
Palestine Action tutuklularıyla dayanışmak için neden açlık grevindeyim?
Palestine Action (Filistin Hareketi) tutuklularına yapılan kötü muameleyi kendi hikâyemle özdeşleştiriyorum. Guantánamo'nun sona ermediğinin, aksine yayıldığının açık kanıtlarını görüyorum.
Mansoor Adayfi’nin al Jazeera’de yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
Bu yolu biliyorum. Haritası kemiklerime kazınmış durumda. Adalet ve hesap verme olmadan iyileşmeyecek yaralar taşıyorum.
Bunu Guantanamo'da öğrendim, kontrol edebileceğim tek şey kendi bedenimdi.
Kaybolduk. İzole edildik. Sessizliğe zorlandık. Sözlerimiz sansürlendi. Mektuplarımıza gizli damgası vuruldu. Avukatlarımız engellendi. Zaman uzadı ve çürüdü. Mahkeme tarihi verilmedi. Gerçek suçlamalar yapılmadı.
Turuncu bir üniforma giyen, metal bir kafese kilitlenmiş bir numara haline getirildim. ABD hükümeti bana çoktan bir isim takmıştı. “En kötünün en kötüsü.” “Terörist.” “Düşman savaşçı.” İşkenceyi gerekli göstermek için tasarlanmış bilinen etiketler.
Ve işkence başladı. Gece gündüz. Acımasızca. Fiziki olarak. Önce zihni, sonra bedeni kırmak için. Ben de yemeyi bıraktım. Bir jest olsun diye değil. Bir yalvarış olarak da değil. Her şeyim elimden alındığı için bıraktım. Bu yabancı devletin henüz işgal etmediği tek yer benim kendi bedenimdi.
Açlık grevi sembolik değildir. Dramatik değildir. Bu, medyada, bedenin içten çöküşünü hiç görmemiş, yavaş ölümü manşetlere, panellere ve temiz cümlelere dönüştüren insanlar tarafından satılan bir yalandır.
Açlık grevi, ölüme doğru yavaş ve acı verici bir yolculuktur. Sizi parça parça parçalar. Kaslar küçülür. Görme yeteneği kaybolur. Kalp zayıflar. Organlar iflas etmeye başlar. Her kalp atışı bir uyarıdır. İstesiniz de istemesiniz de, her saat sizi ölüme biraz daha yaklaştırır.
Açlık grevi, diğer tüm kapılar kapandığında başlar. Sistem, sessiz ve itaatkâr kaldığınız sürece hayatınızın hiçbir değeri olmadığını açıkça gösterdiğinde. Size doğrudan bakıp, zaten öldüğünüzü söylediğinde.
O yüzden bedeninle cevap veriyorsun.
Birleşik Krallık'ta tutuklu bulunan en az sekiz Filistin yanlısı aktivist yemek yemeyi reddediyorlar. Bir tanesi iki aydan fazla süredir açlık grevinde. Diğerleri ise 50 gündür yemek yemiyor. Bazıları hastaneye kaldırıldı bile. Hapishanelere dağılmış, birbirlerinden koparılmış, ailelerinden uzaklaştırılmış, “terörist” damgasıyla yaftalanmışlar ki zulüm kanun kisvesi altında örtbas edilebilsin.
Onlar Heba Muraisi, Qesser Zurah, Amu Gib, Teuta Hoxha, Kamran Ahmed, Lewie Chiaramello, Jon Cink ve Umer Khalid.

13 Aralık 2025 tarihinde İtalya'nın Roma kentinde düzenlenen bir etkinlikte, Palestine Action açlık grevinde bulunan sekiz kişinin fotoğrafları sergileniyor. (Fotoğraf Mansoor Adayfi)
Birleşmiş Milletler insan hakları uzmanları, açlık grevcilerinin hayatları konusunda ciddi endişelerini dile getirdiler. Aktivistlerin uygun tıbbi bakım olmadan organ yetmezliği, nörolojik hasar ve ölüm risklerinin arttığı konusunda uyarıda bulundular ve Birleşik Krallık hükümetine zamanında acil bakım sağlanması, aktivistlerin taleplerine kulak verilmesi ve uzun süreli tutuklu yargılama ve protesto faaliyetlerine getirilen kısıtlamalarla ilgili hak sorunlarının ele alınması çağrısında bulundular.
Ben bu hikâyenin içindeydim. Şiddet içeren sözler, insanlığınızı elinizden almak için kullanılır, böylece halk sizin acılarınızı hissetmek zorunda kalmaz.
Jeremy Corbyn, Parlamento'da açlık grevini gündeme getirdiğinde, bazı milletvekilleri güldüler. Güldüler. Fısıltılarla değil. Sessiz bir rahatsızlıkla değil. Ama açıkça alay ettiler. İnsanların bedenleri hücrelerde çöküş yaşarken, onlar yastıklı koltuklarından sırıtıyorlardı. İnsanlar çöküş yaşarken, hastane koğuşlarına sürüklenirken, organları iflas ederken. Bu dokunulmaz bir güç.
Başbakan yardımcısı David Lammy, açlık grevcilerinin aileleriyle görüşmekten kaçındı. Dinlemek gibi en temel insani jestten bile kaçındı. Protokolün arkasına saklanan korkaklık. Bu kasıtlı bir hor görme.
1981'de, İrlanda açlık grevi sırasında, erkekler hapishane hücrelerinde ölürken, politikacılar onları suçlu, dikkat çekmek isteyenler, teröristler olarak nitelendiriyorlardı. Önce alay vardı. Şakalar. Soğukluk. İlgilenmeme. Sonra cenazeler geldi. Güç, öldürmeden önce her zaman güler. Mizah, korkaklığın kalkanı haline gelir.
Hiçbir şey değişmedi. Aksanlar farklı. Takım elbiseler daha iyi dikilmiş. Zalimlik aynı.
Bu demokrasi değil. Bu, devletin merkezindeki çürümüşlüktür.
Yıllarca Guantanamo'da suçlama olmadan, kanıt olmadan, serbest bırakılma umudu olmadan tutulduk. Bugün Birleşik Krallık'ta insanlar, duruşma tarihleri sürekli ertelenirken, bazen yıllarca uzun süreli tutuklu kalıyorlar. Zamanın kendisi ceza haline geliyor. Zaman bir silaha dönüşüyor. Mahkûmlara ve ailelerine karşı bir silaha.
Sırada izolasyon var.
Guantanamo'da izolasyon bizi kırmak için tasarlanmıştı. Aylarca, bazen yıllarca, anlamlı bir insan teması olmadan. Kafatasınıza baskı yapan ağır bir sessizlik. Sizi silmek için tasarlanmış bir sessizlik. Birleşik Krallık hapishanelerinde açlık grevcileri ayrılır. Nakledilir. Taciz edilir. Rutinlerinden mahrum bırakılır, bağlantılarından mahrum bırakılır. İzolasyon güvenlik olarak sunulur. Öyle değildir. Cezadır. Kontroldür.
Sonra sansür gelir. Mektuplar geciktirilir. Telefon görüşmeleri kesilir. Ziyaretler kısıtlanır. Bilgiler filtrelenir. Aileler karanlıkta bırakılır. Avukatlar en az erişim için mücadele etmek zorunda kalır. Guantanamo'da, kamptan çıkan her kelime izleniyordu. İngiltere'de de aynı içgüdü devam ediyor. Anlatıyı kontrol et. Kişiyi kontrol et.
Sonra tıbbi zorlama gelir. Guantanamo'da açlık grevi şiddetle karşılanırdı. Kelepçeler. Kısıtlama sandalyeleri. Gardiyanlar uzuvlarımızı sabitlerken burunlarımızdan midemize tüpler sokulurdu. Buna tıbbi bakım diyorlardı. Oysa bu şiddetti. Direnişi dayanılmaz hale getirmek için tasarlanmış, saf, kasıtlı, ezici şiddet.
Birleşik Krallık, Guantanamo'nun Amerika'nın bir hatası olduğunu, uzak bir şey olduğunu, bitmiş bir şey olduğunu iddia etmekten hoşlanıyor. Öyle değildi. Orası bir laboratuvardı. Deneyler ihraç edildi. Benimsenildi. Normalleştirildi. Ve şimdi, kendi hapishanelerinde uygulanıyor.
Bunu uzatılmış tutuklulukta görebilirsiniz.
Bunu, protestoları suç saymak için çarpıtılan yasaklama kanunlarında görebilirsiniz.
Bunu, devlet davayı hazırlarken insanları süresiz olarak depolamak için kullanılan hapishanelerde görebilirsiniz.
Ve bunu, sistemler arasındaki sessiz işbirliğinde görebilirsiniz. Guantanamo, gizli hapishanelere insan besledi. Gizli hapishaneler, yurt içindeki terörle mücadele polisliğine insan besledi. Aynı mantık tekrar tekrar ortaya çıkıyor. Florida'daki Alligator Alcatraz gibi yerlerde. Terör yasaları uyarınca siyasi aktivistleri tutan İngiliz hapishanelerinde. Farklı bayraklar ama aynı oyun kitabı.
İstismar, hesap verebilirlikten daha hızlı yayılır.
Hükümetlerin birbirlerini incelediklerini gördüm. Teknikleri paylaştıklarını. Dili rafine ettiklerini. İnsanları yasal olarak hapsetmeyi öğrendiklerini. Yasayı çiğnemeden esnetmeyi öğrendiklerini. Muhalefeti ezip bunu düzen olarak adlandırmayı öğrendiklerini.
Bu, tutukluların politik görüşlerine katılmakla ilgili değil. Bu, bir devletin insanları yargılamadan önce ortadan kaldırmasına, onları izole etmesine, sansürlemesine ve sonra kendi ortadan kaldırılmalarına işbirliği yapmadıkları için cezalandırmasına izin verilip verilmeyeceği ile ilgili. Birleşik Krallık, Guantanamo'ya hiç benzemediğini iddia etmek istiyorsa, bunu eylemleriyle kanıtlamalıdır.
Yargılamadan uzun süreli tutukluluğu sona erdirmelidir.
Protestoya yanıt olarak izolasyonu sona erdirin.
Avukatlara ve ailelere tam erişim hakkını geri verin.
Hayatı koruyan tıbbi bakım sağlayın, onu sessizce tehlikeye atan politikalar değil.
Açlık grevcilerini dinleyin. Aileleriyle yüz yüze görüşün.
Muhalefeti suç saymak, suç ortaklığıyla suçlamayı genişletmek ve kanıt yerine dilin arkasına saklanarak insanları ortadan kaldırmak için kullanılan terör yasalarını kaldırın.
Parlamento üyelerini sessizlikten çıkmaya ve sorumluluk almaya zorlayın.
Bunlar radikal talepler değil. Bunlar asgari talepler. İnsan haklarına saygı duyduğunu iddia eden herhangi bir toplum için tavan değil, taban talepler.
Bunu bir gözlemci olarak yazmıyorum. Sonunu zaten yaşamış biri olarak yazıyorum. Size açıkça söylüyorum. Bu tür sistemler kendiliğinden düzelmez. Utançtan yavaşlamazlar. Sadece doğrudan ve korkusuzca karşı çıktığınızda dururlar. Şimdi.
Böyle bir durumda sessiz kalamam. Dayanışma için bu açlık grevine katılıyorum.
Bunu yapıyorum çünkü sistemin işleyişini anlıyorum.
Bunu yapıyorum çünkü Guantanamo'nun sona ermediğini, başka yerlere de yayıldığını biliyorum. Kendilerinin daha iyi olduklarını söyleyen diğer hapishanelere, diğer yasalara, diğer hükümetlere de yerleşmiştir.
Bunu yapıyorum çünkü ezilenlerin yanında eziciye karşı durmak benim için sembolik bir şey değildir. Hayatta kalarak kazanılmış bir sorumluluk.
Bunu yapıyorum çünkü yapabiliyorum ve hiçbir şey yapmamak beni suç ortağı yapar.
Bu açlık grevi sadece yemekle ilgili değildir. Onurla ilgilidir. Adaletle ilgilidir. Ceza olarak kullanılan tutukluluk, politika olarak kullanılan sessizlik ve yeterince beklerse insanların kırılıp ortadan kaybolacağına inanan bir devletle ilgilidir. Sessizliğin onu koruyacağına, kalkan olacağına, aklayacağına inanıyor. Ama öyle olmayacak.
Açlık grevcilerinin yanındayım. Gözlerimi başka yere çevirmeyeceğim. Bu konuyu yumuşatmayacağım. Temiz binalarda ve yasal dilde gerçekleştirilen yavaş ölüme karşı nazik davranmayacağım.
Ve onların silinmesine izin vermeyeceğim.
Açlık grevcilerini serbest bırakın!
* Mansoor Adayfi, yazar, sanatçı, aktivist ve 14 yılı aşkın bir süre suçlamasız olarak Guantánamo'da tutuklu kalan eski bir mahkûmdur. Adayfi, 2016 yılında Sırbistan'da serbest bırakıldı ve burada yeni bir hayat kurmak ve terör şüphelisi olarak damgalanmaktan kurtulmak için mücadele ediyor. 2019 yılında Adayfi, sosyal adalet gazeteciliği alanında kurgu dışı yazarlar için verilen Richard J. Margolis Ödülü'nü kazandı. Anı kitabı “Don't Forget Us Here, Lost and Found at Guantánamo” (Bizi Burada Unutma, Guantánamo'da Kayıp ve Bulunanlar) Ağustos 2021'de yayınlandı. Cage'in Guantanamo Projesi Koordinatörü olarak çalışmaktadır.






HABERE YORUM KAT