1. YAZARLAR

  2. ABDULLATİF GENÇ

  3. Rasyonel olmayan üretim kapasitesi: Gerçeklikten kopuk devasalık ve verimlilik yalanı
ABDULLATİF GENÇ

ABDULLATİF GENÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Rasyonel olmayan üretim kapasitesi: Gerçeklikten kopuk devasalık ve verimlilik yalanı

24 Şubat 2026 Salı 19:31A+A-

Önceki makalelerde teşhis ettiğimiz "tüketim histerisi" ve "ahlaki çürüme", aslında kendi başına var olan birer olgu değildir. Bunlar, devasa, kontrolsüz ve rasyonel olmayan bir üretim makinesinin durmaması için kitlelere dayatılan yaşamsal zorunluluklardır.

10. makale'de merceği; insanı ve doğayı birer "girdi"ye indirgeyen, gerçek ihtiyaçtan kopmuş bu devasa kapasitenin teknik ve ahlaki iflasına çeviriyoruz.

Kapitalizmin Önlenemez Çöküşü –10

Özet

Kapitalizmin mevcut evresinde üretim, insan ihtiyaçlarını gidermek için bir araç olmaktan çıkmış; kendi devamlılığı için insanı ve doğayı tüketen otonom bir makineye dönüşmüştür. Bu makale; küresel üretim kapasitesinin rasyonel olmayan şişkinliğini, "verimlilik" maskesi altında gizlenen kaynak israfını ve bu devasa çarkın durmaması için kurgulanan sahte bolluk illüzyonunu inceler. Gerçeklikten kopuk bu üretim çılgınlığının, sistemi teknik bir kilitlenmeye ve ekolojik bir imhaya sürüklediği savunulur.

İhtiyacın Ötesinde: Üretimin Otonom Korkusu

Klasik ekonomi anlayışına göre üretim, talebe verilen bir yanıttır. Oysa modern kapitalizmde üretim, kendi talebini şiddetle yaratan bir saldırı mekanizmasıdır. Karşımızda, dünya nüfusunun gerçek ve nitelikli ihtiyaçlarının fersah fersah ötesinde, kontrolsüzce büyümüş bir üretim kapasitesi durmaktadır. Bu kapasite, "durduğu an ölen" bir bisikletli gibidir; finansal sistemin borç çevrimini sürdürebilmesi için fabrikaların 7/24 çalışması, bantlardan sürekli yeni nesnelerin dökülmesi şarttır. Sonuç, rasyonel bir planlamanın değil, "fazla üretimin getireceği krizden kaçma korkusunun" yönlendirdiği, gerçeklikten kopuk bir devasalıktır.

Verimlilik İllüzyonu ve Planlı Eskitme Cinayeti

Sistem, bu devasa kapasiteyi "verimlilik" ve "teknolojik ilerleme" kavramlarıyla kutsar. Oysa bu, tarihin en büyük kaynak israfını örten bir perdedir. "Planlı Eskitme" (Planned Obsolescence) stratejisi, rasyonel olmayan bu üretimin en somut kanıtıdır: Bir eşyanın ömrünü bilerek kısaltmak, hammaddeyi ve emeği çöpe atmak demektir. Sahici bir iktisat anlayışında cinayet sayılacak olan bu pratik, mevcut ekonomi düzeninde "çarkların dönmesi" için bir başarı kriteri olarak görülür. Üretilen her nesne, aslında bir an önce çöpe dönüşmesi için tasarlanır; çünkü ancak bu şekilde devasa kapasitenin yeni üretimlerine yer açılabilir. Bu, verimlilik değil, gezegenin ve insan emeğinin sistematik olarak infaz edilmesidir.

Lojistik Histeri ve Sahici Olmayan Bolluk

Küresel tedarik zincirleri, üretimin gerçeklikten ne denli koptuğunun bir başka göstergesidir. Bir ürünün parçalarının kıtalararası yolculuğu, sadece maliyet avantajı için harcanan devasa enerji ve karbon ayak izi, rasyonel bir aklın ürünü olamaz. Bu lojistik histeri, yerel üretimin ve kendine yetebilirliğin katledilmesi pahasına, "ucuz üretim" putuna sunulan bir kurbandır. Market raflarındaki elli çeşit şampuan veya her yıl yenilenen akıllı telefonlar, bir "refah" göstergesi değil; finansal sermayenin kâr iştahını doyurmak için kurgulanmış sahte bir bolluk tiyatrosudur. İnsanlık, bu yapay çeşitlilik içinde gerçek nitelikten ve kalıcılıktan mahrum bırakılmaktadır.

Üretim Kapasitesinin "Canlı" Yakıtı: İnsan ve Doğa

Bu rasyonel olmayan makinenin iki ana girdisi vardır: Ucuz iş gücü ve bedava görülen doğa. Makale 7'de bahsettiğimiz "üretim işçileri", bu devasa makinenin dişlileri arasında birer "maliyet birimi" olarak ezilirken; yeryüzünün milyonlarca yılda biriktirdiği kaynaklar, birkaç on yıllık "büyüme" rakamları uğruna yakılmaktadır. Üretim kapasitesi arttıkça, insanın üretimle kurduğu "yaratıcı bağ" kopar; yerini ruhsuz, mekanik ve anlamsız bir montaj hattı alır. Doğa ise bir "yuva" olmaktan çıkıp, sonu gelmez hırsların hammadde deposuna ve atık çukuruna indirgenir.

Teknik ve Ahlaki İflasın Eşiğinde

Gerçeklikten ve rasyonaliteden kopuk bu üretim kapasitesi sürdürülemez. Sistem, durduramadığı bu makineyi besleyebilmek için insanı "tüketim işçisi" olmaya, doğayı ise yok olmaya mahkûm etmektedir. Ancak fiziksel dünya sınırlıdır ve "sonsuz büyüme" iddiası, matematiksel bir imkânsızlıktır. Mevcut ekonomi, israfı üretimin merkezine koyarak aslında kendi mezarını kazmaktadır. İnsanlık; ihtiyaca göre planlanmış, doğayla uyumlu ve insan onurunu koruyan sahici bir iktisat anlayışına geçmediği sürece, bu devasa üretim makinesinin enkazı altında kalacaktır.

***

Bu analiz, serinin eko-politik eleştirisini jeopolitik bir düzleme taşıyarak; rasyonel olmayan üretim kapasitesinin devletleri nasıl birer "şirket korumasına" veya "borç garnizonuna" dönüştürdüğünü teşhir ediyor.

Egemenliğin Rehin Alınışı: Rasyonel Olmayan Üretim, Küresel Siyaset ve Güvenlik İllüzyonu

Devletin Dönüşümü: Kamu Yararından Piyasa Bekçiliğine

Klasik siyaset teorisinde devlet, vatandaşının refahını ve güvenliğini merkeze alan egemen bir güçtür. Ancak rasyonel olmayan üretim kapasitesi geliştikçe, devletin bu asli fonksiyonu finansal sermayenin ve devasa üretim zincirlerinin devamlılığını sağlama görevine evrilmiştir. Bugün devletler, toplumun gerçek ihtiyaçlarını planlayan otoriteler değil; küresel tedarik zincirlerinin tıkanmaması için limanları, yolları ve iş gücü piyasalarını "piyasa dostu" hale getirmeye zorlanan birer lojistik operatördür. Bu durum, siyasetin "halka hizmet" iddiaları ile ekonominin "kapasite zorunluluğu" arasındaki makası açarak, milli egemenliği sadece kâğıt üzerinde kalan bir sembole dönüştürmüştür.

Güvenlik Üçgeni: Pazar Güvenliği mi, İnsan Güvenliği mi?

Küresel güvenlik stratejileri artık rasyonel olmayan bu üretim makinesinin hammadde ve enerji ihtiyacını garanti altına almak üzerine kurgulanmaktadır. Bir bölgedeki "istikrar" kavramı, oradaki insanların huzuruyla değil, o bölgeden geçen enerji hatlarının veya ham maddenin "akış hızıyla" ölçülür. Rasyonel olmayan üretim kapasitesi durduğunda sistem çökeceği için, bu akışı sağlamak adına askeri müdahaleler, darbeler ve hibrit savaşlar "güvenlik" adı altında meşrulaştırılır. Güvenlik artık ferdin can emniyeti değil, devasa fabrikaların hammadde iştahının ve küresel lojistik hatlarının kesintisizliğidir. Bu durum, dünyayı sürekli bir çatışma ve gerilim iklimine mahkûm etmektedir.

Borç Sarmalı ve Egemenlik Kaybı

Rasyonel olmayan üretim kapasitesini finanse etmek için devletlerin sırtına yüklenen devasa borç stokları, siyasal iradeyi finansal merkezlere rehin vermiştir. Bir devletin "kredi notu" veya "piyasa güveni", o devletin halkına karşı sorumluluklarının önüne geçmiştir. Devletler, rasyonel olmayan bu makinenin iflas etmemesi için kamu kaynaklarını "kurtarma paketlerine" aktarırken, aslında kendi egemenlik haklarını küresel finansal elitlere devretmektedir. Borçlu bir devlet, artık kendi ekonomik tercihlerini yapabilen bir özne değil; küresel ekonomi makinesinin dişlileri arasında ezilmemeye çalışan bir nesnedir. Egemenlik, tahvil piyasalarının ve üretim kotalarının gölgesinde buharlaşmaktadır.

Küresel Siyasetin İtirafı: "Büyümezsek Ölürüz" Tehdidi

Siyasetçilerin her fırsatta dile getirdiği "büyüme" mecburiyeti, aslında sistemin içinde bulunduğu çıkmazın en büyük itirafıdır. Rasyonel olmayan bu üretim makinesini beslemek için daha fazla kaynak, daha fazla pazar ve daha fazla tüketici bulma yarışı; devletleri birbirine karşı kışkırtan bir "sıfır toplamlı oyuna" dönüşmüştür. Bu yarışta geri kalan ülkeler "istikrarsızlık" ve "güvenlik tehdidi" olarak kodlanarak sistemin dışına itilmekte veya sömürgeleşmektedir. Küresel siyaset, insanlığı birleştiren bir zemin olmaktan çıkıp, rasyonel olmayan bir üretim canavarının sofrasında kimin yem olacağına karar verilen bir müzakere masasına dönüşmüştür.

Sonuç: Egemenliğin ve Güvenliğin Yeniden Tanımı

Rasyonel olmayan bir üretim kapasitesi üzerine kurulu bir dünya düzeninde ne gerçek bir egemenlikten ne de kalıcı bir güvenlikten söz edilebilir. Sistem, kendi bekası için devletleri borçlandırırken ve toplumları güvenlik illüzyonlarıyla uyuturken aslında topyekûn bir çöküşü hazırlamaktadır. İnsanlık; ihtiyaca dayalı, yerel üretimi önceleyen ve insan onurunu merkeze alan sahici bir iktisat anlayışına ve bu anlayışı koruyacak yeni bir siyasal egemenlik tasavvuruna dönmediği sürece; devletler birer lojistik şirket şubesi, halklar ise bu büyük makinenin isimsiz yakıtları olmaya devam edecektir.

YAZIYA YORUM KAT