"BASTIRDIKLARINDA DİZ ÇÖKTÜRÜYORLAR HÜKÜMETLERE"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Sosyal Güvenlik reformu kazanılmış hakların kaybına yol açıyor diyen yalancıdır" sözlerinin ardından gündemin birinci sırasına çıkan, düzenlemenin çalışan kesimle, emeklileri nasıl etkileyeceğine ilişkin tartışmalar kamuoyunda kafa karışıklığına yol açtı. Hükümet, bazı sendikaları "Rant peşinde koşmakla" suçlarken, bazı sendikalar da hükümeti, "IMF'nin emriyle hareket etmekle" itham etti.
Bütün bu tartışmalar sırasında, Reform'un bazı noktalarına ağır eleştiriler yönelten bazı noktalarını ise "Olumlu" bulduğunu söyleyen bir isim vardı: Hak İş Genel Başkanı Salim Uslu.
Kamuoyunun değerlendirmelerine itibar ettiği, "hükümete şirin görünmek için gerçekleri saptırmayacağına, bununla birlikte her hangi bir düzenlemeye de sırf bu hükümet yaptı diye karşı çıkmayacağına" güven duyduğu Hak İş Başkanı Salim Uslu ve sendikanın uzmanlarıyla "Sosyal Güvenlik Reformu"nu konuştuk. Sendika uzmanları, reformun çalışan kesim, emekliler ve hak sahipleri açısından neler getirip, götürdüğü konusunda teknik izahat verirken; Uslu daha ziyade "Reformun ruhu, militer bürokrasi ile patronlar kulübünün dokunulmazlığı" üzerinde durdu. (Serdar Arseven / İlhan Toprak)
- Sayın Uslu, uzman arkadaşlardan teknik bilgiyi alıyoruz… Yasanın ruhunu da sizden istirham edeceğiz. Bir nokta dikkatimi çekti; bizim "kartel" tabir ettiğimiz medya organları, yasanın en fazla tartışılmayı hak eden kısımlarından Kıdem Tazminatı meselesine –işlerine gelmediği için- pek girmiyorlar. Buradan başlayalım isterseniz…
- Bu çok dikkatle değerlendirilmesi gereken bir nokta. Biliyorsunuz, kıdem tazminatı 30 gün üzerinden hesaplanıyor. Ancak tavan katsayısı çok küçük tutulduğu için kamuda çalışan işçiler tavan üzerinden kıdem tazminatı alsalar bile, yasanın 30 gün demesine rağmen hesaplandığı zaman bunların 20 ile 25 gün ücret aldıkları görülüyor. Burada, tavan tutturamayan özellikle asgari ücretlilerdir. 12 Eylül ihtilalinden sonra yapılan ilk işlerden biri kıdem tazminatına tavan getirmek, sınır getirmek olmuştur. Yasada bir hak olmasına, rağmen ödemede tavanı bulamadığınız zaman alacağınızın bir bölümünü götürüyor. Bir de iş yerlerinde çifte bordro varsa resmi bordro ile gayri resmi ödemeler farklı ise ondan dolayı da kıdem tazminatı hakkınızda yanma olur. Günlük yasal çalışmaları aşan süredeki aldığınız ücretler bordrolara yansımadığı için kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmıyor. Yasal süreleri aşan çalışmalarınızdan aldığınız ücretler kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmıyor.
ÖZEL SEKTÖRDE TAZMİNATINI ALAMAYAN ÇALIŞAN ÇOK!
Dolayısıyla kıdem tazminatının yasada yer almış olması bunu mutlaka alacağınız anlamına gelmiyor. Özellikle özel sektörde kıdem tazminatı alamayan birçok çalışan var. Kıdem tazminatı öncelikli alacak değil. İpotek alacakları öncelikli alacak olarak belirlenmiş. Adamın üzerindeki tapulu mülk sayısı son derece az olduğu için ipotekli alacaklar öncelikli oluyor ve kıdem tazminatını alamıyorsunuz. Mesela Yalova Elyaf fiilen iflas gösterdi, oradaki 1500 işçi kıdem tazminatını alamadı. Yani kamuya bakarak, 'kıdem tazminatıyla oynamayın' denmesi 'Beni özel sektördeki ilgilendirmiyor' anlamına gelir. Esas özel sektörde kıdem tazminatı sorunu var. Bir de kıdem tazminatını işçiye her yılın sonunda niye vermeyelim ki. Verilebilmesi lazım.
- 10 yıl da adamı tazminata mahkum eder. Kıdem tazminatları her yıl ödense çalışan için daha iyi değil mi?..
- Bu tartışılabilir. Ancak 'mevcut haliyle sürsün' demek, 'sorunlar devam etsin' demektir. Bunun başka bir anlamı yok.
- Siz, bu hükümetin getirdiği yeni kıdem tazminatı modeline taraftar mısınız?.. Kesintiler fonda toplanacak. İşçinin kıdem tazminatı, işverenin inisiyatifinde olmayacak. Bu noktada, "fon uçup giderse" gibi bir endişe de var…
- Nasıl bir şey çıkacağını bilmiyoruz. Bizim ümidimiz bunun garanti altına alınması. Ancak bu benim ile ilgili bir şey değil.
- Sizce nasıl bir şey çıkmalı?..
- Fon, kıdem tazminatı hak kaybına yol açmayacak şekilde devlet garantisinde olmalı. Uluslararası Çalışma Örgütü de (ILO) fon oluşturulması gerektiğini söylüyor zaten. Kıdem tazminatının işverenin inisiyatifinden kurtarılması gerekiyor. Fonun yönetiminin bağımsız-özerk olması gerekiyor. İşletmeden her şarttan ayrılan işçinin kıdem tazminatı alabiliyor olması lazım. Daha önceki fonların başına gelenler, haklı endişelere yol açtı. Ama işsizlik sigortası fonunda şu an 32 milyar YTL para birikmiş durumda ve gayet de başarılı bir şekilde yönetiliyor. Kötü olan fon değil sistemi yanlış kurmaktır.
"SOSYAL DEVLETİ ISKALAYAN BİR ANAYASA!.."
- Türkiye, sosyal devlettir vesaire deniyor da sayın Başkan; Anayasa'sından yavru yasasına kadar, sosyal devleti dışlayan bir yapı…
- Evet, aslında Anayasa'nın 65. maddesi sosyal devleti ıskalayan maddedir. Her ne kadar Anayasa'da Türkiye Cumhuriyeti'nin sosyal bir devlet olduğu belirtiliyorsa da, Anayasa'nın kendisi bir başka maddede sosyal devleti ortadan kaldırıyor zaten. 65. madde eskiden diyordu ki; "Devlet sosyal ve ekonomik alanlarda anayasa ile belirlenen görevlerini ekonomik istikrarın korunmasını gözeterek mali kaynakların yeterliliği ölçüsünde yerine getirir. Yani burada ekonomik koşullar ne kadar izin verirse devlet o kadar sosyal bir devlet olacaktır. Ne kadar paran var o kadar sosyal devletsin diyor. Aslında bu anayasa sosyal değil. Bu anayasanın sosyal devlet ilkesini ortadan kaldıran bir düzenlemedir. Anayasa Mahkemesi'nin, "Kardeşim; sosyal devlet ilkesini ıskalayan bir düzenleme yapamazsın" demesi gerekir. Bunu değiştirdiler, 2001 yılında ve şöyle bir ifade eklediler: "Devlet ekonomik ve sosyal alanlarda anayasa ile belirlenen görevini bu görevlerinin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek mali kaynakların yeterliliği ölçüsünde yerine getirir"; Ha Hasan kel, ha Kel Hasan. Buradaki ifadeleri değiştirdiler ama bu da "Devlet, hükümetler, sosyal devletin gerekliliklerini yerine getirmeyebilirler ya da sosyal devleti ıskalayabilirler" demektir bu. İşte bu ciddi bir sorundur. Laiklik ilkesi için kıyameti kopartanlar, sosyal devlet ilkesi söz konusu olunca seslerini çıkarmıyorlar. Bu madde anayasanın üvey maddesi mi? Buna sosyal demokrat partiler de dahil. Dolayısıyla bu madde, hükümetlerin sosyal politika yaparken kasasındaki paraya bakarak yapmasını sağlıyor. Burada özellikle liberallerde liberalizme yönelik her türlü açılımı hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadan uygulama imkanı buluyorlar. Yani özel sektöre kapılar sonuna kadar açılıyor. Sosyal devlet ilkesinin yerine getirilmesinde, devletin kaynaklarının yeterli olup olmadığı tartışılırken, özel sektörü desteklemek söz konusu olunca hiç de böyle bir kriter gözetilmiyor. Ben 'nerden buldun' diye sormayacağım, yatırım imkanı vereceğim, elektriği ucuz vereceğim, teşvik vereceğim, 5 yıla kadar vergi muafiyeti vereceğim gibi… Her türlü imkan sunuluyor. Oysa, benim için "imkanlar dahilinde" diyorsun. Onun için de imkanlar dahilinde demen gerekmez mi?.. Gerekir ama öyle demiyorsun. Bastırdılar mı diz çöktürüyorlar hükümetlere. Çok ciddi bir çelişki var. Oysa laikçiliği bayrak yaparak pozisyon alanlar, anayasanın bütünüyle ilgili değiller. Bir yönüyle ilgililer. Onun için buna "pozisyon tutma" diyorum. Çünkü bu siyasi veya ideolojik bir pozisyon. 'Sana karşıyım' demenin bir başka gerekçesi yani dolgu malzemesi oluyor, laiklik. "Sana karşıyım", hatta "senin siyasi varlığına karşıyım" demenin dolgu malzemesi. Yoksa sosyal ya da hukuk devleti olmak neden laiklikten daha az önemli olsun? Şimdi laiklik konusunda bas bas bağıranlar, "nerden çıktı bu Ergenekon, Atabeyler?" demiyorlar.
|
UZUN YILLAR SOSYAL DEVLET ANLAYIŞI ARKA PLANA İTİLDİ, PARASAL DENGELERİ GÖZETME YAKLAŞIMI ÖNE ÇIKARILDI!
- Emek Platformu'nun mensubusunuz. Platform olarak, AK Parti düzenlemesinin "ruhuna" karşı çıktınız. Siz de o çerçevede yer aldınız. Nedir karşı çıkışınızın temel sebepleri?..
- Sosyal güvenlik sistemi üzerinde zaman zaman yapılan değişiklikler sosyal güvenlik felsefesini ortadan kaldırdı. Bağlamlar koptu, konsept dağıldı. Bir sosyal devletin olması gereken bir sosyal güvenlik sistemi olmaktan çıktı. Şu anda bunu toparlamak yerine tam tersine sistemin parasal dengelerini gözetmeye yönelik bir yaklaşım var. Temel olarak buna karşıyız. Oysa kayıtdışı istihdamdan devletin yıllık kaybı, vergi ve primlerle birlikte 26 milyar YTL'dir. Özel sigorta sistemi ve özel hastaneler kamu hastanelerinin ve sosyal sigortaların pazarına göz dikmiş durumda. Esas olay bu. Biz özel sigortacılığın karşısında değiliz. Ama özel sigortacılık sosyal sigortanın alternatifi olmamalıdır. Tamamlayıcı olabilir. Sosyal sigortacılık özellikle Türkiye gibi yoksulun fazla olduğu, gelir dağılımının adaletsiz olduğu ülkelerde bir sosyal koruma enstrümanı olarak doğru kullanılması gerekiyor. Bizdeki temel yaklaşım, IMF'nin yaklaşımı ya da hazinedeki bazı bürokratların yaklaşımı 'Devletin sosyal sigorta yükünü ne kadar hafifletirsek o kadar başarılı oluruz' şeklinde.
- Sistem dışında fazla çalışan olunca, özel sigortacılığın rantı da genişliyor haliyle. Sanki zımni bir mutabakat var. Birileri, vatandaşı özel sigortacıların kucağına mı itiyor, ne?
- Tabii, mevcut sistem sigortalılara yeterince güven vermiyorsa insanlar doğal olarak özel sigorta arayışına girecek.
- Özel sigortacılık süreçten nasıl yararlanacak?.. Hangi avantajlar sağlanıyor bunlara?..
- Özel sigortacılık başlangıç noktasında değil. Özel sigortalara yapılan her türlü kesinti, vergi dışında oldu. Artık oralarda cazip hale getirilerek teşvik edilmeye çalışılıyor. Bunun, liberal ekonomide karşılığı var. Sermaye oluşsun. Amaç bu. Avrupa'da sigorta şirketlerinin bankaları var. Biz de ise tam tersi, bankaların sigorta şirketleri var.
"KASASI GÜÇLÜ OLANLA NAMLUSU UZUN OLAN SİSTEMİN YÖNÜNÜ TAYİN EDİYOR"
- Şöyle bir vaziyet var sayın Başkan: Her hükümet, dönüp dönüp işçiye çakıyor, emekliye köylüye çakıyor… Üniformalı, üniformasız üst düzey bürokrasiye kimse dokunamıyor ama vur işçiye, vur köylüye, emekliye… Hani, fail değişiyor ama mef'ul hep aynı!..
- Sistem demokratik bir sistem değil. Güçlüler sistemin yönünü tayin ediyor. Kim bunlar peki? Kasası olanlar ve silahının namlusu uzun olanlar. Kasası güçlü olanlar sistemin ekonomik yönünü tayin ediyorlar, silahının namlusu uzun olanlar da sistemin siyasi yönünü tayin ediyorlar. Dolayısıyla halk burada bu sistemin öznesi olmaktan çıkıyor sadece objesi oluyor. Zaman zaman öyle rüzgarlar esiyor ki herkes sadakat yarışına girmek zorunda kalıyor. Bunların içinde siyasi partiler, sendikalar, sivil toplum örgütleri de vardır. Demokratik sistemlerde değişim dinamiklerinin çok güçlü olmalıdır. Değişim dinamiklerini kim oluşturur; sosyolojik olarak baktığınız zaman işçiler, memurlar, esnaf, emeklidir. Bizdeki sistem işçiyi, memuru, esnafı ortadan kaldıran bir sistem.
Sistemi işçi kurtarıyor, memur kurtarıyor yani halk kurtarıyor. Dolaylı vergilerin oranı dolaysız vergilere oranı yüzde 72 ise o zaman sistemi finanse eden halk olduğu ortadır. Ancak sistemi yönlendiren, sistem üzerinde egemenlik kuran halk değildir. Burada çok ciddi bir sınıf çatışması var tabii. Zaman zaman ekonomi çıkar grupları ile üniter çevrelerin birçok noktada örtüştüklerini, birbirlerini destekleyen mesajlar verdiklerini görüyorsunuz. Bunlar statükonun devamı kendi yararlarına olduğu için onu savunuyorlar.
- Hükümetler de, "Bu odaklara el atarsak, elimiz yanar, en iyisi sıradan vatandaşları halledelim" diyor.. Öyle mi?..
- Bizde işçinin, memurun, halkın 3-5 senede oylarını kullanarak tepkisini ortaya koymaları gibi yerleşik bir kültür var. Oysa TÜSİAD'ın ya da başka kurumların hükümetleri diz çöktürmek için ellerinde birçok imkanları var. Hiçbir şey yapmasalar partiler arası transferlere taraf oluyorlar, hiçbir şey yapmasalar Anayasa Mahkemesi'ne müdahil oluyorlar; partiler kapatılıyor, sendikalar kapatılıyor. Ben şunu anlamıyorum. 12 Eylül'den sonra sendikaların siyasi partilerin kapatılmasının arkasında verilen 3 veya 4 nolu karar niye kıdem tazminatıyla ilgili? Aradan 28 yıl geçmiş olmasına rağmen ben bunu çözebilmiş değilim. İhtilalin gerekçesi kıdem tazminatı mıydı, Türkiye'nin öncelikli sorunu kıdem tazminatı mıydı? Öyle enteresan bir şey daha var: Danışma Meclisi'nin nasıl toplandığını biliyoruz. Akredite edilmiş belli insanlardan kuruldu. Buna rağmen yani siyasi partiler yasası Danışma Meclisi'nde görüşülmesine rağmen, sendikalar kanunu, grev ve lokavt kanunu Danışma Meclisi'nde görüşülmedi. Bu doğrudan kararlaştırıldı. Neden? Hangi ittifaklar böyle olması gerektiğini düşündü?
|
YASA, SİGORTALI SAYISINI ARTIRMAYI DEĞİL, MEVCUT ÜZERİNDEN TASARRUFU HEDEFLİYOR
- Kayıtdışının kayıt altına alınması kısa sürede gerçekleştirilebilir mi?..
- Çok kısa sürede yapılamaz. Sistemin aktif-pasif dengesi bozuldu.. Dünyada belirli bir standart yoktur ama 4 aktif çalışan olursa 1 pasife karşı iyidir. Böyle bir denge, standart yok ama dünyada mevcut hesaplamalar bunu gösteriyor. Şimdi o zaman ne yapacaksınız? Eğer aktif-pasif dengesini kuracaksanız. Daha fazla bireyin sigortalı olmasını sağlamanız lazım.
- Bu yasa buna hizmet ediyor mu?
- Hayır. Bu yasa ne yapıyor? Temel olarak düzenlenmek istenen yeni yasa daha fazla sigortalılık sağlayacak bir düzenleme olmaktan çok mevcut sigortalılar üzerinden tasarruf sağlamayı hedefliyor. Yani amaç açıkları aza indirmek. Peki indirebilecek mi?.. Belirsiz. Zira, parasal büyüklükleri göremiyoruz. Ben merak ediyorum; süt parası, ölüm parası, emekli maaşının az ödenmesi falan bunların bir parasal büyüklüğünü görsek şu an 23 diyoruz ama 30 katrilyon civarındaki açığın ne kadarına derman olacak? Bir tür eskalasyon yapılmalı. Eldeki mevcut verilere bakarak gelecek varsayımı hesaplanmalı. Bu durumda da tam rakamlara ulaşmak mümkün değil.
- Kayıtdışı istihdamı azaltmak için zamanı var hükümetin. Bakar mısınız, taaa 100 sene sonrasını planlıyorlar. Madem böyle, üç beş yıllık bir planla sigortalı sayısını aktif-pasif dengesini sağlıklı pozisyona getirene kadar artırsınlar… Hem ekonomi de iyiye gidiyormuş, yabancı yatırımcı Türkiye'ye doğrudan yatırım yapmak için yarışıyormuş… Bir bunu yapamıyorlar mı?...
- Kayıtdışı ile mücadele çok önemli. Adam mal satıyor. Faturada malın nerede teslim edeceğinizi falan yazıyorsunuz. Oraya para hareketlerini de yazarsınız. Ödeme şu tarihte şu banka aracılığıyla yapılacak şeklinde. Böylece mal ve para hareketlerini birlikte takip edersiniz. Kayıtdışı harcamaları kontrol etmek açısından. Bu bir
İkincisi; adama nereden buldun diye sormazsınız. Mesela kamyonlarda falan gelir gider hesabı yapılırken giderler üzerinden yapılırdı. Bu kadar akaryakıt ile her halde keyfine gitmedin sen oralara denirdi. Böylece fatura olmadığı ortaya çıkardı. Böyle bir çapraz kontrol yapılırdı. Bu tür denetimler yaparsınız.
Bunun yanında vatandaş da duyarlı olacak. Mesela ben Sayın Çalışma Bakanı'na da söyledim: Adamın canı yanmayınca şikâyet etmiyor. Kayıtsız çalışanı tespit çok zor. Sondajlamayla, tesadüfen yakalayacaksınız. Nasıl, Hızır acil servis varsa aynen öyle bakanlıkta bir servis alo yangın var denildiğinde ne yapılıyorsa, bu hat da onun gibi çalışacak. Bir sigortasız çalışan telefon ettiğinde anında gidilecek.
-Sizinki de, anında baskın mantığına dayanıyor. İstihdam maliyetleri bu kadar yüksekken, bazıları da mecburen sigortasız çalıştırıyor. Ha bu suçsa ve üzerine giderseniz, bu kez de işçiyi azaltır. Bu da istihdam problemini arttırır. Bu çare mi?..
- Evet. Bu da meselenin bir başka boyutu. İşveren de maliyetlerin fazlalığından şikâyetçi. Bunu aşağı çekersiniz ama buna rağmen sigortasız çalıştırmanın bedelinin de ağırlaştırılması gerekir.
HAK İŞ'E GÖRE TASARININ OLUMLU VE OLUMSUZ YÖNLERİ
1- Sosyal Güvenlik bileşenleri (SSK-Bağ-Kur ve Emekli Sandığı) tek çatı altında toplanarak mevzuat karmaşalığına son verilmesi hedefleniyor. Güvenlik sisteminin bileşenlerinin yerine Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) getirilerek bürokratik hantallığın giderilmesi hedefleniyor.
2- Banka Sandıkları 3 yıl içerisinde SGK'ya devredilecek. BDDK tarafından yeni Bankacılık Yasası'na konulan maddeyle 'bankaların çalışanlarının kurduğu sandık ve vakıflara para aktarımı' yasaklanmıştı. Kanunun 58. maddesine göre 2008 yılından itibaren bankalar çalışanlarına ait sandık ve vakıfların açıklarını kapatmak için kaynak aktaramayacak. (Halen 12 banka, 4 sigorta şirketi ve TOBB bünyesinde faaliyet gösteren personel sandıkları bulunmaktadır.)
3- Mevcut sosyal güvenlik sisteminde; iş kazası, meslek hastalığı, emzirme ve analık sigortasından istifade edemeyen Bağ-Kur'lular yeni düzenleme ile bu haklardan istifa edebilecekler. Bağ-Kur'lu çalışanlara rapor parası da ödenecek. Yine esnafın prim borcu 30 günü geçmemek koşuluyla sağlık hizmetlerinden faydalanabilecek.
4- Sosyal Güvenlik Sistemine ilk defa devlet katkısı getiriliyor. SGK'nın esas aylığa prim teşkil eden miktarın-oranında devlet katkı sağlayacak. Böylece işçi ve işverenden sonra ilk defa devlet prim vermiş olacak.
5- Tehlikeli işlerde çalışan itfaiyeci ve orman yangını söndürme işçilerine fiili hizmet zammı verilecek. Ayrıca köy muhtarları da yeni düzenlemeye göre tarım sigortalısı olabilecekler.
6- Genel Sağlık Sigortası düzenlemesi ile 18 yaşın altındaki herkes sağlık güvencesine kavuşacak. Geliri asgari ücretin üçte birinden az olanlar sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanacak. Gazi ve şehit yakınlarına özel hastanelerden ücretsiz faydalanma hakkı getirilecek.
7- Sosyal Güvenlik Şemsiyesi altındakiler, sağlık hizmetlerinden yararlanmak için 3 ay beklemeyecek. Sigortaya geçer geçmez, hizmetlerden faydalanabilecek.
8- Emzirme yardımı 50 YTL'den 200 YTL'ye çıkarılırken, cenaze yardımı da herkes için 608 YTL olacak. (Mevcut sistemde SSK'lılar 242 YTL, Bağ-Kur'lular 235 YTL ve Emekli Sandığına mensup çalışanlar 940 YTL ölüm aylığı alıyorlar) Ayrıca doğum izninde geçen süre askerlikte olduğu gibi borçlanılabilecek.
9- İsteğe bağlı sigortalı olabilmek için mevcut yasada belirtilen 3 yıllık sigortalı olma şartı kaldırılacak.
10- Yatarak tedavilerde alınan yüzde 1 katkı payı yeni düzenleme ile alınmayacak. Ayrıca, ikamet ettikleri yerler dışında sevk edilenlere yol ve refakatçi parası ödenecek.
11- Terörle mücadelede gazi veya şehit olan subaylara Nakdi Tazminatlar Kanununa göre ödenen tazminatın kapsamı geliştirilerek, aynı durumdaki er ve erbaşlara da tazminat ödenecek.
TASARININ OLUMSUZ YÖNLERI:
1- Yürürlülük tarihi itibariyle emekliliğe esas teşkil edecek olan prim ödeme gün sayısı her yıl 100 gün arttırılacak. Tasarı eğer 2008 yılında yürürlüğe girerse 2028 yılında emeklilik prim gün sayısı 9 bin olacak.
2- Emeklilik aylığı katsayısı 5510 Sayılı yasada yüzde 2,6 olarak belirlenmişken yeni tasarıda yüzde 2'ye düşürülüyor. Yasa emeklilik yaşını ise 2036 yılından itibaren kademeli olarak 2048 yılına kadar 65 olarak öngörüyor.
3- Ölüm aylığı almaya hak kazanmak için 506 Sayılı Yasada 10 yıllık sigortalılık ve 900 gün prim ödeme şartı getirilirken, yeni düzenlemede prim ödeme gün sayısı 1,800'e çıkarılıyor.
4- Gazeteci, postacı, pilot, demiryolu çalışanı, gardiyan, lokomotif makinisti, veteriner, hostes, gemi adamı ve sanatçılar yeni düzenlemede yıpranma payı alamayacaklar. Yeni düzenleme asker ve polisin yıpranma payına dokunmuyor.
5- Mevcut yasalara göre işsiz kalanlar 6 ay sağlık hizmetlerinden yararlanırken, yeni düzenleme bu süreyi 10 ile kısıtlıyor.
6- Yeni düzenleme ile ayakta tedavide doktor ve diş hekimi muayenesi için 2 YTL katılım payı ödenmesi getiriliyor.
Serdar Arseven-İlhan Toprak / Vakit

