1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Siyonist İsrail/ABD-İran savaşı: “Tavuk oyunu”nun kazananı olur mu?
Siyonist İsrail/ABD-İran savaşı: “Tavuk oyunu”nun kazananı olur mu?

Siyonist İsrail/ABD-İran savaşı: “Tavuk oyunu”nun kazananı olur mu?

Washington Post yazarı David Ignatius, Trump yönetimi ile İran arasındaki gerilimi “tavuk oyununa” benzetti ve bu oyunun kazananı olmayacağını savundu.

25 Mart 2026 Çarşamba 21:08A+A-

“Trump ve İran, tırmanan gerilimin ardından son anda frene bastı. Thomas Schelling’in “tavuk oyunu” teorisinde olduğu gibi, bu karşılıklı bir blöf mü? Yoksa daha büyük bir çarpışmanın sadece kısa bir molası mı?” sorularını soran Washington Post yazarı David Ignatius, Trump yönetimi ile İran arasındaki gerilimi “tavuk oyununa” benzetti ve bu oyunun kazananı olmayacağını savundu.

Son dönemde ABD ile İran arasındaki gerilim, özellikle Donald Trump yönetimi tarafından öne sürülen sert açıklamalar ve askerî seçeneklerin açıkça dile getirilmesiyle yeniden tırmandı. Trump’ın İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaması hâlinde enerji altyapısına yönelik saldırı planını erteleme kararı ve bunun dünya piyasalarına etkisi gündemde kalmaya devam ediyor.

Aynı zamanda uluslararası kamuoyu, iki ülke arasındaki görüşmelerin doğrudan olup olmadığına, dolaylı kanallarla yürütülen temasların ne kadar ileri gideceğine ilişkin çelişkili açıklamalarla allak bullak olmuş durumda. Washington Post yazarı David Ignatius, Trump yönetimi ile İran arasındaki gerilimi “tavuk oyununa” benzetti ve bu oyunun kazananı olmayacağını savundu.

Fikirturu’nun çevirdiği “İran-ABD: ‘Tavuk oyunu’nun kazananı olur mu?” başlıklı yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz:


 

“Trump ile İran’ın karşı karşıya geldiği bu “tavuk oyunu”nda taraflar sonunda frene bastı. Ama verilen bir mola, barış anlamına gelmiyor ve asıl bedeli ödeyenler hâlâ bekliyor.

Savaş ve barış üzerine pazarlık yaparken, stratejist Thomas Schelling[1] bir noktaya dikkat çekmişti: Taviz koparma ihtimaliniz, “pervasız, talepkâr ya da güvenilmez” biri olarak ün kazanırsanız artar.

Bu ölçüye bakılırsa, Başkan Donald Trump ile İran’ın sertlik yanlısı liderleri, müzakere performanslarıyla adeta bir “Schelling Ödülü”nü hak ediyor. Taraflar, net hedefler ya da geri çekilme stratejisi olmadan gerilimi tırmandıran merdiveni hızla çıktılar. Pervasızlıkları inandırıcıydı. Ama yine de uçurumun kenarından dönmüş görünüyorlar.

Taraflar gerçekten geri mi adım attı?

Bu “tavuk oyunu”, 23 Mart’ta (Trump’ın İran’daki elektrik santrallerini “yerle bir etme” ültimatomunun süresi dolmadan sadece saatler önce) duraksadı. Trump, Orta Doğu’daki düşmanlıkların “tam ve nihai çözümüne” dair “çok iyi ve verimli görüşmeler” yaptığını açıkladı. Elektrik santrallerine yönelik saldırıları beş gün ertelediğini duyurdu.

Trump daha önce de benzer “müzakere ilerlemesi” iddialarında bulunmuş, ardından bu söylemlerinden geri adım atarak saldırı kararı almıştı. Bunu hem Şubat ayı sonunda (bu savaşın hemen öncesinde) hem de 2025 Haziran’ında (12 günlük çatışmadan önce) yapmıştı. Ancak bu kez İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, savaşın sona erdirilmesine yönelik mesajların “dost ülkeler” aracılığıyla iletildiğini doğruladı.

Kim önce direksiyonu kıracak?

“Tavuk oyunu”nun püf noktası, karşı tarafı gerçekten çarpışmaya hazır olduğunuza inandırmaktır. Schelling’in 60 yılı aşkın süre önce belirttiği gibi, kazanmanın yolu direksiyonu söküp camdan dışarı sallayarak kontrolü tamamen kaybettiğinizi göstermek bile olabilir. Ne var ki bu oyunun “kazananı” bile ölebilir.

Trump’ın risk almaya yatkın olduğuna kuşku yok. Ama intihar edecek kadar değil.  Yarattığı kaosun ortasında bile kendini koruma içgüdüsüyle hareket ediyor.

Uçurumun kenarında ne kadar ileri gidilebilir?

İran savaşı, bana göre, uçurum kenarında pazarlık (Brinkmanship) sınırlarını gösteren bir ders oldu. Schelling’in Çatışma Stratejisi (The Strategy of Conflict) adlı klasik eserinde ifade ettiği gibi: “Brinkmanship, kişinin kendi çabalarına rağmen düşebileceği bir eğime çıkmasıdır ve rakibini de beraberinde sürüklemesidir.”

Trump uçuruma yaklaştı ama kayıp düşebileceği kadar ileri gitmedi.

Blöfle zafer kazanılabilir mi?

Trump’ın savaş yaklaşımındaki temel sorun bu: Blöf yaparak kesin zafer elde edemezsiniz.

İran Hürmüz Boğazı’nı kapattıktan sonra, Tahran’ın küresel ekonomi üzerinde yıkıcı bir baskı kurma potansiyeline sahip olduğu giderek daha açık hale geldi. Trump’ın risk toleransı yüksek; ancak bu, kabul edilemez bir acı eşiğine kadar geçerli.

Muhalifleri Trump’ın her zaman ilk frene basan olacağı görüşünü savunuyor.

Ama asıl ders, Trump’ın iş hayatında da tam olarak öğrenemediği bir ilke: “Kaybetmeyi göze alamayacağın kadar büyük bir bahis oynama.”

Diplomasi yeniden mi devreye giriyor?

23 Mart’taki müzakere açıklamasından önce bile diplomatik bir hattın yeniden oluştuğuna dair işaretler vardı.

Bunlardan biri, Trump’ın çatışmayı bitirmek istediğini neredeyse telaşlı bir şekilde belli etmesiydi. “Koşulsuz teslimiyet” talebinden savaşın bittiğini ilan etmeye ve ardından İran’ın elektrik altyapısını yok etmekle tehdit etmeye kadar hızlı bir söylem değişimi yaşadı.

Bir diğer önemli işaret ise Trump’ın, İsrail’in rakip olarak gördüğü iki ülkenin (Katar ve Türkiye) arabuluculuk çabalarını sessizce teşvik etmesiydi. Katarlı yetkililer geçen hafta çözüm seçeneklerini araştırdı, ancak İsrail’in İran’daki Güney Pars gaz sahasına saldırması, İran’ın Katar’daki Ras Laffan tesisine karşılık vermesine yol açtı. Ardından Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 22 Mart’ta Tahran, Washington ve Brüksel ile olası bir anlaşma üzerine görüştüğünü açıkladı.

İran ne mesaj veriyor?

Üçüncü sinyal doğrudan İran’dan geldi. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 22 Mart’ta dikkat çekici bir mesaj paylaştı:

“Hürmüz Boğazı kapalı değil. Gemiler tereddüt ediyor çünkü sigortacılar sizin başlattığınız bu savaştan korkuyor (İran’dan değil). … Seyrüsefer özgürlüğü, ticaret özgürlüğü olmadan var olamaz. İkisine de saygı gösterin! Yoksa hiçbirini beklemeyin!”

Gerilim düşüyor, ama sorun çözülüyor mu?

Bir kriz bu kadar tehlikeli hale geldiğinde ve kabul edilebilir maliyetle net bir zafer yolu görünmediğinde gerilimi düşürmek mantıklıdır.

Ama Trump ile İran liderlerinin üzerinde çalıştığı türden bir anlaşmanın, bu çatışmanın temel sorunlarını çözeceğini kimse düşünmemeli. İran’ın nükleer programı ağır darbe almış olabilir; ancak onu yaratan rejim ortadan kalkmış değil.

Asıl bedeli kim ödüyor?

Savaşın doruğa ulaştığı bu aşamada asıl endişe verici olan, çapraz ateş altında kalanlar.

Örneğin Birleşik Arap Emirlikleri, Washington’u savaşa girmemesi konusunda uyarmıştı ama İsrail’den daha fazla füze ve drone saldırısına maruz kaldı. Trump’ın “işi bitirmesini” istemişti ama elde edeceği şeyin bunun çok altında kalması muhtemel.

Ve İran halkı… Nefret ettikleri rejime karşı sokaklara çıkan insanlar, Ocak ayında rejimin baskıları sırasında on binlerce kayıp verdi.

Gündelik hayatını sürdüren İranlılar bu hikâyenin gerçek kurbanları. Artık daha fazla uçurumun kenarında bekletilmemeliler.”

 

HABERE YORUM KAT