Müslümanlar ve NATO

Müslümanlar ve NATO

ÖZGÜR-DER Genel Başkanı Rıdvan Kaya, NATO'nun İslam coğrafyasındaki rolü, Türkiye'nin ittifak içindeki konumu ve Ankara Zirvesi sürecinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin Perspektif'ten Naman Bakaç'a değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye'nin NATO politikası ve Ankara Zirvesi sürecinde yaşanan hak ihlalleri tartışmaları devam ederken, Naman Bakaç'a süreçle ilgili değerlendirmelerde bulunan ÖZGÜR-DER Genel Başkanı Rıdvan Kaya; NATO'nun İslam ümmeti açısından tarihsel bir tehdit olduğunu belirtirken, Türkiye'nin son yıllarda daha bağımsız bir dış politika izleme çabası içinde olduğunu söyledi. Protesto hakkına yönelik müdahaleleri de eleştiren Kaya, güvenlik gerekçesiyle hukukun askıya alınamayacağını vurguladı.

"NATO, İslam coğrafyasını iki asırdır işgal etmiş ve sömürmüş Batılı emperyalist güçlerin bir ittifakıdır"

NATO'nun Müslüman coğrafyadaki işgal, savaş ve sömürü politikaları karşısında Müslümanların nasıl bir duruş sergilemesi gerektiğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kaya, şunları söyledi:

"NATO son kertede İslam coğrafyasını yaklaşık iki asır boyunca işgal etmiş, sömürmüş, yağmalamış Batılı emperyalist güçlerin bir ittifakıdır. Bu ittifak sömürgecilik çağının bittiği varsayılan dönemde de değişik yöntem ve araçlarla tasallutunu sürdürmüştür. Yakın zamanda Afganistan örneğinde görüldüğü üzere vahşi bir işgal ve katliamla düşmanlığını en açık biçimde göstermiştir.

Sonuç itibariyle en son Gazze soykırımı vesilesiyle bir kez daha görüldüğü üzere İslam Ümmeti ile Batılı emperyal güçler arasında derin bir düşmanlık ve çatışma olgusu mevcuttur ve bu bağlamda NATO kaçınılmaz olarak saldırgan, sömürgeci tarafın askeri örgütü konumundadır. Bu perspektiften değerlendirildiğinde NATO genelde İslami Ümmeti, özelde İslami hareketler açısından asla dost konumunda olmayıp, değişen süreçlerde değişen yoğunlukta ama hep bir tehdit ve düşman konumundadır."

"Türkiye, AK Parti döneminde tedrici olarak Batı bloğunun askeri konumundan uzaklaştı"

Türkiye'nin NATO içindeki konumunu ve AK Parti iktidarı dönemindeki dış politika değişimini değerlendiren Kaya şu ifadeleri kullandı:

"Türkiye 2. Dünya Savaşı sonrasında Batı İttifakının bir askeri ittifak örgütü olarak ortaya çıkan NATO’yu, gerek sıcak çatışma, gerekse de Soğuk Savaş sürecinde daha ziyade Sovyet yayılmacılığına karşı bir güvenlik aygıtı olarak algılamış ve ısrarla, arzuyla dâhil olmuştur. Bu süreçte yine Türkiye, belki NATO adıyla değil ama Batılı emperyalist güçlerin Ortadoğu’ya yönelik sömürgeci, müdahaleci politikalarına da katkı sağlamış, işbirlikçi bir pozisyonda yer almıştır.

Nitekim bu tutum Sovyet Blokunun dağılmasından sonra geniş manada Batılı güçlerin, özelde de NATO’nun İslami hareketleri yeni tehdit olarak tanımlamasıyla da paralel bir tutum içinde olmuştur. Türkiye devletinin 28 Şubat sürecindeki pozisyonu, Afganistan işgaline verdiği destek, İsrail ile her alanda yoğunlaşan işbirliği vb. adımları da bu tutumun somut tezahürleri olarak ortaya çıkmıştır. Sonraki süreçte ise Türkiye AK Parti iktidarı döneminde tedrici olarak Batı Bloğunun gönüllü askeri konumundan uzaklaşmış ve kısmen daha bağımsız bir dış politika geliştirmeyi başarmıştır.

Son dönemlerde Türkiye bu tavrını somutlaştırma gayreti içindedir. Örneğin Gazze sürecinde NATO ittifakının önde gelen üyelerinin neredeyse istisnasız hepsi soykırımcı Siyonistlerin yanında yer almışken Türkiye soykırıma açık tavır almış, daha önemlisi de NATO’nun öncelikli düşman addettiği HAMAS’ı mücahitler topluluğu olarak ilan etmiş ve desteklemiştir.

Her ne kadar bazı siyasiler, akademisyenler ve medya mensuplarınca alabildiğine abartılsa da Türkiye’nin gücünün NATO’nun yönünü değiştirmeye yetmeyeceği açıktır. Bununla birlikte kısmi de olsa bir dengeleme siyaseti ortaya çıkarabilir mi, anlaşılan o ki Türkiye bunu deneyecek, bunun için uğraşacaktır. Başarılı olmasını umarım."

"Türkiye'de protesto kabiliyeti adeta sıfırlanmaya çalışılıyor"

Ankara'daki NATO Zirvesi sürecinde yaşanan gözaltılar, protesto yasakları ve hak ihlallerini de değerlendiren Kaya, şöyle konuştu:

"Maalesef Türkiye’de her şeyi abartma, çığırından çıkarma alışkanlığı yine nüksetmiş halde. NATO ve Trump merkezli sadece protestolar değil, protesto kabiliyeti adeta sıfırlanmaya çalışılıyor. Trump’ı ABD’de protesto etmek mümkün ama Türkiye’de imkânsız kılınmaya çalışılıyor. Bunun işgüzarlıktan öte güvenlikçi devlet geleneğinin, anlayışının yansıması olduğunu düşünüyorum. Maalesef çok sık devreye giren bu anlayış sadece insan haklarını görmezden gelmekle, hukuku çiğnemekle kalmıyor aklı ve mantığı da bertaraf ediyor.

Şüphesiz her devlet böylesi önemli bir toplantı öncesinde birtakım tedbirler alma hakkına sahiptir. Daha ötesi terör tehdidi söz konusu olduğunda bu ciddi bir yükümlülüktür. Ne var ki somut delil ve belirgin bir şüphe olmaksızın insanların topluca derdest edilmesi hukuk devleti ile bağdaşmaz. Farklı fikirler ileri sürmek gibi, eleştiri ve protesto da bir haktır. Güvenlikçi anlayışla bu hakkın yok sayılmasının geçmişte bu ülkede meydana getirdiği zulümler, arızalar, hastalıklar görmezden gelinemez.

Tam bu noktada NATO Zirvesi dolayısıyla yaşanan gözaltı ve tutuklamalara itiraz eden bazı çevrelerin de bir zaafına dikkat çekmek isterim. Ne yazık ki çok uzun bir zamandır, IŞİD gerekçesiyle/bahanesiyle Türkiye’nin muhtelif şehirlerinde İslami gruplara, cemaatlere karşı yaygın operasyonlar yapılmakta ve çok sayıda kişi gözaltına alınmaktadır. Bu insanların birçoğu bilahare hiçbir eylem isnat edilmeksizin sadece Selefi eğilimli oldukları için çıkarıldıkları mahkemelerce 'terör' bağlantılı denilerek tutuklanmakta ya da adli kontrole tabi tutulmaktadırlar. Açıkçası bu bir düşünce ve inanç yargılamasıdır, devletin buna hakkı yoktur. İnsanlar bu sistemi benimsemek zorunda değildirler. Sistemi benimsemeyenler, onu gayrı İslami bulanların ise illa da şiddete eğilim gösterecekleri sonucunu çıkarmak kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Evet, IŞİD kendisiyle mücadele edilmesi gereken bir beladır ama IŞİD gerekçesiyle ortada hiçbir delil, bağlantı, hatta emare olmaksızın insanların mağdur edilmesi hukuksuzluktur. Ne yazık ki kamuoyunun geniş bir kesiminde, hatta bu konularda duyarlı olduğu düşünülen çevrelerde dahi bu olgu görmezden gelinmektedir."

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir