Schadenfreude: Gizli gaz odalarından İsrail’in seyir için kurulan darağacına

Schadenfreude: Gizli gaz odalarından İsrail’in seyir için kurulan darağacına

Bir kişiyi (Yahudi olmayan) askeri hukuk, diğerini (Yahudi) ise sivil hukuk kapsamında yargılayan bir mahkeme sistemi, adli bir apartheid yaratmıştır.

Jamal Kanj’ın Middle East Monitor’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


Auschwitz-Birkenau kompleksi ile İsrail Siyonist darağacı arasındaki fark nedir? Auschwitz-Birkenau’da özel bir “seyir odası” yoktu.

Bu bir metafor değil. İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in 19 Ağustos’ta kamera karşısında yaptığı açıklamadır. Elini sallayarak Instagram takipçilerine, İsrail’in Filistinli tutukluları idam etmek için kullanmayı planladığı darağacını tanıttı. Bir seri katil gibi, yüzünde şeytani bir sırıtışla, 21. yüzyılın “damnatio ad bestias”ını anlatırken sevinçten kıkırdadı.

İsrail kültürü, Filistinlilerin acısını izlemekten zevk almak için iklim kontrollü bir sahneye ihtiyaç duymadı. Yıllardır bunu “Sderot Sineması”nda yaptılar. Gazze sınırındaki sadece Yahudilerin yaşadığı yerleşim yerlerinin sakinleri, bahçe sandalyelerini ve atıştırmalıklarını alıp tepe üstlerine toplanarak, Amerikalıların 4 Temmuz havai fişek gösterilerini izlediği gibi Gazze’ye yapılan bombardımanı izlediler.

Bombaları hayranlık ve heyecanla izlediler; Gazze’nin gece gökyüzünü aydınlatan devasa patlamaları coşkuyla karşıladılar ve yanıp kül olan mahallelerden yükselen her duman bulutunu saf bir acımasızlıkla alkışladılar.

Bu durum sadece 7 Ekim 2023’ten beri değil, 2014 yılına kadar uzanıyor; o dönemde cinayet ve yıkım, bir tür halk eğlencesi olarak videoya çekilip normalleştirilmişti. Eskiden bir tepenin üzerinde katlanır sandalye gerektiren açık hava sineması, artık kapalı bir tiyatroya kavuşmuş ve İsrailli izleyicilere keyfini en üst düzeye çıkarmak için daha konforlu koltuklar sunuyor. Bu tiyatro, 50. yaş gününü ilmek süslemeli bir pasta ve “Tebrikler Bakan Ben Gvir, bazen rüyalar gerçek olur” mesajıyla kutlayan bir bakan tarafından tasarlandı.

Bu, Siyonist “Schadenfreude”dir: Filistinlilerin ölümünü bir eğlence olarak görmeye yıllardır beyin yıkanmış olduğu için, bir infazın izlenmesi için özel bir odaya ihtiyaç duyan bir kültür. Tepelerde düzenlenen izleme partilerinden deniz gezilerine ve darağacı odasına kadar, hepsi aynı dürtüdür; kimisi açık havada, kimisi ise kapalı kapılar ardında sahnelenir.

Geçen Mart ayında Knesset tarafından kabul edilen idam yasası, yasadışı sömürgecilere direnen özgürlük savaşçıları için ölüm cezasını zorunlu hale getirdi. Aynı yasa, yalnızca bu yılın başından bu yana on iki Filistinli sivili ve 2022’den bu yana dokuz Amerikan vatandaşını öldüren Yahudi çetelerine uygulanmıyor. Yahudi katiller, Filistinlilere veya Filistinli Amerikalılara karşı işledikleri suçlardan nadiren, hatta hiç, yargılanmıyor.

İsrail Sivil Haklar Derneği, Knesset’in vatandaşı olmayan kişiler için yasa çıkarma yetkisi olmadığını savunarak Yüksek Mahkeme’ye dilekçe sundu. Almanya, Fransa, İtalya ve Birleşik Krallık dışişleri bakanları, tasarının “fiili ayrımcı niteliği” konusunda uyarıda bulundu. Müslüman çoğunluklu sekiz hükümet ise bunu “apartheid’ı pekiştiren” bir sistemin parçası olarak nitelendirdi.

Bu idam sehpaları tek başına inşa edilmiyor. İsrail, yaklaşık 9.200 Filistinliyi gözaltında tutuyor; bunların neredeyse %40’ı, aralarında 191 çocuğun da bulunduğu idari tutuklular olup, herhangi bir suçlama veya yargılama olmaksızın gözaltında tutuluyor. Doktorlar hastanelerin ameliyathanelerinden, öğrenciler ve eğitimciler üniversitelerinden, seçilmiş milletvekilleri ise evlerinden kaçırılıyor. Altı ay süreli ve uzatılabilen askeri gözaltı sayesinde, bir Filistinli İsrail cezaevi sisteminde süresiz olarak ortadan kaybolabilir. Sivil rehineler, takas için pazarlık kozu olarak İsrail tarafından alıkonuluyor. Bu yasa, Batı Şeria ve Gazze’deki Yahudi olmayanlara özel olarak uygulanıyor. Oysa Batı Şeria köylerini terörize eden Yahudi çeteler, aynı askeri yasadan muaf tutuluyor.

Ekim 2023’ten bu yana, İsrail zindanlarında tutulanların yüzde birinden biraz fazlasını oluşturan en az 98 Filistinli rehine öldü ya da öldürüldü; bunların çoğunda işkence izleri görüldü; serbest bırakılan tutuklular, sorgu sırasında elektrik şoklarına, köpek saldırılarına ve cinsel saldırıya maruz kaldıklarını anlattı. Bir BM uzmanı, İsrail’in uyguladığı işkenceyi “devlet doktrini” olarak nitelendirdi.

Aslında, Irak’taki Ebu Gureyb Hapishanesi’ndeki işkence, İsrail’in işkence odalarının tıpatıp aynısıydı. Suçlama yapmadan insanları hapseden ya da aktivistleri öldürmek için yargısız infazlara başvuran bir sistemin, onları asmaya başlaması için fazla bir değişiklik yapmasına gerek yoktur.

Yargısız infazlar konusunda bir uzman da dâhil olmak üzere dört BM özel raportörü, Nisan ayında idam yasasının “ayrımcı bir rejim oluşturduğunu” ve İsrail’in uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerini açıkça ihlal ettiğini açıkladı. Uluslararası Adalet Divanı’nın 2024 tarihli kararında, işgal altındaki Filistin topraklarındaki İsrail politikalarının ırk ayrımcılığı ve apartheid yasağını ihlal ettiği belirtilmiştir. Opinio Juris’te bir makale yazan bir ceza hukuku profesörü, yeni İsrail yasasının, bir ırk grubunun diğerine karşı kurumsallaşmış bir egemenlik rejimi oluşturarak Roma Statüsü’nün “apartheid” olarak tanımladığı insanlığa karşı suç tanımına uyması olasılığını ortaya koydu. Profesör, siyah çoğunluğa karşı zorunlu idam cezasını uygulayan apartheid dönemi Güney Afrika’sındaki emsalin açık olduğunu belirtti.

Parçaları bir araya getirdiğinizde ortaya çıkan tablo hiç de belirsiz değil. Sivil halkın bombalanmasını alkışlamak için toplanan sivillerin partilerinin belgelenmiş olduğu ve artık seyirciler için tasarlanmış bir sahneye sahip bir devlet kültürü.

Binlerce kişiyi suçlama olmaksızın tutuklu tutan ve gözaltında meydana gelen düzinelerce belgelenmiş ölümden zaten sorumlu olan bir cezaevi sistemi, şimdi bu cezasızlığı yasaya dönüştürmeye çalışıyor. Bir kişiyi (Yahudi olmayan) askeri hukuk, diğerini (Yahudi) ise sivil hukuk kapsamında yargılayan bir mahkeme sistemi, adli bir apartheid yaratmıştır.

Seksen yıl önce, gaz odaları gizlenmişti; çünkü Nazi tasarımcıları bile, bir düzeyde, dünyanın bunu izlemeye tahammül etmeyeceğini anlamışlardı. İsrail’in ulusal güvenlik bakanı, Instagram’da övündüğü gibi, “manzaralı” bir ölüm odası inşa ediyor; bu oda, on yıllardır savaş suçlarını kutlayan izleme partileriyle geçen, bir sonraki damnatio ad bestias için sürekli prova yapan, 21. yüzyıl Siyonist Schadenfreude’sinin bir parçası olan bir tepe kültürüyle yan yana yer alıyor.

* Jamal Kanj “Children of Catastrophe: Journey from a Palestinian Refugee Camp to America” (Felaketin Çocukları: Bir Filistin Mülteci Kampından Amerika’ya Yolculuk) ve diğer kitapların yazarıdır. Çeşitli ulusal ve uluslararası yayınlarda Arap dünyasına ilişkin konularda sık sık yazılar yazmaktadır.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir