1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Rus istihbaratı KGB’nin kirli mirası tarihi nasıl şekillendirdi?
Rus istihbaratı KGB’nin kirli mirası tarihi nasıl şekillendirdi?

Rus istihbaratı KGB’nin kirli mirası tarihi nasıl şekillendirdi?

Mehmed Mazlum Çelik, KGB’nin kuruluşundan Soğuk Savaş operasyonlarına ve Afganistan’daki başarısızlığına uzanan süreçte küresel siyaseti nasıl şekillendirdiğini mercek altına alıyor.

03 Nisan 2026 Cuma 00:29A+A-

Rus İstihbaratı KGB’nin Kirli Mirası Tarihi Nasıl Şekillendirdi?

Mehmed Mazlum Çelik / Fokus+


 

Coğrafyamızda hangi taşı kaldırsak altından bir istihbarat örgütü çıkıyor. 

Bunların içerisinde en acı hatıralara sahip olanı hiç şüphesiz İngiliz İstihbaratı MI6’tir. Bugün dahi bu yapının açtığı yaralar kanamaya devam ediyor. Elbette CIA, MOSSAD gibi sayısız örgüt Irak’tan Suriye’ye Türkiye’den Afganistan’a varıncaya kadar pek çok elemli olayın arkasındaki başrol oyuncuları olarak öne çıktı.  

SAVAK, Muharebat gibi tarihin tozlu sayfalarına karışan yapılar da coğrafyamızın siyasi sorunlarının şekillenmesinde önemli rol oynadı. 

Tüm bu ve benzerlerinin içerisinde bir yapı vardı ki Türki Cumhuriyetlerden Balkanlara varıncaya dek her meselenin tam kalbindeydi: KGB… 

Lenin’in paranoyası ile kuruldu 

Tam adıyla “Komitet Gosudarstvennoy Bezopasnos” Sovyet Haber Alma Teşkilatı’nın kurucusu devrimin babası olarak görülen Lenin’di. 

Doğrudan Lenin’e bağlı oluşturulan gizli polis gücü Çheka’nın asıl amacı Devrimin dış düşmanlarından çok iç düşmanlarını tespit ederek imha etmekti. Bu yapıyı kurumsallaştıran ve sonraları KGB’nin temellerini oluşturacak kişi Stalin’di. 

Bu yapının en güçlü uluslararası operasyonu olarak Devrimin liderlerinden olan Troçki’nin öldürülmesidir. Troçki uzun süre ülkemizde ikamet etmiş; ama Rus baskıları sonucu Güney Amerika’ya geçişine rıza göstermek zorunda kalmıştık. 

Rus istihbaratının defalarca giriştiği suikastlardan her defasında kurtulmayı başaran Troçki kafası baltayla parçalanarak öldürülecekti. Bu Stalin’in istihbarat örgütlerini kullanarak işlediği ilk büyük cinayetti; ama bazı tarihçiler Lenin’in ölümünün arkasında da Stalin’in olduğunu iddia etmekteler. Bu iddiaya dönük en büyük delil olarak Stalin’in otopsiye izin vermeden Lenin’in cesedini mumyalaması gösterilmektedir. 

KGB’nin kuruluşu ve kritik operasyonları 

Rus istihbaratı, 1946 senesinde kurumsallaşmasını tamamlamış ve ismini değiştirerek KGB olarak resmen kurulmuştu. Bu tarih, Batılı müttefiklerin fikir ayrılıklarının başladığı ve Soğuk Savaşın da başlangıcına tekabül etmektedir. Ruslar bu tarihten sonra çoğunlukla iç siyaseti dizayn etmek için kullanılan istihbarat örgütlerini daha çok yurt dışı hamlelerine göre şekillendirecekti. 

Stalin’in 1953 senesinde ölümünün ardından Rus istihbaratının başına Lavrenti Beriya getirildi. Ülkenin en mahrem kurumunun başına getirilen Beriya’nın tüm soğuk savaşın dengesini değiştirecek iki düşüncesi sonunu getirecekti. Bunlardan ilki Doğu Berlin’i ABD’lilere vererek Sovyetleri ekonomik çöküşten korumak istiyordu. İkincisi ise çok daha radikal bir görüştü ki Stalin’in zehirlendiğini ve bunun arkasında Kuruşçev’in bulunduğunu düşünüyordu.  

Nihayet Beriya tutuklandı ve Kuruşçev’in iddiaları sonrası infaz edildi. Böylece Stalin’in ölümünün hemen ardından onun en güçlü adamı da tasfiye edilmiş oldu.  

KGB’nin Batı ile olan mücadelesi kadar diğer Komünist devletlerle de kıyasıya bir rekabeti bulunuyordu. 1969 senesinde SSCB-Çin çatışmasının arka planında büyük oranda KGB’nin yürüttüğü operasyonlar bulunuyordu. Bu çatışma yalnızca Damansky Adası’nın kime ait olduğundan ziyade iki ülkenin istihbarat ve rejim savaşının en somut örneği olacaktı. 

KGB’nin kritik operasyonları 

KGB denilince hiç şüphesiz akla ilk gelen olay Cambridge Beşlisi’dir. 

İngiliz İstihbaratı MI6’in içine sızıp ABD’nin Atom Bombası sırlarını dahi çalmayı başaran KGB, Balkanlardaki askeri operasyonlardan Ortadoğu’daki sayısız istasyon deşifresine kadar Batının belini bükmeyi başarmıştı. 

Operation RYAN adı verilen nükleer korku paranoyasının da baş müsebbibi KGB idi. Göreni dehşete düşüren devasa antenler ve her yere nükleer silah atma potansiyelini Batı’nın ve biz Türkiye’nin kalbine işleyen strateji de bu örgütün eseriydi. 

AIDS gibi hastalıkların ABD ordusu tarafından üretilip SSCB ve müttefiklerinin halklarına zerk edildiği iddiaları gibi korkunç senaryo ve propagandalarla bilinen “Operation Infection” stratejisi de KGB’nin çok boyutlu operasyonlarının en somut örneklerindendi. 

KGB’nin strateji geliştirme konusundaki maharetinin yanında daha önce hiç görülmemiş suikastları da sarsıcıydı. Bulgar muhalif yazar ve gazeteci Georgi Markov’un KGB tarafından “Bulgar Şemsiyesi Suikastı” ile öldürülmesi bu yapıya duyulan korkuyu perçinledi. Bir şemsiyenin ucuna geçirilen zehirli iğne ile ustalıkla işlenen bu cinayet tüm Rus muhaliflerinin kalbine korku salmıştı.  

Ayrıca KGB; rakibi olan CIA ve MI6’in aksine içerideki ajanları yakalama konusunda son derece mahirdi. Oleg Penkovsky vakası bunun en somut örneğiydi. Küba Krizi sırasında ABD’ye kritik bilgiler sızdıran bu ismin deşifresi KGB’nin çalışma disiplini konusunda Batı için ürpertici bir sorundu. Nitekim Farewell Dosyası olarak bilinen hadisede Batı ajanı Vladimir Vetrov da deşifre edilmişse de 1982’de Rus doğalgazını havaya uçuran operasyonun engellenememesi Batı’nın psikolojik olarak kendisini toparlamasını sağlayacaktı. 

KGB’nin yakın takibinde olan halkların başında Türki Cumhuriyetler ve Müslüman diğer halklar geliyordu. Bilhassa Türki Cumhuriyetlerden İslami kaidelerin izini silmek için çeşitli İslami yaklaşımlar teşvik edildi. Bu durum çarpık bir din anlayışının veya ateizmin yayılmasına neden oldu. 

Ayrıca KGB; Hac görevi için Mekke’ye giden Türk kökenli Müslüman hacıların çoğunu KGB ajanlarından seçerek Mekke’de de siyasi faaliyetlerini sürdürmüştü. KGB’nin Müslüman dünyasına yönelik en şedit operasyonları ise Afganistan işgali sırasında gerçekleşecekti. 

KGB Afganistan’da iflas etti 

1978 senesinde Saur Devrimi olarak bilinen komünist rejimin kurulması KGB’nin Afganistan’da büyük operasyonlara girişmesine neden oldu. Burada rejim değişikliği yanı sıra güçlü siyasi mühendisliklere girişen KGB adeta duvara çarpacaktı. 

KGB daha önce yapmadığı bir operasyonunu devreye alarak “Operation Storm-333” adıyla Afganistan’da başkanlık sarayını basması daha önce görülmüş bir olay değildi. Şimdilerde Trump’ın yaptığına benzer bir şekilde lideri öldürerek iktidarı ele geçirme hamlesi Afganistan’da büyük tepki toplayacaktı.  

1979 yılında KGB, Tacbeg Sarayını basarak esasen kendisine yakın bir rejimin lideri olan Hafizullah Amin’i öldürmesi ile neredeyse 10 yıl sürecek bir savaşı başlattı. Sadece bu 40 Dakikalık operasyon Sovyetlerin de çöküşünü hızlandıran en temel olay olacaktı. 

Afganistan’daki istihbarat savaşlarında CIA, KGB’ye karşı açık bir üstünlük kurmuştu. ABD’nin Vietnam’da yaptığı yanlışları Afganistan’da aynen tekrar eden Ruslar dünyada büyük bir imaj kaybının yanı sıra büyük ekonomik bedeller ödeyecekti. İç siyasette rahatsızlıklar artacak ve bu da KGB’nin iç siyasete yönelmesine neden olacaktı.  

Velhasıl KGB, Sovyetlerle tarihin tozlu sayfalarındaki yerini alırken bir KGB ajanı bugünün siyasetini dizayn etmeye devam edecekti. Hem Afganistan’daki bataklığı hem de Berlin Duvarının çöküşündeki süreci yakından izleyen o isim Vladimir Putin’di. Başka bir deyişle KGB bugün de Rus siyasetini belirlemeye devam ediyor. 

 

HABERE YORUM KAT