Ramona Wadi’nin Middle East Monitor’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
Uçurtmalara karşı sert önlemler almak, İsrail’in son dönemde öne sürdüğü güvenlik endişelerinden biridir. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “Savunma kurumlarına ve IDF’ye verdiğim talimat, bu ölümcül silaha karşı her şeyi yapmaktır – onu vurmak, onu kullananları vurmak, uçurulduğu yeri vurmak, Gazze sınırındaki yerleşim yerlerinde ve her yerde vatandaşlarımızı korumak için her şeyi yapmak,” dedi.
Savunma Bakanı Israel Katz, Netanyahu’nun açıklamasını yineleyerek, Gazze’den yapılan her türlü uşurmaya karşı “derhal ve sert bir şekilde harekete geçilmesi” talimatını verdiğini belirtti ve bunların “her bakımdan bir savaş eylemi” olduğunu söyledi.
Ancak İsrail ordusunun Gazze’de bulduğu uçurtmalarda herhangi bir patlayıcı cihaz bulunmuyordu. İsrail medyası bile bunu doğruladı.
Herhangi bir cihaz uçurulmamış olmasına ve İsrail’in sadece bir uçurtma olsa bile her türlü fırlatmayı bir saldırı olarak değerlendirmesine rağmen, bu söylemler, daha fazla Filistinliyi öldürecek ve diğerlerini yeni bir yerinden edilme döngüsüne sürükleyecek ek İsrail hava saldırılarının doğrudan tehdidinden başka bir şey ortaya koymuyor.
İsrail basınına göre, Gazze’nin yeniden inşasını geciktirmek amacıyla uçurtma uçurma eylemlerinin arkasında Hamas bulunuyor. Ancak Gazze’nin yeniden inşası, yeniden inşayı pilot projelerle sınırlayan Barış Kurulu’nun kendisi tarafından durdurulmuş durumda. Bu arada İsrail, Sarı Hattı’ndan geri çekilmeyi reddediyor. Netanyahu, daha önce ordusuna Gazze’nin yüzde 70’ini işgal etme emri vermesiyle açıkça ortaya koyduğu gibi, iki devletli çözüme ya da Gazze’den geri çekilmeye karşı olduğunu defalarca dile getirmiştir. İsrail Gazze’den geri çekilmezse, Filistinliler için yeniden inşa sürecinin gerçekleşmesine gerek kalmaz. Bunun yerine, daha fazla zorla yerinden edilme yaşanacaktır. Bu, zararsız uçurtmaları yeni bir düşmana dönüştürmek anlamına gelse bile.
Uluslararası toplum, İsrail’in konuşmasına ve saldırmasına izin verecek; Gazze’den geriye kalanlarda cesetler daha da yığıldıktan sonra ise kınama yapacaktır. Sömürgeci anlatının bozulmasından ve soykırımın yavaşlayarak tamamen durmasından korktuğu için, İsrail gibi bir askeri gücün uçurtmalardan nasıl tehdit altında hissedebileceğini sorgulamayacaktır. İsrail, askeri işgal yoluyla Gazze’de varlık gösteriyor – peki, soykırımdan kaynaklanan ve neredeyse üç yıldır süren sürekli zorla yerinden edilme sürecinde kendi hayatta kalma mücadelesiyle meşgul olan bir nüfustan İsrail tam olarak ne tür bir tehdit algılıyor?
İsrail uçurtmalardan bahsederken, Filistinliler İsrail’in güvenlik söyleminin sonuçlarıyla yüzleşiyor. İsrail’in daha fazla Filistinliyi öldürmek için bir bahaneye ihtiyacı yok – uluslararası toplumun soykırımı kabul etmesi bu konuda gereken her şeyi halletti. Ancak, ne kadar absürt olursa olsun, bir gerekçe olarak işlev gören zayıf bir mazeret, retoriğe yardımcı oluyor.
Sorun uçurtmalar, insansız hava araçları ya da sömürgeciliğe karşı direniş değil. İsrail için sorun, Filistinlilerin varlığıdır. Bu, Filistin’de sömürgecilik şekillenmeye başladığından beri Siyonizm için en acil sorun olmuştur.
İsrail için güvenlik, Filistinlilerin tamamen ortadan kalkması anlamına gelir. Yeniden inşa umutlarının, soykırım ve onun amaçlarıyla aynı oranda azalmasıyla birlikte, İsrail’in ordunun neden Gazze’yi bombalamaya, Filistinlileri öldürmeye ve konumunu daha da sağlamlaştırmaya devam etmesi gerektiğine dair anlatısına ekleyeceği önemsiz ayrıntılar bulması kolaylaşıyor. Uçurtmalar, İsrail’in Filistin halkını hızla yok etme çabasının sadece bir paravanıdır.
*Ramona Wadi, bağımsız bir araştırmacı, serbest gazeteci, kitap eleştirmeni ve blog yazarıdır. Yazıları, Filistin, Şili ve Latin Amerika ile ilgili çeşitli konuları kapsamaktadır.

