1. YAZARLAR

  2. Veziha Buluş

  3. Mücadelede Geri Dönüş Olmamalıdır!

Mücadelede Geri Dönüş Olmamalıdır!

Mayıs 2005A+A-

Soruşturma: Başörtüsü Yasağının Anlamı ve Çözümü

Sorular

1. Türkiye'de bir kısmı yarım yamalak da olsa son yıllarda bireysel ve kolektif özgürlükler alanında birtakım gelişmeler yaşanmakta; yasal düzenlemelerle hak ihlalleri giderilmesine ve düşünce, ifade ve örgütlenme önündeki engellerin azaltılmasına yönelik bir süreç işlemekte. (Örneğin Kürtçe yasağı ve siyasi partilere üye olma gibi engellerin kaldırılması; sivil toplum örgütlerinin hareket alanın genişlemesi, işkence vakıalarının azalması vb. gelişmeler.) Buna karşın başörtüsü yasağı konusunda düzenin, egemenlerin giderek daha şedit tavırlar içerisine girmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

2. Başörtüsü sorunun uzaması özelde başörtülüleri ve genel olarak da İslami duyarlılığa sahip kitleleri nasıl etkilemektedir?

3. Toplumsal mutabakat kavramı sizce ne ifade etmektedir? Bu bir kaçış teorisi mi, yoksa Türkiye gerçeğinin bir kavranışı mıdır?

4. Anketlerde halkın büyük bir bölümü başörtüsü yasağına karşı görüş belirtmekte ve yasağa son verilmesini istemekte. Buna karşın aynı anketlerde en önemli sorunlar sıralamasında ise başörtüsü sorununun çok gerilerde kaldığı da görülmekte. Yani toplumun bütünü açısından değerlendirildiğinde başörtüsü yasağının bir sorun olmakla birlikte yakıcı, öncelikli sorunlardan bir sorun olmadığı sonucu ortaya çıkmakta. Yasağın sürmesinde bu algılamanın etkili olduğu söylenebilir mi?

5. Düzenin baskıcı ve zorba tutumu karşısında peruk, yeni bir türban modeli ya da "zorunluluk fetvası" türünden arayışlar sizce hangi ideoloji-siyasi zemine oturmaktadır? Ne ölçüde mazur görülebilir?

6. Mevcut hükümetten başörtüsü sorunu karşısında somut planda neler yapmasını ne tür adım ya da adımlar atmasını istiyorsunuz, bekliyorsunuz? Sizce Ak Parti Hükümeti'nin yapabilecekleri ya da yapması gerekenler nelerdi(r)?

7. Başörtüsü sorununa nasıl bir itikadi-ameli çerçeve içinde yaklaşılmalıdır? İslami sorumluluklarının bilincinde olanlar açısından yapılması gereken nedir?

 

1. Öncelikle böyle bir çalışma yürüttüğünüzden dolayı sizlere teşekkür ediyorum.

İnsan hakları perspektifinden baktığımız zaman bahsettiğiniz gelişmelerin görünürde olduğu çok açıktır. Yasal düzenlemeler yapılsa da uygulamalarda çok yetersiz kalınmaktadır. Başörtüsü konusunda ise çifte standartlı bir tutum izlenmektedir. Tabi ki bu bilinçli bir tavrın sonucudur. Eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz'ün beyanıyla "Başörtüyü kabul etmek Cumhuriyetin yıkılmasına razı olmaktır." Başörtüsünü böyle değerlendiren bir zihniyetten daha nasıl bir tavır beklenebilir? Tabi ki 12 Eylül-28 Şubat darbeleri beklenebilir! İslami görünürlüğe tahammülü olmayanlar ancak böyle sindirebilirler hazmedemediklerini. Demokrasi ve "hukuk devleti" tabirinin nasıl lafta kaldığının en açık örneğidir başörtüsü yasağı konusunda takınılan tutum. Devletin merkeziyetçi, tek tipleştirici ve baskıcı karakterinin yansımasıdır. Hedef edinilen şey kılık kıyafet değil tek kelime ile İslam'dır.

2. Yaklaşık 20 yılı aşkın bir süredir dayatılan bu yasak, en başta sorunu yaşayan mağdurlarda derin yaralar açmıştır. Bir nevi onların hayattan elini eteğini çekmelerine neden olmuştur. Ekonomik özgürlük ve eğitim-öğretim hakkından feragat ettirilmiş aile baskısı ve toplumdan soyutlanma sorunları yaşamışlardır. Başörtülü, devlet babaya anlatamamış; Cumhuriyet sonrası yaşanan darbelerden gözü korkmuş, sinmiş, devlet babanın sopasını yemiş babalara mı anlatacaktı derdini? Ekmeğin aslanın midesinde olduğu bu dönemde, kolay değildir böyle bir tercihi yapmak. Maddiyat yetmemiştir, psikolojisini de kurban etmiştir inancına. Başörtüsü uğruna karın tokluğuna çalışmış, tartaklanmış, aşağılanmıştır iş yerlerinde. 4 yıllık üniversite mezunu, sekreterlik yapmıştır onun bunun işinde. Başörtüsünü kaybetmemek adına istenmeyen evlilikler yapmıştır sorunun çözülmesinden ümitsiz gözü yaşlı bacılarımız. Hatta direndiği için evden kovulmuştur. Gözaltına alınmış, idamla yargılanmış, hapis yatmıştır. Bedeller ödeyen, inancını tercih eden bir kısım başörtülüler her şeye rağmen direnmektedirler. Ama ne yazık ki kimileri nemelazımcılığa kaçtı, çoğu inananlar kendi kabuğuna çekildi. Kimileri de düzenin tuzaklarına düşmüştür. Aflardan sonra peruk takma, kamu kuruluşlarında başörtülerini çıkarmakla, kimliklerinin üzerine "kutsal/güçlü devlet hegemonyası" ile yaşamaya zorlanmış ve nitekim pek çok kişi bu yasakçı zihniyetin kölesi konumuna düşürülmüştür. Tabi ki bu sorunla yalnız başörtülüler değil; İslami duyarlılığa sahip kitlelerde imtihan olmuştur. Kısacası direnenler maddi, manevi çöküntüler yaşadılar; taviz verenler yaşadıkları gibi inanmaya başladılar; seyredenler ise sorunu yaşayanlardan daha çok sindiler. Müslüman olduklarını ifade etmekten bile korktular.

3. Toplumsal mutabakat: Toplumun bir konu üzerinde hemfikir olmasıdır. Bizce anlaşılan budur. Ama anlaşıldığı üzere iktidarın anladığı farklı bir şey ki hâlâ bu konuda bir adım atabilmiş değil. Daha doğrusu iktidarın toplumdan kastı bizim tanıdığımız toplum değil. Toplum anlayışları üst düzey bürokratlar ve MGK'dır. Mutabakat oradan beklenmektedir. Yüzünü AB'ye sırtını halkına dönen bir Türkiye AİHM kararına nasıl karşı çıkabilir? Türkiye gerçeğinin kavranması nedeniyle bir kaçış ve oyalanma politikasıdır.

4. Yaşanan bir ihlal varsa kaçıncı sırada olursa olsun onun iyileştirilmesi mecburidir. Sorunun yakıcılığı ise ancak muhatabı tarafından anlaşılır. Bir insanın hangi hakkı elinden alınmışsa onun için en büyük ihlal odur. Hak ve özgürlükler açısından biri için yaşam hakkı ne ise bir başkası için eğitim öğretim veya çalışma hakkı odur. Haklarda öncelikler yoktur. Kişinin hangi hakkı engellenmişse yakıcı olan odur. Söylediğiniz sonuç insan hak ve özgürlükleri açısından baz alınamaz. Yasağın sürmesinde bu algılama etkili değildir bence.

5. Bir taraftan dini inancı ve diğer taraftan çalışma, eğitim-öğretim hakkı arasında tercihte bulunmaya zorlanan başörtülüler, bu tür girişimlerle kimliksizleştirilmeye çalışılmaktadırlar. Bu tür tercihlerde bulunanlar kendilerine olan güveni yitirmekte belli bir dönem adeta her şeyini kaybetmiş, benliğinden uzak herkesten köşe bucak kaçmaktadırlar. Sonrasında ise düzenin bir dişlisi olma konumuna rıza göstermektedirler. Bunların mevcut örnekleri çoktur. İnsan, hakkı olduğuna inandığı şeyden taviz vermemelidir. Aksi takdirde Hz. Ali'nin ifade ettiği gibi hakkıyla birlikte şerefini de kaybeder. Ölçü olan Hak'tır.

6. Öncelikle AKP Hükümeti de, diğer hükümetler ve AB gibi bu dersten sınıfta kalmıştır. Seçim lobilerinde, kadın kollarında dillerinden düşürmedikleri başörtüsü sorununa ihanet etmişlerdir. Öyle ki AKP iktidara geldi diye halk başörtüsü yasağı kalktı zannediyor. Yaptığımız eylemlerde "Bize yasak kalkmadı mı?" şeklinde sorular yöneltiliyor. Hükümeti, bir sürü anlaşma ile din ve vicdan özgürlüğünü garanti altına alan sözleşmelerin, demokrasi ve hukuk devleti ilkelerinin gereğini yapmaya çağırıyorum. Hiçbir yasal dayanağı olmayan bu yasağı, toplumsal mutabakatla onları Meclis'e gönderen millete söz verdikleri gibi kaldırsınlar. İktidar iseler iktidarlıklarını kullansınlar. Birçok yasa değişikliğini nasıl yaptılarsa, (ki bunda yasaklayıcı bir yasa bile yokken uygulamalarla önüne geçebilirler) bu yasak içinde aynı adımları atsınlar. Kısacası ya milletin iradesini yansıtsınlar ya da istifa etsinler.

7. Başörtüsünün Allah'ın emri olduğu, ayetler ile sabittir. İslami bilince sahip olanlar açısından, Kur'an'da yer alan bütün emirler gibi bu emri de kabul etmek ve yaşamaktır temel olan. Allah'ın emrini yerine getirmekse Müslümanlar için bütün her şeyin üstündedir. Mücadelede geri dönüş olmamalıdır. Feda edilenler ne olursa olsun.

Bu yazı toplam 1778 defa okunmuştur.
BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR