1. YAZARLAR

  2. MURAT KAYACAN

  3. Vahiy insana nerede sınır çizer?
MURAT KAYACAN

MURAT KAYACAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Vahiy insana nerede sınır çizer?

08 Ocak 2026 Perşembe 10:47A+A-

 

image-20-001.jpg

İnsan, çoğu zaman helâlin genişliğini değil, haramın nerede başlayıp nerede bittiğini konuşuyor. Oysa A‘râf sûresi 7/33. ayet, tam da bu zihinsel daralmaya müdahale eden bir yerden sesleniyor: Allah’ın nimetleri kime aittir, haramlar hangi ilkelere göre belirlenmiştir? Bu yazıda söz konusu ayetteki “ancak (innemâ)” vurgusuyla yapılan sınırlamanın bir liste mi yoksa bir çerçeve mi sunduğu sorusu merkeze alınmaktadır. Başka bir ifadeyle Kur’an’ın haramları saymak için mi yoksa insanı korumak için mi konuştuğu değerlendirilmektedir. Günlük hayatta sıkça karşılaştığımız “Bu da mı haram?” sorusunun arka planında yatan varsayımı sorgularken, ayetlerin işaret ettiği temel sonucu da görünür kılmak istiyorum: Yasaklar, keyfî değil; insanın onurunu, aklını, hayatını ve inancını muhafaza eden bir ahlâk düzeninin parçalarıdır. Hudûd (sınırlar) fikrinin kesiştiği bu noktada metnin sunduğu cevap şudur: Kur’an, haramı çoğaltmak için değil, insanı özgürleştirmek için sınır çizer. Bu yazının varsayımı da tam olarak burada duruyor. Ele alınan ayetin sunduğu tablo, dinin yasaklayıcı değil, koruyucu bir dil kurduğunu göstermektedir.

Kur’an’da Haramın Çerçevesi

Yüce Allah, önceki yazıda ele alınan ayette (el-A`râf 7/32) dünya nimetlerinin mü'minler için olduğunu ahirette ise nimetlerin sadece onlara özel olduğunu ifade ettikten sonra haramları da şöyle belirtmektedir: “De ki: Rabbim, ancak hayasızlıkları, onların açık olanını, gizli olanını, bununla beraber günahı, haksız isyanı, Allah'a -hakkında asla bir delil indirmediği- herhangi bir şeyi ortak koşmanızı ve Allah'a bilmediğiniz şeyleri isnad etmenizi haram kılmıştır.” (el-A`râf 7/33). Ayette “ancak (innemâ) edatı kullanılınca sayılan haramların bu ayettekilerle sınırlı olup olamayacağı sorusu akla gelmektedir. Sayılan haramlar; genel çerçeve kabul edilir ve makāsıd literatüründe yaygın olarak benimsenmiş “din, can, akıl, nesil, mal” gibi korunması esas olan konularda sınırların korunması kapsamında görülürse sorun kalmaz.

Büyük Günah–Küçük Günah Sorunsalı

Ayrıca yasaklanan hayasızlıkların “açık olanını” zina, cahiliyedeki anne ile evlenme âdeti, iki kız kardeşi nikâhlama, hala ya da teyze ile evlenme, Kâbe’yi çıplak tavaf etme gibi fiillerle tefsir etmek mümkündür. Yine “gizli olanını” ise o suçun ifşası, reklamı, teşviki ve alenen işlenmesi şeklinde yorumlamak mümkündür. Hayasızlıklardan sonra “günahı (ism)” kelimesinin gelmesi, hayasızlıkların günaha göre daha büyük suç olduğu anlamına gelebilir. Buna göre hayasızlık (fevâhiş) büyük, ism ise küçük günah olmuş olur. Bu ayrım, Allah’a yalan yere iftira atmayı günah (ism) olarak niteleyen ayet (en-Nisâ 4/50) ve öldürme kastıyla birine yönelme (el-Mâide 5/29) ayeti göz önünde bulundurulduğunda çok belirgin değildir. Belki ayrımı şöyle yapmak mümkündür: Kur'an, hayasızlığın küçüğü ya da büyüğünden söz etmezken günahın (ism) büyüğünden söz etmesi (eş-Şûrâ 42/37), onun (ism) küçüğünün de olabileceğini düşündürmektedir. İsm kelimesini içki olarak yorumlayanlar şiirden delil getirir: “İçkiyi (ism) içtim de aklım şaştı. İşte içki (ism) böyledir; akılları alıp götürür.”(1) Bununla birlikte günahı içkiyle sınırlamamak gerekir çünkü şair, bu kelimeyi içkinin eş anlamlısı olarak kullanmış olabileceği gibi günahlardan birini ifade etmek için de kullanmış olabilir.

Allah Adına Konuşmanın Sınırları

Ayetteki “haksız isyanı (bağy)” ifadesini; başkasının canına, malına veya ırzına saldırma, meşru yöneticiye isyan etme şeklinde anlamlandırabiliriz. Yine “Allah'a -hakkında asla bir delil indirmediği- herhangi bir şeyi ortak koşmanızı, Allah'a bilmediğiniz şeyleri isnad etmenizi” ifadesini, Allah hakkında kesin bilgiye dayanmadan konuşmayı, “Atalarımızı bunun üzerinde bulduk ve bunu bize Allah emretti.” (el-A`râf 7/28) demeyi yasaklayan bir ifade olarak görmek mümkündür. Ayetteki (el-A`râf 7/33) ifade, Allah adına konuşmayı içeren taklidin yasak oluşuna delil olarak da okunabilir. Peki, bu ayette sayılan günah çeşitlerinden en büyüğü olan şirk hakkındaki şu soruya ne denebilir: “Allah'ın şirk koşulması hususunda delil indirdiği varlıkların Allah'a şirk koşulabilmesi caiz olur mu?” Böyle bir vahiy ve böyle varlıklar olamayacağı için bu soru pek de anlamlı bir soru değildir. Dolayısıyla ayette, yüce Allah’ın hakkında asla bir delil indirmediği” bir şey gündeme getirilerek Allah’a ortak koşan müşriklerle alay edilmiş olmaktadır.

Sonuç

A‘râf sûresi 7/33. ayet etrafında yapılan bu okuma, haramların rastgele yasaklar değil, insanı koruyan bilinçli sınırlar olduğunu bir kez daha göstermektedir. Ulaşılan sonuç şudur: Kur’an, insanı sürekli suçlayan değil, onu kendisiyle yüzleştiren bir dil kurar. Hayasızlık, günah, haksız isyan ve Allah adına konuşma yasağı birlikte düşünüldüğünde ortaya çıkan tablo, modern insanın en çok zorlandığı alanlara temas eder. Sınır tanımayan özgürlük iddiası, hakikati geleneğe veya çoğunluğa havale etme eğilimi ve din adına konuşurken sorumluluktan kaçma alışkanlığı... Bu yazı, klasik tefsir birikimiyle modern ahlak tartışmaları arasında sade bir köprü kurmayı hedeflemiştir. Ancak tam da bu sayede, ayetlerin bugünün insanına söylediği söz daha çıplak hâliyle duyulabilir: Allah’ın çizdiği sınırlar, insanı hayattan koparmak için değil, hayatı anlamlı kılmak içindir. Günümüz Müslümanı için bunun pratik karşılığı açıktır: “Haram mı?” sorusunu başkasına yöneltmeden önce, “Bu beni ve başkasını neye dönüştürüyor?” sorusunu sormak.


1-Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed el-Ensârî el-Kurtubî, el-Câmiʿ li-aḥkâmi’l-Ḳurʾân, thk. Ahmed el-Berduni - İbrâhim el-Itfiyyiş (Kahire: Dâru’l-Kütübi’l-Mısriyye, 1384/1964), 7/200.

 

YAZIYA YORUM KAT