyasının pekiştirilmesi. Strateji, İran rejiminin tamamen devrilmesi değil, daha çok İran devletinin kendisini parçalamak ve güç projeksiyon kapasitesini önemli ölçüde kısıtlamaktır. Zayıflatılmış ya da parçalanmış bir İran, İsrail’in bölgesel üstünlüğü önünde artık bir engel teşkil etmeyecektir.

Tüm bunlar ABD'nin tam desteğiyle gerçekleşiyor. Daha geçen ay, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, İsrail'in “Büyük İsrail”e yayılmasını onayladığını dile getirdi.

Diğer Batılı güçler de, kendi askerlerini, gemilerini ve uçaklarını göndermeyi reddetmekle birlikte, İran'a karşı yürütülen yasadışı savaşı destekleyerek bu duruma rıza gösterdiler.

Mahmud Derviş, “Dünya Üzerimize Çöküyor” adlı şiirinde şöyle yazmıştı:

“Son sınırdan sonra nereye gideceğiz?

Son gökyüzünden sonra kuşlar nereye uçacak?

Son nefesten sonra bitkiler nerede uyuyacak?”

Yakında bu, tüm bölge için gerçek olabilir. İsrail’in mutlak ve sınırsız hâkimiyeti altında, hepimiz gidecek hiçbir yerimiz kalmamış gibi hissedeceğiz. Bu gerçeklik altında hayat nasıl görünecek?

Gazze bir laboratuvar ise, bölgenin önümüzdeki yıllarda alevler içinde kalacağını tahmin edebiliriz. İsrail ne zaman isterse, herhangi bir hükümete iradesini dayatmak ve bölge halkının herhangi bir isyanını bastırmak için “çimleri biçecek”.

 

* Dr. Ghada Ageel, üçüncü kuşak bir Filistinli mülteci olup, şu anda Kanada’nın 6. Antlaşma bölgesi olan amiskwaciwâskahikan (Edmonton)’da bulunan Alberta Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde misafir öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

HABERE YORUM KAT

1 Yorum