1. YAZARLAR

  2. Fevzi Zülaloğlu

  3. İlahi Vahye Rağmen Tenzih Akidesinden Sapanlar

İlahi Vahye Rağmen Tenzih Akidesinden Sapanlar

Mart 2002A+A-

"Dünya hayatının rahatına dalarak eğlenceyi ve geçici zevkleri dinleri haline getiren kimseleri, kendi haline bırak; ama bu durumda (onlara) hatırlat ki (ahirette) her insan yaptığı yanlışlardan dolayı rehin tutulacak ve kendisini ne Allah'a karşı koruyacak, ne de kayırıp kollayacak (ne veli ne de şâfi) bulamayacaktır..."(6/Enam, 70)

İtikadi ve ameli konularda gevşek davranmak, giderek Allah ile olan irtibatın kopmasına yol açmaktadır. Yukarıdaki ayette geçen mubin ifadelerden anlaşıldığı gibi, dünyanın geçici zevk ve eğlencelerini hayatın tek amacı haline getirince Din ile Rabbimizin bize gösterdiği hedefler göz ardı edilebilmektedir. Böyle bir risk, ilahi vahye muhatap olmuş veya doğrudan muhatap olmamış bütün insanlar için geçerlidir. Yani Sabiiler, Hanifler, Yahudiler ve Hristiyanlar için tehlike teşkil eden fitne konusu, müminler için de bir sınanma aracı olarak geçerlidir.

'Allah'ı tenzih etme konusunda ilahi vahye rağmen şirk üreterek kusur işleyen Yahudiler ve Hristiyanlar', tevhid akidesinin "tenzih" ilkesini, dünyevi otorite ve kültürlerin etkisi ile, nevalarına göre yorumlamışlardır. Daha sonra da işin içinden çıkamayınca, Allah'ın Din'i İslam'ı teolojik tartışmalar yumağında boğmuşlardır. Protestanlaşma, râsyonelleştirme zorunluluğu belirince de, kendileri için dahi tutarsız ve anlamsız gelen inançlarını savunabilmek için özellikle Hristiyanlar, Allah'ın iki nimeti olan "akıl" ile "vahiy" arasına sınır çizmeye, vasat ve dengede olanı tenakuza düşürmeye çabalamışlardır.

Kısaca, Yahudiler de Hristiyanlar da, Kur'an'da dini dünyevileştirme konusunda kötü örnekler ortaya koyan iki kesim olarak anılmakta ve kınanmakta, hatta lanetlenmektedirler. Bu araştırmamızın konusu, önceki ümmetlerin işlediği kusurlara dikkatimizi çekerek bizleri de aynı hataları tekrar etmeme konusunda uyaran Rabbimizin buyruklarını Kur'an bütünlüğünden öğrenmektir. Böylece beşeri hatalara karşı Tevhidi bir bilinç kazanarak önceki ümmetlerin düştüğü durumlara karşı uyanık olabilmenin imkanlarını kuşanmış olabileceğimizi umuyoruz.

A- Misak'ın Bozguncuları: Yahudiler ve Hristiyanlar

Ehli Kitab'ın çoğunluğu, zamanla, Allah'ın Dini'nin yüklediği ciddi sorumluluklar konusunda tedavisi imkansız hale gelen bir aymazlık içine girmişlerdir. Bu aymazlığın nedeni, çoğu zaman zora talip olmamak ve akideye gereken ehemmiyeti vermemektir. Konforlu bir yaşam va'deden israfçı, rahatına düşkün, iktidarlarla girilen ilişkiler de zamanla onlara benzemeye, itikadın vahye dayalı ölçülerinin bulanmasına yol açabilmektedir.

Hikmeti ve hikmetli düşünme yeteneklerini kaybeden "önceki vahyin temsilcileri"nin çoğunluğu, Allah hakkında bürhansızca bütünüyle zanna dayanan iddialarda bulunmuşlardır. İşte bu yüzdendir ki, Kur'an'ın indirilen yeni mesajına karşı genellikle kayıtsız kalmışlardır. Böyle bir tehlikenin Müslümanlar'ı da beklediğinden olmalı ki, Rabbimiz, Kitap Ehli üzerinden, bizleri uyarmaktadır. Bu tehlike, Enam Suresi'nde ifade edildiğine göre "dünyanın geçici zevklerini din haline gertirmek"tir.

İlahi vahyin önceki temsilcileri olan İbrahim, Yahya, Musa ve İsa peygamberlerin izinden gittiklerini iddia eden Hanif, Sabii, Yahudi ve Hristiyanlar'ın çoğunluğu mesajın üzerinden uzun zaman geçtikten sonra, Allah'a gerçek olmayan isnadlarda bulunmuşlardır. Yani O'na oğullar, kızlar isnad etmişler, gücünü Allah'tan almayan otoritelere hak etmediği saygıyı göstererek, egemenliğinde Allah'ın ortakları olduğunu vehmetmişlerdir. Bu hakikatin İlahi Kelamdaki beyanını Enam Suresi'nden takib edelim:

"Ama bazıları bütün görünmez varlık türlerine Allah'ın yanında O'na denk bir yer yakıştırmaya başladılar. Halbuki onları yaratan O'dur; ve cehaletleri yüzünden O'na oğullar kızlar isnad ettiler. O sonsuz ihtişam sahibidir ve insanların her tür tasavvur ve tahayyülünü aşan bir yüceliğe sahiptir." (6/Enam, 100)1

İslam'ın önceki temsilcileri olan Yahudiler, Hristiyanlar, Allah inancı da dahil Din'in akidesine zulüm karıştırmışlardır. 'İmana zulüm karıştırmak', Allah'ın belirlediği akideyi bozmak, demektir. Hristiyan ve Yahudiler keyfi olarak yorumladıkları İslam akidesini felsefi tartışmaların oyuncağı durumuna düşürmüşlerdir. Rabbimiz Kur'an'da onları şöyle suçlamaktadır:

''Kendilerine ilahi kelamdan bir pay verildiği halde, asılsız muammalara ve şeytani güçlere inananların ve hakkı inkara şartlanmış olanların, müminlerden daha doğru yolda olduklarını iddia ettiklerini görmüyor musun? Allah'ın lanetledikleri işte bunlardır: ve Allah'ın lanetine uğrayan kişi de kendisine yardım edecek kimse bulamaz." (4/Nisa, 51-52)

Yahudiler ve Hristiyanlar insanlarla Allah arasında soy bağı icad etmişler, 'O'nun çocuktan ve sevgilileri' olduklarını iddia etmişlerdir. Maide Suresi, 18. ayette Rabbimiz, onların azabı hak edecek günahkarlar olduklarını ifade ederek, bu iddiayı reddetmiştir: "Hem Yahudiler hem de Hristiyanlar: 'Biz Allah'ın çocukları ve O'nun sevgili kullarıyız' derler. Öyleyse, Allah neden günahlarınızdan dolayı azap çektirsin? Hayır siz, O'nun yarattığı ölümlü insanlardan başka bir şey değilsiniz..."

Bütün bu iftiralarına rağmen Yahudi ve Hristiyanlar, kendilerini Allah'ın dostları, en seçkin ve sevgili kulları olarak görürler. "Seçkin ırk ideolojisi"ni üreten Yahudiler, hak edecek salih ameller yapmasalar da, unvanları ile kendilerinin peşinen Allah'ın rahmetine nail olduklarını ve ebediyyen olmaya devam edeceklerini iddia ederler. Bu iddialarının batıl olduğunu Yüce Rabbimiz birçok Kur'an ayetinde beyan etmektedir.

Yahudiler Üzeyir (a)'ı, Hristiyanlar da İsa (a)'ı Allah'ın oğlu olarak lanse ederler. Oysa Allah "sübhan"dır; lafzi yada mecazi olarak çocuk sahibi olmaktan münezzehtir. Allah ile yarattıkları arasında neseb ilişkisi olduğunu iddia etmek, hiddetlerinden dolayı "göklerin parçalanmasına, yerin yarılıp gitmesine, dağların yıkılıp yok olmasına" yol açacak şiddette bir etkiye sahiptir.2

"Dünyanın ayartıcı fitnelerine kanmak" biz müminler için de geçerlidir. O yüzden 'Şeytanın başımıza örmek istediği çoraplar'a karşı bizleri uyarıp, vahiy yolu ile tevhidi şuur kazandıran Rabbimiz, Kur'an-ı Mubin'de mücadele yöntemlerini beyan etmektedir. Din'in itikadını ve onunla beraber nur saçan davranış modellerini terk etmek, önceki peygamberlerin ümmetleri için söz konusu olduğu gibi bizler için de muhtemeldir.

Onun içindir ki, "icabati vakti hal"e (reel politiğe) teslim olarak Din'in can veren inançlarını, mevcut durumun şeytani kültürlerine kurban etmek, cehennemin ateş saçan diyarına dost olmaktır. Ancak yine de rahmeti sonsuz Rabbimiz, İlahi Vahyin bütün müntesiplerine, kendilerine gelmeleri için, yaşadıkları müddetçe fırsat ve tevbe kapısının açık olduğunu aşağıdaki ayette beyan etmektedir:

"Kuşkusuz, (bu Kur'an'a) iman edenler ile Yahudi inananın takipçilerinden, Hristiyanlardan, ve Sâbiîlerden Allah'a ve Ahiret Günü'ne (gereğince) inanmış, doğru ve yararlı işler yapmış olanların tümü Rablerinden hak ettikleri mükafatları alacaklardır; ve onlar ne korkacak, ne de üzüleceklerdir." (2/ Bakara, 62)

B- Yahudiler, İman Ahdine Zulüm Karıştırmışlardır

Yüce Allah Yahudiler'den Din'in temel ilkelerine bağlılık ve İman ettiklerinin gereklerini yerine getireceklerine dair kesin söz/misak almıştır. Fakat onların çoğu, anlaşmayı bozmuşlardır. Bakara Suresi'nde bu taahhütten şöyle söz edilmektedir: "Ve bir zaman (ey İsrailoğulları!) sizden şu konularda kesin taahhüt /misak almıştık: Allah'tan başkasına kulluk etmeyeceksiniz; anne babanıza ve akrabanıza, yetimlere ve fakirlere iyilik yapacaksınız. Bütün insanlarla güzellikle konuşacaksınız; namazlarınızda dikkatli ve devamlı olacaksınız ve karşılıksız yardımda bulunacaksınız. Ama 'birkaçınız dışında" bu sözünüzden döndünüz. Zaten siz inatçı isyankar bir toplumsunuz." (2/Bakara, 8)

İman'ın uyulması gereken ilkeleri konusunda her peygamber ümmetinden "söz" almıştır. Bu söz Kur'an'da "and, akd, misak, ve biat" kavramları ile anılmaktadır. Yahudilerden Rabbimizin peygamberleri aracılığıyla defalarca söz almıştır. Fakat insanların ekseriyeti gibi, onların çoğu da bu misaka uygun itikadi ve ameli tutum geliştirmeyi tercih etmemişlerdir.3

Yahudi Din Adamaları Allah'ın Hanif Dini İslam'ın safiyetini bozmuşlardır. Bunu yaparken Hevalarını Allah'a rakip olarak çıkarmışlar, çeşitli iftiralar atmışlardır. İşte bu iftiralardan bazıları:

1- Yahudiler Allah'ı cimrilikte suçlamışlardır:

Yüce Rabbimiz nimetini kime vereceğine, rızıkları nasıl bölüştüreceğine, karar verme hakkına sahiptir; kimseye hesap verme zorunluluğu da bulunmamaktadır. Yahudilere Rabbimizin verdiği bunca nimetin, gönderdiği peygamberlerin ve bugünden bakarak haram helal demeden kazandıkları servetlerin sahibi, sanki Allah değil de, göklerde veya yerdeki başka güçlermiş, gibi davranmaları anlaşılır bir tutum değildir.

Yahudiler, Allah'ın gönülleri aydınlatan vahyinin kendilerinden başkasına ulaşmasını istemezler ve O'nun 'nuruna karşı düşmanlık yaparak söndürmek isterler. Yüce Allah son peygamberi kendilerinden seçmediği için, daha çok zenginlik ve servet sunmadığı için O'nu cimrilikle itham ederler: "Allah fakirdir, ama biz zenginiz; diyenlerin sözlerini Allah duymuştur. Onların hem söylediklerini hem de peygamberleri haksız yere öldürdüklerini kaydedecek ve diyeceğiz: Tadın bakalım ateşin azabını,"(3/Al-i İmran, 181)

Yahudilerin Allah'a yönelik iftiraları bir başka ayette de şöyle dile getirilmektedir: "Yahudiler derler ki; 'Allah'ın eli sıkıdır,' Sıkı olan onların elleridir. Ve bu iddialarından dolayı Allah tarafından lanetlenmişlerdir. Tersine O'nun elleri sonuna kadar açıktır. O lütfunu dilediği gibi dağıtır. Ama Rabbin tarafından sana indirilen her şey, onların çoğunu kibirli küstahlıklarında ve küfürlerinde daha da inatçı yapmıştır." (5/Maide, 64) Allah'ın sonsuz lütfundan ikram ettiği vahiy nimetine sahip oldukları için Yahudiler'in çoğunluğu Müslümanlar'ı kıskanırlar ve Allah'a bundan dolayı kin ve düşmanlık hisleri beslerler. Rahmetini kime indireceğini seçme hakkına tartışmasız bir şekilde malik olan Yüce Rabbimiz şaşmaz ölçüleri olan bir Adalet terazisine sahiptir. Yahudiler'in, 'imtiyazlı seçkin bir ırk olduklarına, dolayısı ile vahiy de dahil özel nimetleri yalnız kendilerinin hak ettikleri'ne ilişkin iddiaları batıldır. Çünkü İslam'ın iki temel ilkesi olan tevhid ve adalet ölçüsü 'ayırımcı, kayırmacı, torpilci bir ilah' anlayışına geçit vermemektedir.4

2- Kendi uydurdukları batıl inançları, Allah'a isnad etmişlerdir:

Yahudi Din Adamları kendi uydurdukları batıl itikad ile mensuplarını kandırıp oyalayarak, onların mallarını haksız yere yerler. Bir de üstüne üstlük sağladıkları imkanları Allah yolundan alıkoymak için kullanırlar. Haksız yere mal yığıp infak etmeyen, Din'in asli inançlarını bozup Allah'a iftiralar yapan bu din adamları için Rabbimiz hükmünü şöyle beyan etmektedir:

"Ey iman edenler! Bilin ki; hahamların rahiplerin çoğu, insanların mallarını, haksızlığına yiyip yutuyor ve onları Allah'ın yolundan alıkoyuyorlar. Fakat bütün o altın ve gümüşü toplayıp Allah yolunda harcamayanlar var ya, işte onlara çok çetin bir azabı müjdele!" (9/Tevbe, 34)

"Kendilerini tertemiz sayanların farkında değil misin? Hayır aksine Allah dilediğini temize çıkarır ve kimseye kıl kadar haksızlık yapılmaz. Bak kendi uydurduklarını nasıl da Allah'a isnad ediyorlar? Bundan daha açık bir günah olamaz." (4/Nisa, 49-50)

Yahudiler'in Allah'a isnad ettikleri iftira kabilinden inançları vardır. Örneğin, "kendilerinin mutlaka affedileceği ve Yahudi olmayan hiç kimsenin cennete giremeyeceği" inancı, hiçbir karineye dayanmadan kendilerinin uydurup Allah'a nisbet ettikleri bir iftiradır: "Onlar: 'Yahudi ve Hristiyan olmadıkça hiç kimse cennete giremez' diye iddia ederler. Bu, onların kuruntusudur. De ki; eğer söylediklerinizde samimi iseniz, iddianızı kanıtlayın!" (2/Bakara, 111)5

Rabbimiz, 'seçkin ırk olduklarından dolayı mutlaka affedilecekleri varsayımı' ile hareket eden Yahudilere, bir çağrı yapmaktadır: "Madem kendinizin mutlak rahmet kapsamına alınacağına inanıyorsunuz, o halde hadi ölümü isteseniz ya!" (62/Cuma, 6)6

3- Allah'ın Dini'ni tahrif eden Hahamlar'a kayıtsız şartsız düşüncesizce itaat ettikleri için Yahudilerin çoğunluğu şirke bulaşmıştır:

İtikadi ölçüleri bulandırarak Allah'ın dininin saflığını bozan, kafalarına göre haram-helal koyan din adamlarının verdikleri hükümleri tahkik etmeden kabul edip onların izinden gittikleri için Yahudiler, Kur'an'da Rububiyette şirke düşmekle suçlanmışlardır. Çünkü Allah ile yaptıkları iman sözleşmesine aykırı davranmış veya böyle davrananları düşünmeden aynen taklit etmişlerdir.

"Hahamlarını, rahiplerini, bir de Meryem oğlu Mesih'i, Allah ile beraber rableri olarak gördüler. Oysa tek ilahtan başkasına kulluk etmekle emrolunmuş değillerdi. O'ndan başka ilah yoktur; sınırsız kudret ve izzeti ile O'nun uluhiyetinde bir pay yakıştırdıkları her şeyden bütünüyle uzaktır, yücedir O." (9/Tevbe, 31 )7

4- Dinin mesajlarını bütünlüğünden kopararak parçalamışlar ve Allah'ın ayetleri arasında ayırım yapmışlardır:

Yahudilerin çoğunluğu, kendilerine peygamberlerin getirdiği vahyin bütününe talip olmayarak işlerine gelmeyeni terk ederler. Bu nedenle, Allah'ın ayetleri arasında ayırım yapar, iman ahdi'ne sadakati terk eder, basma kalıp birkaç inanç dışında "Dinin Akidesi"ni bulandırırlar. Bu fiili irtikap edenler, Allah'ın indirdiklerine ve peygamberlerine yönelik tavırlarından dolayı lanetlenmiş ve küstahlıkla suçlanmışlardır. Zaten Peygamberimize indirilen Kur'an'ı da aynı gerekçelerle reddetmişledir. Takipçileri de aynı nedenlerden dolayı inkar etmektedirler.

İlahi vahyin bir kısmına inanmalarını veya bütünlüğünden kopararak tanınmaz hale getirişlerini Rabbimiz, aşağıdaki ayetlerde beyan etmektedir: "Nitekim onlara; 'Allah'ın indirdiğine inanın!' denildiğinde, 'biz yalnızca bize indirilene inanırız' diye cevap verirler; ve zaten bildikleri bir gerçeği tasdik ve teyid eden bir hakikat bile olsa, sonra gelen her haberi inkar ederler. De ki; 'madem gerçek müminler idiniz de neden Allah'ın önceki peygamberlerini öldürdünüz?" (2/Bakara, 91)

"...Böyle yaparak, İlahi Kelam'ın bir kısmına inanıyor, diğer bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Öyleyse bilin ki, içinizden böyle yapanların karşılığı, bu dünya hayatında zilletten ve Kıyamet Günü en acıklı azaba uğratılmaktan başka bir şey olmayacaktır. Zira Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir". (2/Bakara, 85)8

5- Allah'ı Zalimlikle Suçlamışlardır.

Geçmiş günahları sebebi ile Allah'ın kendilerine ceza olarak, karmaşık, içinden çıkılmaz haramlar ve kısıtlamalar koyduğunu iddia ederler. Oysa kullarına karşı son derece merhametli ve adaletli olan Yüce Allah, zulmedici değildir. Onların hak ettikleri musibetler, itaatsizliklerine ve isyanlarına karşılık, elleri ile yaptıkları yüzündendir.9

C- Yahudilerin Allah'a Yaptıkları İftiraların Kitabı Mukaddesteki (Eski Ahit) İzdüşümleri:

Yahudilerin ilahi vahiy üzerinde yaptıkları tahriflerden, inanmak isteyenler için gerçek bir yol gösterici ve rahmet olan Kur'an'da söz edilmekte ve nihai çözüm yollarının tahlilleri yapılmaktadır: "Bu Kur'an'ın, İsrailoğulları'nın anlaşmazlığa düştükleri pek çok meseleyi, açıklığa kavuşturduğu ortadadır." (27/Neml, 76)

Allah'ın takdir ettiği saf tevhid akidesi'ni bozan Yahudiler, Antropomorfist (insan görünümlü) bir ilah anlayışı türetmişlerdir. Bu hurafeden kurtuluşun ve nasıl bir ilaha inanmak gerektiğinin inanç ilkelerini, Kur'an ile Yüce Allah'ın haber vermesi daimi bir şükrü gerektiren büyük nimettir.10

1- Güreşçi Tanrı: Rabb'in en sevgili kulları olduklarını iddia etmek, seçkin bir ırk ideolojisini ilahi kaynaklı gibi göstermek için, ilahi vahyi tahrif eden ve hak edilmeyen imtiyazlar peşinde koşan Yahudiler; kendi üstünlüklerini ispatlamak için Allah'a noksan sıfatlar izafe etmişlerdir. O'nu kötü bir "güreşçi" gibi göstermişlerdir. Güya Tanrı, Yakup (a) ile güreşmiş ve Yakup O'nu uyluk kemiğinden tutarak yenmiştir(!) Bundan dolayı Yakub'a Tanrı'yla güreşip O'nu yenen anlamında "İsrail" lakabı verilmiştir.11

2- Yorulan-Dinlenen Tanrı: Yahudi din bilginlerinin bozduğu ilahi vahyin kalıntılarından biri olan Tevrat'ta Allah'a izafe edilen insani niteliklerden biri de 'yorulmak'tır. Sözüm ona Tanrı Kainat'ı altı günde yarattıktan sonra yorulmuş, yedinci günü dinlenmeye geçmiştir. Kur'an-ı Kerim'de onların bu iddiaları "Allah'ın yorulmayan, dinlenmeye ihtiyaç duymayan bir ilah olduğu" şeklinde cevaplandırılmıştır.12

3- Terzi Tanrı: İşlediği günahtan dolayı çıplak kalan Adem ve eşine karşı Allah'ın rahmet kapılarını açık tutuğu gerçeği Tevrat'ta Rabbimize insani bir nitelik izafe etmenin bahanesi olarak kullanılmakta, O'na "terzilik" yakıştırılmaktadır. Bütün beşeri noksanlıklardan beri olan Allah, 'Adem ve karısına deriden kaftan yapıp onlara giydiren bir terzi' olarak nitelendirilmektedir.13

4- Kıskanç Tanrı: Tevrat'ta Allah'a yakıştırılan insani niteliklerden biri de "kıskançlık"tır. Hayat Ağacı'ndan yiyen Adem ve eşinin kendisine benzemesinden rahatsız olan Tanrı, bilgi ağacından da yiyerek iyice benzerliğin artmasını önlemek için telaşla onları cennetten uzaklaştırmıştır. Oysa Rabbimiz Kur'an'da, kendisini asla bu şekilde takdim etmemiştir. Allah, sağlam muhakeme yapacak bir bilgi kaynağı olan fıtri yeteneklerle ve nebevi vahiyle insanlara yol gösterir. İnsanların yollarını aydınlatan bilgiyi saklamaz, teşvik eder, elde etmeyi özendirir.14

5- Görme Özürlü Tanrı: Tevrat'ın Yahudi yorumuna göre, Tanrı'nın "eşyaya nüfuz eden bir görme yeteneği" yoktur. Çünkü günah işlediği için gizlenen Adem'i çalılıklar arasında arayarak şöyle sormaktadır: "Nerdesin?"15

6- Pişman Olan Tanrı: Yine muharref Tevrat'taki bir iddiaya göre Tanrı yaptıklarından "pişmanlık" duyabilen beşeri zaaflara sahiptir.16

7- Gölge Sever Tanrı: Tevrat'ın Tekvin babındaki bir iddiaya göre de, Tanrı cennette gezinmek için insanlar gibi günün serinliğini tercih etmiştir.17

8- Tehditkar Tanrı: Yahudilerin geliştirdikleri ilah tasavvuruna göre O, tehditler savuran ama sözünü yerine getirmeyen biridir. Adem'e "yasak ağaçtan yersen ölürsün" demiştir. Fakat Adem, hayat ağacından yediği halde ölmemiştir.18

9- Barmen-Garson Tanrı: Rabbanîlerin/din uzmanlarının Allah için ürettikleri iftiralardan biri de O'nun sarhoşluğu teşvik etmesidir. Babilliler gibi "Yahudi olmayan halkların gaflet uykusuna dalıp uyuşması için" içki övülmektedir. Tahrifçilerce türetilmiş bir hurafe olan bu batıl anlayış, Yahuda'yı, bir barmene benzetmektedir. Düşmanları uyutup uyuşturmak için, içki ziyafetlerini bizzat kendisi hazırlayan bu ilah, seçilmiş ırka (Yahûdiler'e) hizmette hiçbir kusur etmemektedir!19

Genel Değerlendirme:

Görüldüğü gibi Yahudilerden bazı "din bilginleri", uzman ilahiyatçılar tevhid akidesini içinden çıkılamayacak şekilde tahrif etmişlerdir. Onlar kendi bencil arzularını tanrının dili ile ifade etmekten kaçınmayarak tenzih akidesini içinden çıkılamayacak derecede tahrif etmişlerdir. Bu tahriflerin ortak noktasını Tanrı- İsrailoğulları ilişkisinde memur İlah anlayışı oluşturmaktadır. Halbuki böyle bir tasavvur insanların ve tüm yaratılmışların üzerinde olan, aşkın bir İlaha asla yakışmamaktadır. Onlar kendilerini seçkin ve doğuştan imtiyazlı bir ırk olarak görmek suretiyle "Nevasını ilah edineni gördün mü?" hitabında ifade edildiği gibi bir tanrı gibi, hatta bazen bir ilahtan da üstün oldukları zehabına kapılmışlardır. Böyle bir tasavvur şekli ileri sürmekle, Allah'ı "İsrailoğulları'nın hizmetinde kusur etmeyen bir hizmetçi" gibi algılamak, o şekilde takdim etmek istemişlerdir.

Oysa Allah, efendisinin hizmetindeki bir memur, 'sihirli lamba cini' değildir. İnsanların bütün isteklerini karşılayan bir ilahın etkinliği, zaten tartışmalı hale gelir. Hele hele Yahudiler'in iddia ettikleri gibi neredeyse yarattıklarının kölesi olacak derecede "hizmette kusur etmeyen bir ilah" olarak tasavvur edilmekten, hakimiyetinde kusursuz bir otorite sahibi olan Allah münezzehtir.

Kur'an'dan öğrendiğimize göre İsrailoğullarından birçok kimse, Allah ile olan ilişkilerini kendi ürettikleri ve haktan bir iz taşımayan havale ideolojisine göre temellendirmişlerdir. Bu ideolojiye göre Yahuda, onların bütün sorunlarını çözmeyi kendisi üstlenmiş olup, kendilerine düşen yan gelip yatmaktır. Bu ideolojinin sorumlulukları yerine getirdikten sonra nihai kararı Allah'a bırakmak anlamındaki tevekkül ile hiçbir ilgisi kurulamaz.

Kur'an-ı Kerim'de anlatıldığına göre, dine uymayı değil hep dini kendilerini uydurmayı tercih eden Yahudiler, kendi sorumluluklarını Allah'a ve elçisine atarak cüretkarlıklarında hiçbir ölçü tanımamışlardır. Maide Suresi'nde anlatıldığına göre; Musa peygamber Mısır'daki kölelikten kurtardığı İsrailoğulları'nı zorba bir toplumun yaşadığı bir şehre girme konusunda ikna edememiştir. Üstelik onlar, küstahlıklarını şöyle dile getirmişlerdir: "Sen ve Rabbin gidin savaşın!" (5/Maide, 21-26.) Kendi sorumluluklarından kaçarak onları, Allah'ın yerine getirmesini bekleme tavın, ilahi vahyin yüklediği buyruklardan kaçan Yahudiler'in ve Yahudileşenlerin İslam akidesine karıştırmak istedikleri zulümlerdendir. Allah uğrunda katlanılması gereken fedakarlıklardan kaçmak, O'nun için riske girmemek, tevhid ve adalet için sıkıntılara göğüs germeyi göze alamamak, üstelik dünya menfaatleri umarak Kitab'ın bir kısmını şeytani güçleri memnun edecek tarzda yorumlamak Yahûdiler'in çoğunluğunun ve Yahudileşenlerin, kötü özelliklerindendir.20

D- Misak'ın Diğer Bozguncuları: Hristiyanlar

Hristiyanlar Eski Ahid'i aynen kabul ettiklerinden dolayı, İmana zulüm karıştırmada Yahudiler'i örnek almışlardır. Bu nedenle uluhiyette tenzihten sapmışlar, onun yerine dinin beşeri yorumlarla bozulması ile sonuçlanan bir tarihsel süreçten geçmişlerdir. Onların imana karıştırdıkları zulümleri, iki beşeri doktrinin Kitab-ı Mukaddes'e uyarlanması şeklinde özetleyebiliriz: Allah'a bakan yüzü ile Vekaleten Kefaret Doktrini; insana bakan yüzü ile Genetik Günah Doktrini.

Vekaleten Kefaret Doktrini'ni ve Genetik Günah İtikadını Hristiyanlar, İsa peygamberin mesihliğini/ kurtarıcı tanrılığını ve kendi kurtuluşlarını ispat edebilmek için uydurmuşlardır. "Kefaret ve asli suç" olarak da özetleyebileceğimiz bu varsayımlar, onların İslam akidesine dair uydurdukları anlayışları özetlemektedir.

Dine zulüm karıştırmada Yahudiler'i örnek alan Hristiyanlar, aslı astarı olmayan dine dair uyduruk muammaları da, bu varsayımlar üzerine bina etmişlerdir. Bütün teolojik tartışmalar da hep bu hipotezi doğrulamaya dönük olarak yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir. Bunun sonucu olarak Hristiyanların saf İslam akidesine karıştırdıkları zulümler şunlardır:

1-Allah ile İsa peygamber arasında soy bağı icat etmeleri

Yahudiler'in Üzeyir peygamberi ilahlaştırdıkları gibi, Hristiyanlar da, İsa peygamberi Allah'a ortak koşarlar. Tanrı'yı nem bir, hem de üç olarak gördükleri için müşrik olarak nitelendirilmişlerdir. İbadetlerde ve egemenlikte ilahların "pamuk ipliği sayılarını üçe çıkarmışlar, din adamlarını ve onların ilham aldıkları azizleri rableştirdikleri için Kur'an'da Hristiyanlar müşrik olmakla suçlanmışlardır.

İsa peygambere, Meryem anamıza, Kutsal Ruh'a, azizlere olan sevgi ve bağlılıklarını Hristiyanlar, uluhiyet derecesine yükselterek hakikatin hududunu ihlal etmişlerdir: "De ki! Ey İncil'in takipçileri! İnançlarınızın içerdiği hakikatin sınırlarını ihlal etmeyin, ve daha önce kendileri sapmış olup, birçoğunu da saptırmış olan ve doğru yoldan hala sapmakta devam eden bir topluluğun (Yahûdiler'in) mesnedsiz görüşlerine uymayın!" (5/Maide, 77)21

Aslında İsa(a)'ın tabiatının ne olduğu konusunda Hristiyan mezhepler arasında tam bir uyum yoktur: Tanrı mı; insan mı; yarı tanrı yarı insan mı? Bu konuda ileri sürülen varsayımların çoğu yanlıştır. Rabbimize onu oğul ve ilah olarak ortak yapma çabası eski bir Yahudi olan Pavlus'un açtığı çığır ile olmuştur.22

2- Dinadamları'nın Allah inancında ve tevhid dini İslam'ın tenzih akidesinde yaptıkları tahrifleri kabul etmeleri

Mevcut şirk kültürlerinin ve insanoğlunun tanrılaştırma eğilimi, daha sonra dünyevi iktidarlarla girilen onursuz ilişkiler Allah inancının 'Tevhîdi' karakterini ifsad eden amiller olarak anılabilir. Aslında bir tevhid dini elçisi olan İsa peygambere dair Rabbani hakikati bulandıran din adamları, bir dizi konsil kararları ile onu tanrılık makamına oturtmuşlardır. Kendi nevalarına göre kararlar alarak Allah'ın dinine zulüm karıştıran "din adamları"nın bozguncu nazariyelerini akıllarını kullanmadıkları için kabul eden Hristiyanlar rahiplerini rableştirerek, Allah'a ortak koşmuş olmaktadırlar.23

Sözün Özü

Allah Teala'yı sebeplere bağımlı, kendi koyduğu kuralların boyunduruğu altında âciz ve mecbur bir ilah gibi tasavvur etmek deizmin/determinizmîn bir açmazıdır. Maddeci deist ve deterministlerin düştüğü yanılgıya ilahi vahyin yol gösterici imkanlarına sahip oldukları halde Yahudiler de düşmüşlerdir. Oysa, emrine itaat edilmesi gereken O, boyun eğmesi gereken ise biziz. Bütün varlıklar bağımlı ve değişken özelliklere sahip olduğu halde, varlıkların sınırlı ve değişken özelliklerinden müstağni olan Allah, noksan sıfatlarla anılmaktan beridir. Rabbimiz ile olan ilişkilerimizi "kulluk bilinci" temelinde kurmalı, O'nun yol gösterici ışıklarına gözümüzü ve gönlümüzü çevirmeliyiz.

Amellerimizin kendisi ile anlam kazandığı akidemizi zulümlerden arındırmalıyız. Biz Yahudi ve Hristiyanlar'ın durumuna düşmemeliyiz. Eğer Ehl-i Kitab'la menfi benzerliklerimiz varsa onları ıslah etmeliyiz. "Rabbimizle olan misakımız"a halel getirebilecek düşünce ve davranışlardan uzak durmalıyız. Akidemizin saflığına halel getirecek düşüncelerden beri kalmaya azami gayret göstermeyi şiar edinmeliyiz. Nihai hüsran anlamına gelen fikir ve davranışlardan uzak durmalıyız. Fıtrî ve İmanî misakımız! bozmaktan hayatımız boyunca kaçınmalıyız.

Dipnotlar:

1-Allah'ın ortağa, oğula, kıza ihtiyacı yoktur: "Ve de ki: 'Bütün övgüler, döl edinmeyen, egemenliğinde ortağı bulunmayan, güçsüzlükten, düşkünlükten ötürü herhangi bir yardımcıya gereksinme duymayan Allah'a yakışır', işte O'nu hep böyle yücelterek an!" (17/İsra, 111) Yüce Rabbimiz vahye rağmen kendisi hakkında gerçek olmayan ve hiçbir kanıta dayanmayan iddialar ileri sürülmesini "art niyet taşımakla" suçlamıştır: Bkz. 2/Bakara, 179; 4/Nisa, 171. v.d.

2- Üzeyir ve İsa peygamberler ile Allah arasında lafzi ya da mecazi bir neseb bağı icad etmek Yahudi ve Hristiyanları şirke düşürmüştür: 2/Bakara,116; 9/Tevbe, 30. İbrahim peygamberin tebliğ ettiği Hanif din İslam'ın tevhidi özünü parçalayan müşrik Araplar da, melekler ile Allah arasında soy bağı icad etmişlerdir. Bu üretilmiş şirk ideolojisinin varsayımlarından dolayı, neredeyse akletme yeteneğinden yoksun gökler, yer ve dağlar bile tepki duymuşlar, hiddetlerinden dolayı paramparça olacak duruma gelmişlerdir. Bu temsili anlatım için bkz. 19/Meryem, 89-92. Allah çocuk edinmekten ve hakimiyetinde ortak edinmekten münezzehtir: 17/İsra, 111.

3- Yahudilerden alınan misaktan çok sayıda ayette söz edilmiştir: 2/Bakara,63; 5/Maide, 7, 12. v.d. Yahudiler'in ve yahudileşenlerin tevhid akidesinin "tenzih" ilkesine karşı takındıkları olumsuz tutum, "imana zulüm karıştırmak" şeklinde nitelendirilmiştir, iman'a zulüm karıştırmanın keyfiyetine dair ayetler için bkz. 6/Enam, 82, 151; 7/Araf, 33.

4- Yahudilerin Allah'a izafe ederek ürettikleri itikadı yanılgılar, onları hem sonu gelmez tartışmaların cenderesine sokmuş, hem de kendi ırklarından olmayan peygamberlerin risalet mücadelelerine düşmanlık beslemelerine sebep olmuştur. 2/Bakara, 89-90; 4/Nisa, 53-54; 9/Tevbe, 32-33; 57/Hadid, 29.

5- Yahudiler seçkin ırk oldukları için torpilli olduklarını ve bu yüzden azaba uğramayacaklarını iddia ederler: 2/Bakara, 80; 3/Al-i İmran, 23-25. ayetler. Bu ve benzeri varsayımları ileri sürmelerinin nedeni, ayetlerden öğrendiğimize göre, "dünyayı ahirete tercih edip dünyevileşmelerinden, nevalarına göre, işlerine geldiği gibi ayetleri yorumlayarak tahrif etmeleredir: 2/Bakara, 75,86; 3/Al-i İmran, 77, 187; 5/ Maide,13.

6- Metnin tamamı için bkz. 62/Cuma, 6-8. ayetler; yine aynı vurguları taşıyan başka bir ayet için bkz. 2/Bakara, 94.

7- Dini ayrıcalıklı ve halktan kopuk, imtiyazlı bir zümrenin insiyatifine terk edenler, daima 'Allah adına kandıran bir güruh'un türemesine neden olurlar. Menfaatlerini korumak için tevhid akidesini bozanlar da, genellikle, böyle sınıfsal imtiyazlar elde etmiş güruhlar içinden çıkarlar. Dinden kazanıp dünyaya harcayan 'Hahamlar' gibi istismarcılara karşı, Yüce Allah bizi uyarmaktadır: 9/Tevbe,34; 35/ Fatır, 2.

8- Yahudiler Zekeriyya ve Yahya peygamberi haksız yere öldürdükleri, İsa peygambere suikast tertipledikleri. İlahi ahkamı ve insanlara verdikleri sözleri çiğnemeyi alışkanlık haline getirdikleri için Allah'ın lanetine ve gazabına uğramışlardır. Bkz. 2/Bakara,61; 3/Al-i İmran, 112, 181; 4/Nisa, 155. ayetler.

9- Sırf Yahudilere yaptıkları zulümlere karşılık olarak konulan haramlardan bahseden ayetler için bkz. 3/Al-i İmran, 93; 6/Enam, 146. Deneme amaçlı olarak, isyanlarına karşılık olarak gelen İlahi yasaklardan mevcut Tevrat'taki tutum için bkz. Levliler, 7/3-27, Kitab-ı Mukaddes yay. İstanbul, 1993, s. 103-104.

10- Muharref Tevrat'a yansıyan "insan görünümlü bir tanrı" anlayışı, zamanla Yahudi din bilgiçlerinin işgüzarlığının ürünüdür. Örneğin bu tahriflerden bazıları şunlardır: Yaratılış Kıssası'nın anlatıldığı Tekvin bölümünde Tanrı, yasaklandığı halde hayat ağacından yiyen Adem'e şöyle demiştir: "Bizden biri gibi oldun" Bkz. Tekvin,1/26-27. Yine aynı yerde Tanrı'nın insanı "kendine benzer" yarattığı iddia edilmiştir: Tekvin, 1/26-27; "İsrail benim oğlumdur": Tevrat, Çıkış, 4/22-23. "Ben İsrailin babasıyım": Tevrat, Yeremya, 31/9.

11- Talmutçu kutsal kitap tahrifçisi Yahudi din adamları, Yakub'un çocukları olan Yahudiler'e, "tanrıyla güreşip O'nu yenen" anlamında 'İsrail' lakabını bizzat Tanrı Yahuda'nın verdiğini iddia ederler. Tekvin, 32/23-32.

12- Yedinci gün yahudiler için cumartesi, Hristiyanlar için pazardır: Tekvin, 2/1-3. İlahi vahyi yorumlayan hahamlar, Allah'ı meskeninde uyuyan, uyanan, dinlenmeye ihtiyaç duyan bir ilah gibi tasavvur etmişlerdir. Zekeriyya, 2/13. Yüce Rabbimiz bu saçma iddiayı Kur'an'da, "kendisine asla yorgunluk dokunmayacağını, dinlenmeye ihtiyaç duymayacağını, hayatiyetinin sürekli olduğunu, gaflet ve uyuşukluk basmayacağını" beyan ederek reddetmiştir: 2/Bakara, 255; 50/Kaf, 38.

13- Allah'a yapılan terzilik yakıştırması için bkz. Tevrat, Tekvin, 3/21.

14- Allah Teala, Yahudilerin beşeri ideolojilerle ve eski pagan kültürlerin efsaneleri ile bozdukları bir İlah anlayışından münezzehtir. Kur'an ayetlerinden konuyu takip ettiğimizde öğrenmekteyiz ki, Rabbimiz kendisini bu konuda 'bilgiyi saklamayan, onu insanlardan kıskanmayan; tam tersine teşvik eden, yanlışlarımızı düzeltme, düşmanlarla mücadele etme yollarını gösteren bir ilah' olarak takdim etmektedir: Bkz. Kur'an-ı Kerim, 2/Bakara, 185, 256; 8/Enfal, 29; 16/Nahl, 89; 25/ Furkan, 1; 35/Fatır, 40. Muharref Tevrat'a göre tanrı insanın bilgi sahibi olmasını kıskanmıştır: Bkz. Tevrat, Tekvin, 3/22

15- Muharref Tevrat'ta Allah sanki eşyaların arkasını göremeyen bir insan gibi takdim edilmiştir: Bkz. Tevrat, Tekvin,3/9.

16- Adem'i yarattığına, (Tekvin, 6/7), Nuh kavmini Tufan ile cezalandırdığına (Tekvin, 8/21), Saul'u İsrail'e kral yaptığına (Samuel, I, 15/10-11.) Yahuda pişman olmuştur.

17- Yahudiler tanrı Yahuda'nın güneşin bunaltıcı havasından hoşlanmadığını iddia ederler: Bkz. Tevrat, Tekvin, 3/8.

18- Muharref Tevrat'a göre Rab, insanları tehdit ettiği şeyi yerine getiremeyen, karanlığa yumruk sallayan, tahtına hakim olamayan otoritesiz bir Kral gibidir: Tekvin, 3/3. Oysa Rabbimiz, "Kendisini va'dinden ve hükümranlığını icra etmekten hiç kimsenin caydıramayacağını, kelamının doğrulukça tam olduğunu, kudret sahibi bir ilah olarak kötülüğü karşılıksız bırakmayacağını, yalancılıkla itham edilemeyeceğini" belirtmektedir: Bkz. Kur'an-ı Kerim, 3/Al-i İmran, 4, 9; 6/Enam, 114.

19- Yahudi din adamları tanrıyı sanki içki servisi yapan bir 'Sâki' gibi tasavvur etmişler, bu zanni tahayyüllerini de Tevrat'ı tahrifte kullanmışlardır: Yeremya, 51/36-40. "İmtiyazlı seçkin yahudi ırkı"nın krallarına da sarhoş olma hakkı tanımayan Yahuda, hastalığını ve fakirliğini unutmak isteyen garibanlara izin vermekte hatta teşvik etmektedir! Bkz. Tevrat, Süleyman'ın Meselleri, 31/6-7, sh. 657, 2/85-86.

20- Aslolan sıkıntılar karşısında yılmamaktır. Mücadele etmektir: 3/Al-i İmran, 171-174. İkrah cana kasdedecek dereceye ulaştı ise, kalbinde iman olduğu halde dili ile haktan izler taşımayan bir söz sarfetmeye (Takiyye'ye) izin verilmiştir: 16/Nahl, 106-107. Değil mi ki, insanların gizledikleri Rabbimize ayan beyandır? O halde münafıkların ve müminlerin sözlerinin hakka yakınlığı bellidir. Tabii ki, münafıkların sözleri gırtlaklarından aşağı geçmemektedir. Bundan dolayı münafıkların 'pamuk ipliği gibi', zora gelmeyip hemen kopan İmanları ile, Yahudiler'in zor zamanda kaçıp, sorumluluğu Allah'ın üstüne atıcı "havale İtikadı" arasında büyük bir benzerlik vardır: Bkz. 3/Al-i İmran, 166-167.

21- İsa peygamberin gerçek kişiliğini, uluhiyetini ve iki tabiatlı olduğunu reddeden Hristiyanlara ve bizlere beyan eden Rabbimizin diğer ayetleri için bkz. 4/Nisa, 171-172.

22- Pavlus, eskiden bir Yahudi olup, daha sonra Hristiyan olan, İsa (a)'ın bıraktığı mirası yorumlayan ilk Azizlerden biridir. Mevcut İncil'deki birçok bölüm bizzat onun sözlerinden oluşmaktadır. Örneğin, Pavlus'un Romahlar'a, Korintolular'a, Galatyalılar'a, Efesuslular'a, Filipililer'e, Koloseliler'e, Selanikliler'e, Timoteos'a, Titus'a, Filimon'a, İbraniler'e Mektupları. Bkz. Kitab-ı Mukaddes, İstanbul, 1993, s. 154-238.

23- Hristiyanlar, Kur'an'da İsa peygamberi. Havarileri, Azizleri ve din adamlarını (papa, rahip v.b. sıfatları taşıyan kimseleri) Allah'ın rab sıfatına eş koşmakla suçlanmışlardır: 3/Al-i İmran, 61-64, 79-80; 9/Tevbe, 31 -34, 78-79; 17/İsra,57. Oysa İsa peygamber Allah'ın elçisi olmaktan daha ileri bir sıfata haiz değildir: 4/Nisa, 171. İsa peygamberin mesih olduğuna dair Hristiyan görüşünü Rabbimiz reddetmiştir. Çünkü o sadece Allah'ı birlemeye çağıran bir peygamberdir, mesih değildir: 5/Maide, 17-18, 72-75. Öte yandan İsa peygamber, nihai hüküm günü, kendisine mesihlik ve ilahlık yakıştıran Hristiyanlar aleyhinde şahitlik yapacaktır: 5/Maide, 116-117.

BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR