1. YAZARLAR

  2. Gülşen Demirkol Özer

  3. Türkiye’nin Her Yeri İkna Odasına Dönüştürüldü

Gülşen Demirkol Özer

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye’nin Her Yeri İkna Odasına Dönüştürüldü

Nisan 2005A+A-

- Başörtüsü yarasının derin acılara yol açtığı ve buna karşın yoğun tepkileri beraberinde getirdiği bir dönem yaşandı. Şimdilerde ise başörtüsü sorununun gündemden çıkartılmaya, üniversitelerde başörtüsü yasağı konusunun adeta unut(tur)ulmaya çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Niçin böyle bir çalışma ve neden şimdi?

- İkna odaları, başörtüsü yasağını kesin olarak uygulamaya koyma çabalarının bir parçası olarak gündeme geldi. Bu odalar ile uygulanan proje, sistemin kendisine rağmen varolan bakış açıları ve pratiklere yaklaşım biçimini ortaya koymaktadır. 1997'de yasak devreye sokulduğunda yasağa karşı olanların gündeminde olan şey, bu yasağı nasıl geri çektirebiliriz ve bu uygulamaya nasıl engel olabiliriz idi. Okul kapılarından zaten alınmayan başörtülüler bu duruma eylemler ile tepki gösterirken, "ikna odaları" bir kaos ortamına denk gelmişti ve ne yapılmak istenildiği anlaşılamamıştı. İknacılar bu projeyi uygularken, yasağa muhalefet edenlerin ilk etapta uygulamadan çok da haberdar oldukları söylenilemez. Akit (Vakit) Gazetesi bu uygulamayı "ikna odaları" ismiyle tarihe geçirtti. Ancak, bu odalarda aslında neler yaşandığı tam olarak bilinemedi. Bu anlamda, konuya bir katkı sağlamayı amaçlayan bu çalışma, gecikmiş bir çalışma. Bu gecikmişliğini telafi etmek mümkündü ve kitabın bu amacı taşıdığı söylenebilir. Ancak, gecikmişliğinden daha önemli olan şey konunun öneminin fark edilmemiş olmasıdır. Bu odalardan geçen kızların bu olayı unutmaları mümkün değildir ama yaşadıklarının boyutlarını tanımlamış da değiller. Hem bu odalardan geçen kızların derdini paylaşmak, hem de sistemin mantığını ortaya koyan bu uygulamayı incelemek gerekmekteydi. İknacıların kendi sözleri ile örtbas ettikleri bu uygulamayı bir nebze de olsa gerçek yönleriyle ortaya koymak ve karambole getirilen bu uygulamayı, yaşayanların sözleriyle kayıt altına almayı amaçladık. Şimdiye dek iknacılar, bu konuda sözlerini söylemişler, ancak bu olaya muhatap olan kızların ağzından neler yaşandığı anlatılmamıştır. Çalışmanın bu zamanda ortaya çıkmasının tüm başörtüsü yasağına takılan bireyler gibi hayatımızı tekrardan rayına oturtma süreciyle ilgili olduğunu söyleyebiliriz.

- Egemenler, devletlular neden doğrudan kapı dışarı etmek yerine, "ikna" çabasına yöneldiler?

- İkna odalarının yaşandığı dönemde gündeme fazlaca gelmemesinin nedenlerinden birisi de okula zaten giremeyen öğrencilere dönük bu çabanın 'niyetinin' anlaşılamamış olmasıdır. İkna odalarının 'kızları' okullarına devam ettirmekten çok, iki pratik hedefi söz konusudur. Birincisi, zaten başka alternatifleri olmayan bu kızların 'mecburen' verecekleri okula devam kararını, iknacıların başarısı gibi göstermek ve bu yolla kamuoyunda zihinsel bir bulanıklık oluşturmaktı. Nitekim sıkça, okula devam eden kızlar üzerinden propaganda yapılmış ve bu kızların çeşitli baskılar sonucu örtündükleri söylenmiştir. Bu ciddi bir psikolojik savaş metodu olarak kullanılmış ve hem kamuoyunda, hem de öğrenciler üzerinde söylenen yalanlarla bir etki oluşturulmak istenmiştir. İkincisi ve en az ilki kadar önem taşıyan sebep ise devam eden direnişi kırmayı sağlamaktır. Bunun başarılı olduğu söylenebilir. Zira öğrencilerin kayıt oldukları yerleri, mutat program dışında farklı yerlere alarak öğrencileri ikna odalarında yalnızlaştırmışlar, yasağa karşı tepkileri kırmışlardır. Uygulama önemli bir etkiye sahip değilmiş gibi görünse de, kanaatimce binlerce kişilik yürüyüşlere karşı sistemin ürettiği "akıllıca" bir çözümdür. İkna odalarının hala sürdüğü ifade ediliyor ki, bu artık sembolik bir anlam taşır; ancak ilk etaptaki uygulama bir kırılma noktasında "kazanç" ya da "kaybetme" noktasında durduğundan, önem taşıyor. Yasakla birlikte, birçok okulun öğrenci sayısı neredeyse yarıya inmiştir. Ancak, hem ikna odaları, hem de kayıtların farklı merkezlerde yapılmasıyla bir strateji takip edilmiş ve kendilerince başörtülülerden arındırılmış "normal" bir süreç oturtulmaya çalışılmıştır.

- İkna odası uygulamasının savunucuları, genç kızların eğitim hayatlarını yarıda bırakmalarının önüne geçmeye çalıştıklarını söylüyorlar. Bu gençlerin ileride derin bir pişmanlık duymalarına ve acı çekmelerine neden olabilecek yanlış bir karar vermelerinin önüne geçmek için bir anne, bir abla şefkatiyle davrandıklarını iddia ediyorlar. Ne dersiniz?

- İkna odalarına giren hemen hemen tüm öğrenciler, kendilerine karşı sevecen bir tavır sergilenmeye çalışıldığını söylemektedirler. Ancak bu sevecenlik, öğrenciler tarafından sahte bir tavır olarak algılanıyor. Böyle algılanıyor -ki böyle- zira ikna odasına götürme/davet aşamasında gösterilen güler yüzlü muamele ikna odasına alınır alınmaz değişmektedir. Kayıt için bekleyen başörtülülerin, o sırada çıkarabilecekleri bir gürültü istenmiyor. Bu nedenle oldukça kibar bir davet var. Bu daveti reddeden öğrencilerin anlattıkları da "iyi niyet" iddialarını yalanlamaktadır. Aynı şekilde bu odalara girdikten sonra karşılaşılan muamele de tamamıyla bir ablalık olarak okunamaz. Zira öğrenci bir konuşmaya değil, sorguya alınmakta ve biraz "haddi aşan" cümleler kurduğunda kibarlık maskesi düşmektedir. Gerçek bir samimiyetten söz edebilmek için öğrencilere, bağımsız karar verme olanağının sağlanmış olması gerekirdi. Oysa iknacıların gösterdikleri sevecenlik, kuvvetli bir yumruk attıktan sonra "Acıdı mı?" demek anlamına gelmektedir.

- Kitabınızda hem iknacıların hem de ikna uygulamasına maruz kalanların psikolojilerini derinlemesine incelemeye çalıştığınız görülüyor. Sonuç itibariyle, "ikna odası" tekniğinden arda kalan ne? "Kim ne kazandı, ne kaybetti?" diye baktığınızda nasıl bir manzara var karşınızda?

- Zulüm hiçbir vakit baki olamaz. Bu hem tarihten hem de varolan mücadeleler üzerinden çıkartılabilir. İknacılar bugün okullara hiçbir şekilde başörtülü sokmamakla bir başarı sahibidirler. Ancak, bu başarı kesinlikle sanal. İkna odalarından ya da başörtüsü yasaklarından sonra temelde iki tavır sahipleri de (başlarını açanlar-açmayanlar) farklı şekilde bir acı yaşadı ve yaşamaya devam ediyorlar. Bu insanlar, hâlâ bu yasağı aşmanın yollarını arıyor, buna kafa yoruyorlarsa ya da görüştüğümüz kızların çoğunun ortak olarak ifade ettiği gibi "alışmıyorlarsa" iknacıların mutlak bir başarı sağladıkları söylenemez. İnanıyorum ki, bir çok öğrenci henüz anlatmadıklarını anlatacağı zamanı bekliyor. Bu ülkede yahut dünyada başörtüsüne karşı görünür bir zafer elde etseler dahi gönüllerimizden bu duyguyu söküp alamadıkları müddetçe başarı elde edemezler. Onlar birçok koldan bunun için de uğraşıyorlar. İknacılar, belki de hayatları boyunca kendilerini sorgulamayacak olan bireyleri değiştirmiş oldular. Özel hayatlara bir dizi sıkıntı olarak yansıyan yasak, öğrencilerin zihinlerini karıştırmış ama durulan zihinlerden net bir İslami kimlik ve sistem analizi ortaya çıkacağını umut ediyorum. Kaybeden ise, sorumlulukları yüklenemediği halde gönüllerinde umutsuzluğu mayalayan bireylerdir. Sınandık ve sınanmaya devam ediyoruz.

- Ayşe Gül Çetin adıyla 1998'de "Direniş Güncesi" adlı bir çalışmanız yayınlandı. O günkü durum ile bugünkü durumu karşılaştırdığınızda…

- "Direniş Güncesi", yasağa geri adım attırma umutlarının daha diri olduğu ve yoğun protestoların gerçekleştiği bir zamanda kaleme alındı. Bu güncede söylenenler, o günün heyecanı ve coşkusuyla söylendi. En önemli amacı, direniş esnasında motivasyonu güçlü tutmak ve direniş saflarını kuvvetlendirmek idi. Yıllar sonra dönüp kendim bazı bölümleri okuduğumda içimde canlanan tek duygu tekbir getirip yumruğumu kaldırmak oluyor diyebilirim. Yaşanan kavganın tazeliğinde, telaşında duyarlı herkesi ayağa kaldırmayı, "Haydi koşun yangın var!" demeyi hedefliyordu. Zira yangın yeniydi ve önünün alınabilme ihtimali daha güçlüydü. Yangını seyredenlere kızıyorsunuz. Odun taşıyanlara kızıyorsunuz; o günkü şartlarda yanmamak için başına peruk takanlara kızıyorsunuz. Velhasıl, bolca kızgınlık ve öfkenin olduğu sözlerdi. Bugün ise, yangın öylesine yayıldı ki, bazı yerlerde yanıklar kor haline geldi. İnce ince duman veriyor. "İkna Odaları"nda ise bir nevi geçmişi yanıklarımız eşliğinde tekrar zihnimizde geri sararak okumaya çalıştık.

Bugünden baktığımızda elbette daha sakin bir okuma ortaya çıktı diyebiliriz. Kenardan bakanlar hangi sebeple bakıyordu, yangın nasıl yayıldı gibi bir okumayı daha rahat yapabiliriz artık. Pratikte duruşumuz açısından bir değişimden bahsedemeyiz. Ancak, yaşananları daha soğukkanlı tahlil edebilme imkanına sahibiz. O gün için ihanet anlamı taşıyan bazı pratiklerin, bugün için bir mücadele aracı haline geldiğini düşünüyorum. Okula devam etmek, o gün için gerçekten de bir ihanet ve direnişi kırıcı bir tavırdı. Ancak, bugün bir boykot ya da toplu bir direnişin olmadığını düşünecek olursak, bu kararı alanların sadece kendilerine dönük bir yarar-zararı olduğunu söyleyebiliriz. Sonuçta ne dün, ne de bugün başörtüsünden verilecek bir tavize hiçbir biçimde olur vermemiz mümkün değildir. Kur'an'ın açık hükmünü okula devam eden tüm öğrenciler de kabul etmekte ve Allah'tan af dilediklerini söylemektedirler. Ancak dün "dökülmek" anlamı taşıyan bu kararı, bugün aynı dille eleştirmek güç. Aradan yıllar geçti ama hem okul içinde, hem de dışında acılar yaşanmaya devam ediyor. Müminler olarak acılarımızı daha yapıcı dille paylaşma yollarını aramalıyız diye düşünüyorum. Günce'nin yazıldığı süreçte yaşanan direnişin tarihi ve hayati bir değeri vardır: Bu yasağın güle oynaya uygulanmadığını tarihe kaydetmek. Geri adım attırabilme olanağını sonuna dek zorlamış olmak, gibi. Bugün ise yasak görünür bir biçimde uygulanıyor. Başörtüsü yasaklısı olarak, çabalarımızla hâlâ direndiğimizi gösterebilmeliyiz.

- İkna odalarından bir biçimde ikna edilmiş olarak çıkanlar sonraki süreçte neler yaşadılar, nelerle karşılaştılar? İkna edilmenin bedeli (ya da ödülü) ne oldu?

- Okullarına devam etme kararı veren öğrenciler aslında görünürde direnmekten vazgeçmiş gibi algılansa da, kendi dünyalarında kesintisiz olarak direnmektedirler. Bu direnişi bazen peruk, bazen bone-bere takarak ya da saçlarını kazıtarak yapmaktadırlar. Daha da mühimi bu kızlar okul kapısından çıkar çıkmaz başlarına örttükleri örtüleriyle kendi dünyalarını korumaya çalışmaktadırlar. Okula devam kararında en genel olarak, bu toplumda ayakta kalmak amacı yatmaktadır. Ne var ki, sistem asla, görünür teslimiyetlerle yetinmemekte. Her gün yeni bir fatura kesmektedir. Başörtüsünde bir adım ilerledikten sonra, saçı örten her tür aksesuarla da mücadele ediyor ve hiç doymayan canavar gibi aldıkça almak istiyor. Örtündüğü bilinen kızlara okul içinde sürekli psikolojik baskı yapılmaktadır. Dolayısıyla bu kızların başlarını açtırarak rahatladıklarını değil, farklı bir mücadele içine girdiklerini söylemek daha doğru olacaktır. Ancak uzun vadede elde edilecek "diplomaların" hangi çevrelerde nasıl iş göreceği ve bir ödül olup olmayacağı ise meçhul.

- İkna odaları sadece malum süreçte yaşanmış ve bitmiş bir uygulama ve üniversitelerle sınırlı bir olgu mudur, yoksa başka alanlarda da karşılaşıyor muyuz?

- İkna odaları asla üniversitede küçük odalarda gerçekleşen bir uygulama olarak görülemez. Yıllardır halka üstten bakan ve halkı eğitilmesi gereken yığınlar olarak gören bir zihniyetin ürünü olarak ikna odaları genel bir uygulamanın parçasıdır. İknacılar, Türkiye modernleşme mantığını temsil etmektedirler. Ancak, spesifik bir olay olması ve üzerinden sistemin mantığına işaret edebilmek amacıyla önem taşıyor. İlk okula adım atar atmaz Türkiyeli her birey aslında bir ikna programına alınmış oluyor. Ya da ekranlarda yaşanan olaylar baskıcı rejimin okuma biçimleriyle yansıdığında bir ikna söz konusu. Sistemin tahammül edemediği şey, "sunulu" bilgi ve bakışın dışına çıkılmasıdır. Türkiye'de yaşayan Müslümanların sorunlarının başörtüsü ile sınırlı olmadığı gibi ikna çabaları da başörtüsü yasaklarına has bir uygulama değil her alanda görülebilen bir psikolojik baskı yöntemidir.

- Mecliste geçtiğimiz ay kabul edilen "öğrenci affı" yasası Özgür-Der tarafından yeni bir ikna odası teşebbüsü olarak kınandı. Bu konuyu siz nasıl yorumluyorsunuz?

- Öğrenci affının, başörtüsü affı olarak gündeme gelmesi tutarsız bir durum. Bu şekilde gündeme getirilmesinin mevcut hükümetin oy potansiyeline örtük bir mesaj olduğunu düşünüyorum. AKP hükümet olduktan sonra, hiçbir şekilde başörtüsü yasağını kaldıracağına dair açık bir taahhütte bulunmamıştır. Ancak oylarını AKP'ye yönlendiren bir çok kişi hükümetin takiyye yaptığına, ancak fırsatını bulur bulmaz bu işi çözeceğine inanmış ve her yeni günde sabrederek beklemiştir. Ancak, AKP'nin böyle bir önceliği olmadığı gibi varolan iktidar örgüsü içinde böyle bir imkanı da görünmüyor. Fakat, dünya ölçeğinde değişecek bir konjonktür (hiç olası görünmemekle beraber) ya da İslamizasyon projesi AKP hükümetine denk düşerse başka. Mevcut durumdan böyle bir yolun açılabilme ihtimalini çıkartmak zor. Umutlarını AB sürecine bağlayanlar için de geleceğin bir hayal kırıklığı yaşatacağı söylenebilir. AB'nin özgürlükler, insan hakları bağlamında dayattığı kriterler, hiçbir biçimde Müslümanların haklarını kapsayacak ve ideallerine alan açacak gibi değildir. Bu affın başörtüsü affı gibi algılanması ya da bir biçimde karşılanması AKP'nin işine gelmektedir. Asla bunu savunmasalar ve ısrarla başörtüsü affı olmadığını söyleseler de toplumda bıraktığı imaj ise "biz uğraşıyoruz", "bir şeyler yapmaya çalışıyoruz" şeklindedir. Bu imajdan birebir AKP sorumlu tutulamaz elbette. Zira çözümü kendi omuzlarına almak istemeyen kitleler için güvenli bir kaçış yolu bu. Uğraştılar ama yapamadılar denilecektir. Başörtüsü yasağı toplumun genel sorunları göz önüne alındığında zihinlerde hayati bir sorun olarak bir yer işgal etmemektedir. Başörtüsü mağdurları, görünmez sıkıntılarıyla aslında toplumsal bir esaret ve tecrit yaşamaktadırlar. Bu durumu yaşayan başörtülülere "af" bir umut olarak sunularak tekrardan ikna odası kurulmuş olmaktadır. Af yasasının sürekli yokuşa sürülmesi ve belirli yıllar ile sınırlandırılmış olması ile öğrencilere böylesine zorluklarla önlerine gelen fırsatın kaçırılmaması iması yapılmış oluyor. Bu süreç başörtüsü sorununa bir çözüm getirmediği gibi tekrar böyle bir şans verilmeyeceği söylenerek de başörtülüler tekrardan aileleriyle toplumla ve nefisleriyle bir mücadele içine itilmektedirler. Bu durum başörtülüleri sınırları genişlemiş bir ikna odasına almak ile özdeştir.

- Söyleşi için teşekkür ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

Bu yazı toplam 1716 defa okunmuştur.
BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR