1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. "Pekin ve Moskova, Trump’ın savaşından kazanç sağlıyor"
"Pekin ve Moskova, Trump’ın savaşından kazanç sağlıyor"

"Pekin ve Moskova, Trump’ın savaşından kazanç sağlıyor"

"ABD’nin İran ile müzakere yoluyla bir çözümü reddedip Orta Doğu’da ve ötesinde çok sayıda ülkeyi etkileyen bir savaşı tercih ederek uluslararası normlara meydan okuması, Çin ve Rusya’yı rahat bir siyasi konuma yerleştirmektedir."

21 Mart 2026 Cumartesi 14:29A+A-

Pekin ve Moskova, Trump’ın Savaşından Kazanç Sağlıyor

Mel Gurtov / Counterpunch.org - Kritik Bakış·


 

Daha önce Trump yönetiminin İran’a karşı yürüttüğü savaşta yaptığı stratejik hatalar hakkında yorumlarda bulunmuştum. Buna bir tane daha ekleyelim: Hem Çin’in hem de Rusya’nın ABD’nin zararına elde ettiği kazançlar. Savaş her iki ülke için de maliyetler doğurmuş olsa da, genel olarak bakıldığında her ikisine de daha fazla fayda sağlamıştır.

Çin: Schadenfreude

ABD’nin İran’a karşı savaşı, Çin’i rahatsız edici bir duruma sokmuştur. Donald Trump’ın Nisan ayında yapılacak resmi ziyareti yaklaşırken, Çinliler eleştirilerinde aşırıya kaçmak istememektedir. Öte yandan, İran ile bir “stratejik ortaklık” kurmuşlar ve ABD’nin saldırganlığını kınayarak Çin’in kamu diplomasisini güçlendirme fırsatları görmektedirler. Bir Çin atasözünde söylendiği gibi: “Başkasının talihsizliğinden yararlanmak” —schadenfreude. Buna uygun olarak Çin, ABD’nin savaşını kınamakta ve İran’ı retorik olarak desteklemekte, ancak Trump’ın ziyaret takvimini bozacak hiçbir şey yapmamaktadır.

Çin, petrol ithalatının yaklaşık yüzde 13’ünü oluşturan İran petrolüne ihtiyaç duymaktadır. Çin kuşkusuz İran’ı aynı zamanda Orta Doğu’daki ABD diplomasisinin başına bela olan bir unsur olarak da değerlendirmektedir. Ancak Trump’ın ziyareti ve tarihi bir ticaret anlaşması fırsatı, İran’ı savunmaktan daha ağır basmaktadır—hatta Tayvan yakınlarındaki günlük askerî uçuşları durdurma noktasına kadar.

Dışişleri Bakanı ve Komünist Parti Politbüro üyesi Wang Yi, Umman Dışişleri Bakanı ile yaptığı telefon görüşmesinde İran’a ilişkin resmî tutumu şu sözlerle ortaya koymuştur:

“[ABD-İran] görüşmelerindeki ilerlemeye rağmen, ABD ve İsrail kasıtlı olarak İran’a karşı bir savaşı kışkırtmıştır; bu durum, BM Şartı’nın amaç ve ilkelerini açıkça ihlal etmektedir. Çin, şu anda acil görevin, çatışmanın daha fazla yayılmasını önlemek ve geri dönüşü olmayan bir bozulmayı engellemek için askerî eylemleri derhâl durdurmak olduğuna inanmaktadır.”

İran Dışişleri Bakanı ile yaptığı görüşmede Wang Yi, Çin’in “İran’ın egemenliğini, güvenliğini, toprak bütünlüğünü ve ulusal haysiyetini korumasını ve meşru ve yasal hak ve çıkarlarını savunmasını desteklediğini” ifade etmiştir. Ancak Wang, bunun ötesinde yalnızca “İran’ın ulusal ve toplumsal istikrarını koruyacağı, komşu ülkelerin meşru endişelerini ciddiye alacağı ve İran’daki Çin vatandaşları ile kurumlarının güvenliğini sağlayacağı” yönündeki temennisini dile getirmiştir.

İran’a verilen “destek”in sınırlı tutulmasına yönelik bu özen, Çin düşünce kuruluşları arasında Çin’in dış politikasına ilişkin süregelen tartışmayı yansıtmaktadır. ABD’nin pervasızlığı karşısında Çin’in fazla çekingen davrandığını düşünen bazı uzmanlar bulunsa da, en yaygın görüş İran-ABD savaşlarında tarafsızlık ve arabuluculuk pozisyonunun benimsenmesini önermektedir.

Savaş ne kadar uzun sürerse, Çinli liderlerin kanaatine göre, bu tutum Çin’in itibarını o kadar artıracak ve hem bölgede hem de genel olarak Küresel Güney’deki etkisini genişletecektir. Diplomasi, Çin’in Orta Doğu politikasının temel dayanağı olmuştur; bunun en belirgin örneği, Çin’in 2023 yılında Suudi Arabistan ile İran arasında sağladığı ancak şu anda can çekişen uzlaşmadır. ABD’nin İran’ı yıkıma uğratması ve İsrail’in Beyrut’u yerle bir etmesine ortak olmasıyla oluşan tezat, Çin’in sorumlu bir büyük güç olarak imajını güçlendirmektedir.

Rusya: Bitmek Bilmeyen Bir Hediye

Beklenebileceği gibi, Vladimir Putin’in ABD’nin İran’a yönelik saldırısına verdiği tepki, dikkatleri Rusya’nın kendi saldırganlığından başka yöne çekmeyi amaçlamaktadır. Putin, “İsrail-Amerikan silahlı saldırganlığından” söz etmiş ve İran’ın Dini Lideri’nin “suikastını” “insan ahlakının ve uluslararası hukukun tüm normlarına yönelik alaycı bir ihlal” olarak nitelendirmiştir. O bunu iyi bilir. Ancak artık uluslararası suçlu payesinin ABD başkanıyla paylaşılabiliyor olması ona bir rahatlama hissi veriyor olmalıdır.

Geçtiğimiz yaklaşık bir yıl içinde Rusya, Suriye ve Venezuela’daki önemli müttefiklerini kaybetmiştir. Trump, Rusya’nın bir başka dostu olan Küba’nın, esasen ABD’nin Küba petrol ithalatına uyguladığı ablukanın yol açtığı bir enerji kriziyle karşı karşıya olduğu için “yolun sonuna geldiğini” öngörmektedir. Şimdi de İran: Moskova, son dört yılda Rusya için önemli bir ticaret ortağı hâline gelen ve bir dönem Rusya’ya insansız hava araçları tedarik etmiş olan İran’ı savunmak için pek bir şey yapamamaktadır. Ancak Rusya’nın İran’la olan sözde “kapsamlı stratejik ortaklığı” şimdilik kaybedilmiş olsa bile, Rusya yine de savaştan önemli faydalar elde edebilir.

Birincisi, Moskova Ukrayna ile yürüttüğü savaş için yeni bir gerekçe kazanmıştır. Trump haklı bir neden olmaksızın İran’a saldırabiliyorsa, Putin de Ukrayna’ya saldırabilir. Her şey uluslararası hukuktan ziyade ulusal çıkar meselesidir.

İkincisi, Rusya artık Ukrayna ile bir uzlaşmaya ilgi duyuyormuş gibi yapma gereğini terk etmek için bir gerekçe bulmuştur. Önde gelen Rus sözcüler, ABD’nin İran’a saldırarak barışa yönelik dürüst bir arabulucu olarak tüm güvenilirliğini yitirdiğini söylemektedir. Bu eleştirmenlere göre ABD her an Rusya’ya saldırabilir. En iyisi savaşmaya devam etmek ve Ukrayna’yı yenmektir.

Üçüncüsü, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki tanker trafiğini aksatma kabiliyeti sayesinde Rus petrol gelirleri yeniden yükselişe geçmiştir. Rusya petrolünü taşımak için bu boğazı kullanmamaktadır. Trump, Rus petrolü ithalatına yönelik yaptırımları kaldırmıştır ve Çin ile Hindistan daha yüksek fiyatlar ödemektedir; bu durum Rusya’nın Ukrayna savaşını ayda yaklaşık 3,5 milyar dolar düzeyinde finanse etmesine yardımcı olmaktadır. Avrupa Birliği ülkeleri de çok geçmeden Rus petrolü satın almak zorunda kalabilir.

Kurallara Dayalı Düzen’e Elveda

Genel olarak bakıldığında, ABD’nin İran ile müzakere yoluyla bir çözümü reddedip Orta Doğu’da ve ötesinde çok sayıda ülkeyi etkileyen bir savaşı tercih ederek uluslararası normlara meydan okuması, Çin ve Rusya’yı rahat bir siyasi konuma yerleştirmektedir. Bu ülkeler, İran’ı desteklemenin risk içermeyen ve düşük profilli yollarını bulmaktadır—Çin gizli petrol sevkiyatları yoluyla, Rusya ise askerî istihbarat paylaşımı yoluyla. ABD, saldırgan bir devlet, öngörülemez bir ortak, davranışları “kurallara dayalı uluslararası düzen”e saygı beyanlarıyla çelişen bir ülke olarak görünmektedir. Pekin ve Moskova, Venezuela ve İran’ın, tehditlere ve güç kullanımına dayalı bir ABD dış politikasının örnekleri olduğunu dünyaya sonsuza dek hatırlatacaktır.

 

HABERE YORUM KAT