
Savaşın Amerika’ya maliyeti
Ne yazık ki yorgun Amerikalıların acilen verilmesini beklediği başka bir savaş var. Bu, geçim sıkıntısına karşı verilecek savaş. Şimdilik o cephede neredeyse hiç ateş açılmıyor.
Savaşın Amerika’ya Maliyeti
Eric Morrisette / Counterpunch.org - Kritik Bakış
28 Şubat Cumartesi sabahı Amerikalılar uyandıklarında ülkelerinin İran’la savaşta olduğunu öğrendi. Son dakika haberleri, Amerika Birleşik Devletleri’nin İran hükümetini devirmeyi amaçlayan benzeri görülmemiş bir ortak askerî operasyonda İsrail’e katıldığını duyurdu. İnsani bedel şimdiden sarsıcı: Savaşın henüz ilk haftasında El Cezire’nin canlı takip verilerine göre İran’da 1.300’den fazla kişi, İsrail’de en az 11 kişi, Körfez ülkelerinde 9 kişi ve altı Amerikan askeri hayatını kaybetti. Ancak zaten ağır bir geçim krizi yaşayan milyonlarca Amerikalı için başka ve acil bir soru giderek belirginleşiyor: Bu savaş ailelerine benzin pompasında, markette ve ekonomik geleceklerinde neye mal olacak?
Savaşların pahalı olduğunu biliyoruz. Daha yalnızca üç yıl önce uzun süren Orta Doğu savaşlarından çıkmış olmak, pek de iç açıcı olmayan somut karşılaştırmalar sunuyor. Brown Üniversitesi Watson Enstitüsü bünyesindeki Savaşın Maliyeti Projesi’ne göre ABD, 2001 yılının sonlarından 2022 mali yılına kadar 11 Eylül sonrası savaşlara toplam 8 trilyon dolar harcadı ya da bu miktarı taahhüt etti: 5,8 trilyon doları doğrudan harcamalar, en az 2,2 trilyon doları ise 2050’ye kadar sürecek gazi bakımına ayrılan gelecekteki maliyetler. Bu hesaptaki her dolar, okullara, köprülere ya da sağlık hizmetlerine gitmeyen bir dolar anlamına geliyor.
Bu rakamların uzun soluklu bir savaşı yansıttığını söyleyeceklerdir bu savaşın savunucuları. Başkan Trump sonucun yıllar içinde değil, haftalar ya da belki aylar içinde alınacağını vaat etti. Destekçileri, hedefe yönelik bir saldırıyla bir diktatörün devrildiği Venezuela örneğini ya da Haziran 2025’te İran’ın nükleer programına yönelik saldırıları hızlı ve kararlı müdahalenin modeli olarak gösteriyor. Ancak rakamlar bambaşka bir hikâye anlatıyor.

Savaşın Maliyeti Projesi’ne göre Haziran 2025’te İran’a yönelik saldırılar kapsamında yürütülen “Operation Midnight Hammer”ın maliyeti tek başına yaklaşık 2,04 ila 2,26 milyar dolar arasında. Bölgedeki diğer askerî faaliyetler — Yemen’deki operasyonlar, lojistik sürdürülebilirlik ve İsrail’e verilen destek — 4,8 milyar ile 7,2 milyar dolar arasında ek maliyet doğurdu. Ocak–Şubat 2026 döneminde gerçekleştirilen deniz kuvvetleri yığınağı da buna 450 milyon ile 650 milyon dolar arasında yeni bir harcama ekledi.
Toplamda bakıldığında ABD, Ekim 2023 ile Eylül 2025 arasında daha geniş Orta Doğu bölgesindeki askerî faaliyetler için 9,65 milyar ile 12,07 milyar dolar arasında harcama yaptı. Üstelik bunların tamamı, bu yeni savaşta henüz tek bir kurşun bile atılmadan önce ortaya çıkan maliyetlerdi. Bu paranın hiçbiri sağlık hizmetlerine, çocuk bakımına ya da Amerikalıların siyasetçilerden çözmesini istediği hayat pahalılığı sorununa gitmedi.
Ancak savaşın maliyeti yalnızca bomba satın almaktan ibaret değil ve Amerikalılar bunun bedelini şimdiden ödemeye başladı. Yaklaşık bir hafta içinde petrol fiyatları yüzde 43 artarak varil başına 100 doların üzerine çıktı; bu, yıllardır görülen en yüksek seviyelerden biri. 9 Mart itibarıyla benzin fiyatı ülke genelinde galon başına ortalama 3,48 dolara ulaştı. Başkan Trump iki hafta önce Birliğin Durumu konuşmasını yaptığında benzin fiyatı 2,92 dolardı. Bu rakam, Trump’ın ekonomik yönetiminin başarısını göstermek için sık sık atıfta bulunduğu Ocak 2025’teki göreve başlama töreninde galon başına 3,11 dolar olan seviyeden de düşüktü. Bu kazanım yedi gün içinde ortadan kayboldu.
Ekonomistler ham petrol fiyatındaki her 10 dolarlık artışın pompa fiyatlarına yaklaşık 25 sent olarak yansıdığını hesaplıyor. Üstelik benzin fiyatı yalnızca insanların işe ya da okula gidip gelmesini ilgilendiren bir mesele değil. Malların tüketicilere taşınmasıyla doğrudan bağlantılı. Bu da enflasyon baskısını bütün ekonomiye yayarak katlıyor.
Hürmüz Boğazı’ndaki ulaşımın aksaması önemsiz bir ayrıntı değil. Dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’si, İran’ın hemen yanı başındaki bu dar geçitten geçiyor. İran’ın Amerika Birleşik Devletleri’ne ve müttefiklerine ekonomik zarar verebilmesi için savaşı kazanmasına gerek yok. Bu geçidi inandırıcı biçimde tehdit etmesi yeterli. Son dönemde yakıt fiyatlarında gördüğümüz dalgalanmalar tam da bunun sonucu.
Daha da önemlisi, bu savaş boşlukta ortaya çıkmadı. İlk bomba düşmeden önce bile Amerikalı tüketiciler, 1993’ten bu yana GSYİH’ye oranla en büyük gümrük vergisi artışlarının yükünü taşımaya başlamıştı. Yale Budget Lab’in, Yüksek Mahkeme’nin 20 Şubat’ta acil gümrük vergilerine ilişkin verdiği kararın ardından yaptığı analize göre 2026 yılında hane başına ortalama maliyetin 600 ila 800 dolar arasında olması bekleniyor. Kalan tarifelerin kalıcı hâle gelmesi durumunda bu rakamın 1.000 dolara yaklaşacağı tahmin ediliyor. Enflasyon ocak ayında yüzde 2,4’e geriledi, ancak Fed’in yüzde 2 hedefinin üzerinde kalmaya devam ettiği için yeni ekonomik şoklara müdahale kapasitesi sınırlı. 2025 yılında gümrük vergisi maliyetlerini müşterilere yansıtmak yerine kendi bünyesinde üstlenen işletmelerin artık bu maliyeti tüketicilere aktarmaya başladığı da yaygın biçimde bildiriliyor. Savaşın yarattığı petrol şoku bütün bunların tam üstüne geliyor. Bu savaş geçim krizini yaratmadı. Zaten devam eden bir krizi hızlandırıyor.
Bu savaşın biriktireceği borcun ötesinde, gündelik tüketim mallarına yansıyacak enflasyon ve işe arabayla giden, çocuklarını okula bırakan ya da sadece bir yere ulaşması gereken herkesin ödeyeceği yakıt maliyeti var. Her şey daha pahalı olacak. İyi zamanlarda bu yalnızca can sıkıcı olurdu. Ama bir geçim krizinin ortasında milyonlarca insan için bunun anlamı, hem gerçek hem mecazi olarak, karşılanması en zor yük.
Peki bütün bunlar gerçek insanlar için ne anlama geliyor? Yıllık yaklaşık 85.000 dolar kazanan ortalama bir aile için, çatışmanın bugüne kadarki ekonomik etkileri ve gümrük vergilerinin yarattığı baskı hesaba katıldığında yılda yaklaşık 3.489 ile 3.889 dolar arasında ek bir yük ortaya çıkıyor. Yaklaşık 30.000 dolar gelir elde eden düşük gelirli aileler için ise bu maliyet 3.000 doların üzerine çıkıyor. Üstelik bu rakamlar, bu ailelerin karşı karşıya kaldığı toplam maliyetin tamamını bile yansıtmıyor.
Tarih akılda tutulması gereken üç ders sunuyor. Birincisi, Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Doğu çatışmalarından hızlı biçimde çıkma konusunda güvenilir bir sicili yok. Haftalar olarak başlayan şey yıllara uzuyor; “cerrahi müdahale” diye sunulan operasyonlar uzun süreli savaşlara dönüşüyor. İkincisi, savaşın maliyeti neredeyse her zaman ilk tahminlerin üzerine çıkıyor. 11 Eylül sonrası savaşların 8 trilyon dolarlık toplam maliyeti, o kampanyaların kendinden emin ilk günlerinde görünür değildi. Üçüncüsü, bu maliyetlerin yükü en ağır biçimde savaş başlatanların omuzlarına binmiyor. Enflasyon, borç, gündelik tüketim mallarındaki fiyat artışları ve can kayıpları üzerinden bu yük en çok başkalarını vuruyor. Savaşın bedelini en ağır biçimde ödeyenler depolarını dolduranlar, market alışverişi yapanlar ve faturalarını ödeyenler: Yoksullar, eksik istihdam edilenler ve artan fiyatlarla durağan ücretlere en az dayanabilecek durumda olanlar.
Ne yazık ki yorgun Amerikalıların acilen verilmesini beklediği başka bir savaş var. Bu, geçim sıkıntısına karşı verilecek savaş. Şimdilik o cephede neredeyse hiç ateş açılmıyor.
·



HABERE YORUM KAT