1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Tabiattan uzaklaştıkça içi boşalan insan
Tabiattan uzaklaştıkça içi boşalan insan

Tabiattan uzaklaştıkça içi boşalan insan

Gökhan Özcan, modern şehir hayatının insanı tabiatın iyileştiriciliğinden uzaklaştırarak fıtrî hassasiyetlerini körelttiğini ve insanı içsel bir boşluğa sürüklediğini anlatıyor.

14 Mayıs 2026 Perşembe 14:52A+A-

Gökhan Özcan / Yeni Şafak

Tabiatın bilgeliğinden uzakta

Modern şehirlerde yaşayarak tabiatla irtibatımızı büyük ölçüde kaybediyoruz. Bunu söylerken gerçek tabiatı kastediyorum elbette; etrafı çevrilmiş, dizayn edilmiş, çimlerine basılmayan, bitkilerine dokunulmayan, gölgesinde oturulamayan, beton ve ahşap görünümlü plastikle çevrili kentsel yeşillik takviyelerinden değil! Böylesi suni yeşillendirme gayretleri şehirlere biraz renk getiriyor ama bize tabiatla tabii düzeni içinde iç içe olma, tabiatı yaşama, tabiatı gözleme ve dinleme imkanını vermiyor. Çünkü etrafı çevrili bu yeşillendirme bölgelerinde halen şehrin içindeki bir hava boşluğunda nefes almaya çalıştığımızı biliyor oluyoruz. Orası şehir geriliminin ancak bir miktar azaldığı bir yer, hiç olmadığı bir yer değil kesinlikle. Öyle sansanız bile klakson sesleri, trafik uğultusu size sık sık içinde yaşadığınız gerçeği hatırlatıyor.

Artık modern şehir gerçekliğine teslim olmuş, tabii olanın yerine peyzajını koymaya isteyerek ya da istemeden rıza göstermiş durumdayız hepimiz. Tabiatla irtibatımızı kaybetmenin bize kaybettirdiği şeyler çok önemli oysa. Biz etrafımıza ördüğümüz yeni modern yaşantı düzeni içinde değişip dönüşüyor, fıtrî ihtiyaç ve hassasiyetlerimizi büyük ölçüde kaybediyoruz. Tabiat öyle değil, tabiattaki hiçbir canlı, kendi tabiatının dışına çıkamıyor, çıktığında hayatiyetini sürdüremiyor. Melekler gibi onlar, Allah’ın koyduğu düzenin dışına çıkamıyorlar. Eğer buna uygun olmayan bir vaziyet varsa; bu, insanların kendi tabiatlarının dışına çıkarak tabiata yaptıkları zalimane müdahalelerle oluyor. İnsanın donanımında kendi tabiatının dışına çıkma kabiliyeti var ve görünen o ki bunu fazlasıyla kullanıyor.

Liz Marvin’in ağaçların bilgeliğini anlattığı derslerle dolu kitabı ‘Sessiz Bilgeler’den şu satırlar: “Ağaçlarda da çarpmalar, morarmalar ve geri çekilmeler olur fakat hareket edemeyecek hale geldiklerinde bile, yola nasıl devam edeceklerini bilirler. İncinen bir bölgeyi onarmaya çalışırken ya da bir enfeksiyonla savaşırken enerji harcamak yerine ağaç yaralı bölgeyi kapatır ve böylece geri kalan sağlıklı doku zarar görmez.”

Değişmez ilahi kaidelere bağlı olması, tabiatın varlığın kadim düzeniyle, yani varlığın hakikatiyle sürekli ahenk içinde olmasını sağlıyor. Dolayısıyla tabiatın her söylediğinde, her detayında bizim için iman/zihin tazeleyici, onarıcı dersler var.

Modern zamanlarda yerini sürekli kaybeden insanlık için tabiatın hakikatten yeşerttiği bu bilgeliğin değerine elbette paha biçilemez. İşte tabiattan uzak kaldığımızda kaybettiğimiz şey bu! Tabiatı seyrederek, gözleyerek, yaşayarak ve okuyarak oradan insanlığımızın bozulmaya yüz tutan yerlerini onarma, kendimizi yeniden yaratılış ayarlarına geri döndürme imkânı… Kendimiz olmaktan her gün bir adım daha uzaklaşırken, bu taze nefesler ne kadar işimize yarardı, insanlığımızı nasıl kendine getirirdi, bur düşünün!

Belki ilginizi çeker ve kitabı edinir okursunuz ümidiyle ‘Sessiz Bilgeler’ kitabından bir alıntı daha yapalım: “Tamamen kendimiz gibi olmak bazı durumlarda zor gelebilir. Hatta insanları memnun etmek için başka türlü davranmanın bazen cezbedici bir tarafı da vardır. Özgün olmak ise içinde bulunduğumuz kabuğu kabul etmek ve bunun tadını çıkarmaktır. Ağaçlar olmadıkları bir şeye dönüşmek için klorofil israf etmez. Herkesin neyin peşinde olduğuna aldırmaksızın kendi büyümelerine odaklanırlar.”

Oturup uzun uzun bir derenin şırıltısını dinlemediğimiz, kavak ağaçlarında rüzgârın söylediği uğultulu şarkılara kulak vermediğimiz, kırlangıçların günün sonunda gökyüzündeki çılgınca danslarını gözlemediğimiz, gökyüzü ile yeryüzü arasındaki muhabbete katılmadığımız ne kadar çok kayıp zamanımız var. Bu gibi sadra şifa tecrübelerden esirgediğimiz zamanlarla ne yaptığımıza bir bakalım! Tabiattan kaçırdığımız bu zamanların içine ne koyuyoruz? Ve neden tıklım tıklım modernlikle doldurduğumuz bu hayatlar bize yine de boş, bomboş geliyor, bunu da iyice düşünelim!

“İçine ne kadar çok şey doldurmaya çalışırsak” dedi beyaz saçlı adam, “bir o kadar boş görünüyor günlerin içi!”

HABERE YORUM KAT