Ramazan’ın hasadı: Takva ve bayram
Bayramlar; sevincin, şükrün, ibadetin, itaatin, teslimiyetin ve takvanın sembolüdür. Mümin için bayram, sadece bir sevinç günü değil; aynı zamanda bir muhasebe günüdür. Ramazan boyunca tutulan oruçların, kılınan namazların, yapılan ibadetlerin kabulü için Allah’a yönelme günüdür. Müminin teslimiyetinin ve takvasının taçlandığı gündür.
Peki nedir bu takva?
Takva; insanın hayatında attığı her adımda Allah’ı hatırlaması, yaptığı her işte “Allah bundan razı olur mu?” diye düşünmesidir. Günahlardan sakınmak, haramlardan uzak durmak ve Allah’ın emirlerine titizlikle sarılmaktır. Nitekim Yüce Allah Kur'an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı ki takvaya eresiniz.”(Bakara Suresi, 183. Ayet)
Takva; insanın yaptığı her işte Allah’a hesap vereceğini bilmesidir. Bayram, takvanın ödülü ve sembolüdür. Nitekim bunu Kur’an’ı Kerim’den şu misallerle detaylandırabiliriz:
Hz. İsa’nın (a.s.) havarileri bir gün ona şöyle demişlerdi: “Ey İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” Hz. İsa (a.s.) onlara şöyle cevap verdi: “Eğer gerçekten müminler iseniz Allah’tan böyle bir şey istemekten sakının.” Fakat havariler şöyle dediler: “Biz o sofradan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun ve senin bize doğru söylediğini daha iyi anlayalım. ”Bunun üzerine Hz. İsa (a.s.) Allah’a dua etti ve şöyle dedi: “Ey Rabbimiz! Üzerimize gökten bir sofra indir ki o gün bizim için, öncekilerimiz ve sonrakilerimiz için bir bayram olsun ve Sen’den bir mucize olsun.” (Maide Suresi, 112–114. Ayetler)
Hz. İsa’nın bu duasındaki hikmet şuydu: İnsan unutmaya meyillidir. Hakikatlerin unutulmaması için bazı günler bayram yapılır. Bayramlar, ilahi nimetlerin hatırlanması ve nesilden nesile aktarılması içindir.
Eğer bir insan Ramazan’dan takva ile çıkarsa, ibadetlerinin neticesini almıştır. Bunun ilk örneğini insanlık tarihinde görüyoruz. Hz. Âdem’in iki oğlu Habil ve Kabil Allah’a kurban sunmuşlardı. Birinin kurbanı kabul edildi, diğerinin edilmedi. Kur’an’da şöyle buyrulur: “Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder.” (Maide Suresi, 27)
Hz.Muhammed (s.a.v.) bayram günlerinde genç-yaşlı herkesin bayram namazına gelmesini isterdi. Çünkü bayramların manasını korumanın en önemli yolu, onları toplumsal bir hatırlama ve yaşatma günü haline getirmektir.
Resulullah (s.a.v.) Medine’ye hicret ettiğinde Medinelilerin eğlendikleri ve merasimler düzenledikleri bayram niteliğinde iki kutsal günleri vardı. Peygamber Efendimiz onlara şöyle buyurdu: “Allah size o iki günün yerine daha hayırlı iki gün vermiştir: Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı.”
Peki Allah bize Ramazan Bayramı’nı neden verdi?
Kur'an-ı Kerim’i bu ayda ve bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nde indirilmeye başlandı. İşte bizler aslında Ramazan Bayramı’nda Kur’an’ın bu inişinin sevincini ve Allah’ın bize vahiy indirmesinin bayramını yaşıyoruz. Dağlara teklif edildiğinde kaldırılamayacak emaneti kabul eden insan, Allah’ın kelamının muhataplığıyla bu günleri geçirmektedir.
Kalplerin gerçek huzuru Allah’ın zikrindedir. Nitekim Kur’an’da şöyle buyurulur: “Biliniz ki kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Rad Suresi, 28). Nice insanlar bu nimetten yüz çevirirken, biz iman edip ondan öğüt alırsak, kalplerimiz mutmain olur. İşte o zaman Kur’an bizim için bir sofra olur. Hz. İsa’nın havarileri nasıl gökten bir sofra istemişse, Allah da bize Kur’an sofrasını indirmiştir.
Müslümanların kıblesi olan Kâbe, bizzat Allah’ın emriyle Mekke’nin kavurucu sıcağında iki peygamberin elinde yükseldi. Hz. İbrahim ve Hz. İsmail, büyük meşakkatlerle tamamladıkları bu kutsal inşa biter bitmez kendi emeklerine değil, Allah’ın rahmetine sığınarak şöyle yakardılar.
"Hani İbrahim, İsmail ile evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor, 'Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin' (diyorlardı)." (Bakara Suresi, 127)
İbadeti yalnızca şeklen tamamlayıp "üzerimize düşeni yaptık" diyerek kendi halimize çekilmek yerine, o amelin Allah’ın katında değer bulması için samimiyetle kabulü için dua etmeliyiz. Bu duruş bizlere gösterir ki en büyük hayırlarda bile başarıyı kendimizden bilmek yerine, son ana kadar mahcubiyet ve teslimiyetle Allah’ın rızasına sığınmak asıl kulluk vazifesidir.
Bir gün Hz. Aişe (r.a.) validemiz, Peygamber Efendimize (s.a.v.) Mü’minûn Suresi’nin 60. ayetinde geçen; “Verdiklerini, kalpleri ürpererek verenler...” ifadesinin hikmetini sordu: “Ya Resulullah! Bu ayette kastedilenler, günah işleyen kimseler midir?” Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Hayır ey Sıddık’ın kızı! Aksine onlar; namaz kılan, oruç tutan ve sadaka veren, ancak buna rağmen yaptıkları amellerin kabul edilmemesinden endişe edip kalpleri ürperen kimselerdir.”
Demek ki “Ben ibadet yaptım, kesin kabul edilmiştir” demek tehlikeli bir düşüncedir. Kul ibadetini yapar ama kalbi korku ile Allah’ın huzurunda durur. Şeytan ise insana şöyle fısıldar:
“Ramazan’ı tuttun, ibadetlerini yaptın. Artık istediğin gibi yaşayabilirsin.”
İşte bu aldanıştır.
Gerçek bayram ise ahirette olacak. Kur’an’da anlatıldığı gibi, insanların amelleri kendilerine verildiğinde bazıları kitabını sağından alacak ve sevinçle şöyle diyecek: “Alın, kitabımı okuyun!”(Hakka Suresi, 19). İşte gerçek bayram o gün olacaktır. Amellerin kabulünün ölçüsü takvadır. Allah Kur’an’da şöyle uyarır: “İpliğini iyice eğirip büktükten sonra onu tekrar bozan kadın gibi olmayın.” (Nahl Suresi, 92)
Takva ile tutulan Ramazan orucu neticesinde kötü alışkanlıkların terki ve güzel ahlaki tutumların kazanımı, Ramazan’dan sonra kaybedilmemelidir. Eğer bir insan “Ramazan’dan sonra günahlardan uzaklaştım, artık bazı şeyleri yapamam” diyebiliyorsa işte o kişi Ramazan’dan takva ile çıkmıştır.
Eğer Ramazan’dan böyle çıkmadıysak, o zaman kendimize sormamız gerekir: “Acaba bunca gün aç kalmak bize ne kazandırdı?”
"Ya Rabbi! Bizleri Ramazan’ın bereketiyle rızıklandırdığın gibi, bayramın neşesiyle de kalplerimizi mutmain eyle. Tuttuğumuz oruçları, kıldığımız namazları ve sunduğumuz sadakaları 'Sıddık’ın kızı' Hz. Aişe’nin haber verdiği o titiz ve samimi gönüllerin amelleri gibi katında kabul buyur. İbrahim (a.s) gibi 'Rabbimiz, bizden kabul buyur' diye yakarıyoruz; amellerimizi noksanlarımızla birlikte rızana dahil eyle. Bizleri ipliğini büktükten sonra geri bozanlardan değil, takva elbisesini ömür boyu üzerinde taşıyanlardan eyle.
Ey Rabbimiz! Bu bayramı bizler için, ailemiz ve tüm İslam alemi için gerçek bir kurtuluş müjdesi kıl. Bizlere asıl bayramı, huzuruna ak alınla çıktığımızda ve amel defterimizi sağımızdan aldığımızda yaşat. Ramazan’da kazandığımız güzel hasletleri ömrümüze yaymayı bizlere nasip eyle. Âmin.






YAZIYA YORUM KAT