Dijitale bağımlılık: olup bitenleri kaçırmama ve paylaşma hastalığı!
Asa Brings ve Peter Burke, “Medyanın Toplumsal Tarihi” adlı çalışmalarında; “Dijital çağ 1974 yılında ABD televizyon istasyonu dijitale geçtiği zaman başladı” diyor. Aynı kitapta Federal İletişim Komisyon Başkanı’nın dijital çağ öncesi döneme, “Dinazor çağı” benzetmesi yaptığı ifade ediliyor.
Dijital çağ kimileri için; “insanlık adına atılan büyük bir adım,” kimileri için ise; “yakın gelecekte insan türünü yok edecek” büyük bir tehlike! Olgu hakkında tahterevallinin tepesinde ya da altında duracak değiliz ancak hayatımızın vazgeçilmez unsurlarından biri haline gelen yeni medya ile beraber “çevrimiçi” olarak yaptığımız “internet-bağlantılı” aktivitelerin, işlevsel özelliklerimizi kaybetmemize ve bağımlılık yapan davranışlar sergilememize yol açtığını, görmek ve anlamak zorundayız.
Sabah kalktığımızda, gece yatmadan önce, hatta gece belli ihtiyaçlarımız için uyandığımızda bile sosyal medya hesaplarımıza göz atmadan duramıyoruz. Dijital cihazlarımızdan “sadece kontrol ettiğimizi!” düşündüğümüz hesaplarımız aslında saatlerimizi istila ediyor. “Dijital bağımlılık” adı verilen bu sorunla yüzleşmemiz, ekranlara esir olan benliğimizi kurtarmamız gerekiyor.
Yeni medya teknolojileri “başkalarıyla fikir, görüş, deneyim ve bakış açılarını paylaşma” konusunda yegâne bilgi kaynağımız olma konusunda hızlı bir şekilde ilerliyor. Deyim yerindeyse, “Bir bilene sor” hükmündeki “bilenimiz yeni medya!”
Geleneksel medyanın tek yönlü iletişim faaliyetinin aksine yeni medyada, katılıma açık bir iletişimle kullanıcıların ürettiği anlık bilgi paylaşılıyor. Üretilen mesajın içeriği tüm kullanıcılara eş zamanlı olarak ulaşırken, geri bildirimi ve tüketimi son derece hızlı oluyor. Yenilenemeyenlerin tüketim çöplüğüne atıldığı bu ortamda devre dışı kalmamak; ilgi görüp takip edilmeyi dolayısıyla bağımlı kitleleri gerekli kılıyor.
Sanal yaşamın gündelik yaşama karışması bu imkânı teknoloji devlerine sunuyor. Artık sosyal ağlar girilip çıkılan platformlar değil, her zaman içinde olunan yerler. İnternete erişimin kolaylığı her anda ve mekânda bunu mümkün kılıyor. Günlük yaşamın diğer yönleri izole edilirken, kullanım arzusu giderek bağımlılığa dönüşüyor. Paylaşabilme kaygısı, paylaşılanları takip etme telaşı, içerisinde bulunulan anı gerçek anlamda yaşamaya dahi imkân vermiyor.
Bu bağımlılık bir dizi duygusal, ruhsal, fiziksel sağlık ve performans sorunlarına sebep oluyor. Her anı dijitalleşen bireylerin yaşadıkları duygular da dijitalleşiyor. Mutluluk, sevinç, huzur, üzüntü gibi hisler çeşitli emojiler, fotoğraflar, müzikler ve görsellerle ifade ediliyor.
Düşüncelerini sınırsızca ifade edebilmek, içerikleri istediği gibi biçimlendirebilmek; ilgi görüp, beğeni ve yorum almak yani sanal da olsa toplumda kabul görmek bağımlılığı hiç şüphesiz arttırıyor. Takipçi sayıları hızla çoğalırken gerçek hayatlar giderek yalnızlaşıyor.
Takipçi kazanmak, kazandıklarını kaybetmemek için olunduğundan farklı, dijital kimlikler ediniliyor. En iyi mekânlara giden, en iyi alışveriş merkezlerinde “best” anlar geçiren, en “trend” ayakkabıları giyen, en “yummy” yemekleri yiyenler olarak; “mutlu ve sorunsuz bir hayat yaşıyorum” algısıyla, gerçek olmayan “–mış gibi” hayatlar yaşanıyor. Bu sanal kimliği kaybetme kaygısı, sürekli olarak oturum açma hissine itiyor. Uzmanlar bu duruma FOMO (Fear of Missing Out) hastalığı yani: “Akranların neler yaptıklarını, daha iyi nelere sahip olduklarını veya daha iyi neleri bildiklerini kaçırma korkusu” adını vermişler.
Bauman, “Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup” isimli eserinde, bir ayda 3000 mesaj göndermiş olan bir gençten: “Kendi düşünceleri, düşleri, umutları ve endişeleriyle kısaca kendisiyle hiç baş başa kalamamış” diye bahsediyor. Ve “Her zaman ‘erişime açık’ olduğunuzda; asla yalnız kalamaz, hiçbir şeyden haz alamaz; kitap okumak, resim yapmak, pencereden dışarı bakmak ve başka dünyaları hayal etmek sizin için çok zorlaşır” diyor.
İtiraf edelim “bağımlıyız!”
Daniel Sieberg “The Digital Diet” adlı kitabında: “Bunu yemek zorunda olduğumuz bir yemek gibi düşünün fakat en iyi yemekleri seçmek ve düzenli bir egzersiz planına sadık kalmak sizin elinizde” diyor. Çok kıymetli bir imkân ancak, ömrümüzü internet olmadan da yaşayabileceğimizi hatırlamamız, her konuda olduğu gibi dijital konusunda da dengeli davranmamız gerekiyor.
Dijital bilgi kullanıcıların tükettiği bir şey, her tüketilen şey gibi normatif bir miktar kullanım kalitesini arttırır. Lakin hayatlarımız ekranlarla dolu. Onlara uyanıyor, onlarla uyuyoruz. Cihazlarımıza gömülü olarak saatlerimizi heba ederken, hayatlarımızda bir şeylerin ters gittiğini hissediyoruz ama bir türlü ekranlara bağımlı bir şekilde hayatlar sürdürdüğümüzü kabul etmiyoruz.
Konya’da bir vakıf üniversitesinin iletişim bölümünde okuyan öğrenciler üzerinde bir araştırma yapılmış. Öğrencilerden sosyal medya hesaplarını bir hafta kapatıp “dijital detoks” yapmaları istenmiş. Sürecin öncesinde ve sonrasında neler hissettikleri, hayatlarında meydana gelen/gelmeyen değişimler sorulmuş ve “bağımlılık, meşguliyet, duygu durumları” tespit edilmeye çalışılmış.
Bu çalışma ile dijital hastalıkların baş gösterdiği, psikolojik klinikler ve hastanelerde “sosyal medya bağımlılığı” tedavi bölümlerinin açıldığı dünyamızda, özellikle bu platformlarda saatlerini harcayan gençlerin “dijital beslenme” konusunda bilinçlenmeleri amaçlanmış.
Katılımcı öğrencilere; sosyal medya kullanıldığı dönem ile kullanılmadığı dönem arasında “bağımlılık” durumda anlamlı bir farklılık var mı? Hesaplarını sürekli kontrol etme isteği duyuyor musun? Hesaplar olmadan hayat boş ve sıkıcı geliyor mu? Sosyal medya gündemini merak ediyor musun?
Sosyal medya kullanıldığı dönem ile kullanılmadığı dönem arasında “duygu durumunda” anlamlı bir farklılık var mı? Bireysel sorunları unutmak için mi sosyal medyayı kullanıyorsun? Yalnız hissettiğin zaman sosyal medyada vakit geçirme eğilimin artıyor mu? Hesaplarını kapatmayı düşünür müsün?
Sosyal medya kullanıldığı dönem ile kullanılmadığı dönem arasında “meşguliyet durumunda” anlamlı bir farklılık var mı? Aileni ve arkadaşlarını sosyal medyadan dolayı ihmal ettiğini düşünüyor musun? Sosyal medyada geçirilen zaman miktarı konusunda yapılan eleştiriler haklı mı? Hesaplarda geçirilen zaman uyku bozukluğu, sırt, baş, göz, el ağrıları vb. sorunlara yol açıyor mu? Hesapların üretkenliğini negatif yönde etkiliyor mu? Soruları sorulmuş…
Birçoğumuz kişilerarası iletişimden ziyade teknoloji tabanlı iletişimi daha çok tercih ediyoruz. Telefon açmak yerine mesaj yazıyoruz. Problem yaşadığımız kimselerle yüz yüze iletişim kurmak yerine onları sosyal medyadan iğneliyoruz. Gıybeti, dedikoduyu, iftirayı paylaşıyor, beğeniyoruz. Başkalarının özel hayatını, gizli kalması gereken yönlerini veya kusurlarını merak edip araştırıyoruz. Allah katında sevimsiz olan ve yapanın kınandığı “tecessüs etmek” fiili, sanal ortamda yapılmadığı vakit kınanıyor.
Hepimiz “Meşguliyet” sahibiyiz. Ailemize ve arkadaşlarımıza yeterince zaman ayıramadığımızdan, çocuklarımızla gereğince ilgilenemediğimizden yakınıyoruz. Oysa teknoloji, hayatımızı hiç olmadığı kadar kolaylaştırmıştı değil mi? Eğitim, sağlık, randevu, rezervasyon, fatura ödeme, yemek vb. tüm ihtiyaçlarımıza “tek tık” ile ulaşabiliyoruz. O zaman bu teknoloji, neden zaman yönetimi konusunda da bizlere yardımcı olmuyor? Neden işlerimizi tamamlayamıyor, kişisel gelişimimize odaklanamıyor, yeni çalışmalar ve araştırmalar yapamıyoruz? Çünkü teknoloji vesilesiyle kazandığımız zamanı yine teknolojinin bağımlılık yapan uygulamalarında tüketiyoruz. “Yoğunluktan” görüşemediklerimizle bir araya geldikten kısa bir süre sonra bile, aynı mekânlarda “sanal” dünyalarımıza gömülüyoruz.
Sosyal medya platformları bazılarımız için yalnızlıktan kurtulmak, sorunlarını unutmak için bir sığınak. Bazılarımız merak duygusuyla içinde kayboluyor. Birçoğumuz üretkenliğini ve verimliliğini köreltse de vazgeçemiyor. Oysa hangi zaman dilimde yapılırsa yapılsın “Sosyal medya orucu” düzenli ve sürekli olarak yapılırsa; sosyal medyada harcadığımız zaman, oruç sonrası arınma döneminde bize verimlilik ve üretkenlik olarak geri dönecek, aile içi iletişimde pozitif paylaşımları güçlendirecek, bizlere anlık ve köpükten değil uzun vadede gerçek bir kimlik kazandıracaktır.
Sanal değil kendimiz olduğumuz, atıl değil verimli olduğumuz, bağımlı değil özgür olduğumuz günlerde; en değerli mülkümüz olan zamanımızı hayırla tüketmek duasıyla, önümüzdeki Ramazan bayramımız mübarek olsun inşallah…






YAZIYA YORUM KAT