1. YAZARLAR

  2. Ali Değirmenci

  3. Hakkı ve Adaleti Ayaklandırmak

Hakkı ve Adaleti Ayaklandırmak

Mayıs 2003A+A-

-I-

Hiçbir şey insan kadar yükselemez.

Ve alçalamaz hiçbir şey, insan kadar.

-II-

Yüreğini sıkıp bunaltan ağır bir utancın eşliğinde, ağzına kadar dolu olan ve fakat bir türlü dilini kıpırdatamayan; belki sadece çırpınan, göğsünü siper etmeye çalışan bir insanlık yumağının, insani melekeleri dumura uğratılmış bir halkın içindeyiz.

Etrafımız cayır cayır yanıyor. Kabillerin ittifakı bütün dünyanın boğazına sarılmış durumda. Mazlumları, yoksul ve günahsız çocukları, onuru sahiplenmek; haktan ve adaletten yana olmak emek ve bedel istiyor.

Duyarsızlaşanlar, korkanlar, çözülenler, güce ve şatafata tapanlar da sinikliği, çözülmeyi öneriyor; nemelazımcılığı öğütlüyor herkese.

Bu sinsi, bu yalıtılmış sükutu bozmak gerekiyor oysa!

Yaşanılan bütün zorbalıklara, haksızlıklara, çirkefliklere inat.

Kalemi, sözü, ameli yılışıklık ve münafıklıktan kurtarıp yalın ve anlaşılır kılarak, Kitab'ın ışığıyla, bize aşıladığı zindelikle donanmamız gerekiyor.

İnsanlığa yabancılaşan ve insandan uzaklaşanlara karşı insandan yana olarak. Arınmayı, direnmeyi, dayanışmayı ve dönüştürmeyi unutmadan.

Muharref ve aldatılmış kalabalıkların ve kirli tasavvurların tuzağına düşmeden, kendimizi ve yaşadığımız vakıayı dönüştürme bilinci içinde yürümeliyiz.

Kuru kalabalıkların övgüsüne mazhar olmakla, kalabalıkların ölüsüne mezar olmanın aynı şey olduğunu bilerek.

Apoletli imzalara, baygın ve çirkin seslere, korkakların kabulünü okşayan lugatlara kendimizi kaptırmadan.

Tevhidi, hakkı ve adaleti ayaklandırarak!..

-III-

Çocukları büyüdükçe anaların telaşlandığı, ağladığı, sevgisizlik ve kimsesizlikten üşüdüğü bir coğrafya burası.

Analarımızı ölüp ölüp dirilten, onların yüreğine genç ölümler biriktiren, harlanmış közler savuran, düşlerine darağaçları kuran bir dünya bu yaşadığımız.

Sanki devasa/kocaman bir Kimsesiz Çocuklar Yurdu.

Çocuklarını ölüme doğuran, ölüme yatıran analarla dolu yanımız yöremiz. Sevincimiz tutuklanmış. Hep zehir doldurmuşlar heybemize. İnsan sevdiği kadar insandır oysa. Paylaştığı, arındığı, direndiği, ürettiği kadardır insan.

Nerede öyleyse içimizde ışıldayan, kötülüğün yüzünü üryan kılan, göğsümüzü yeğnilten, yolumuza şavkı vuran çerağ? Ey korkuya kul olmuş; yüreğini kanla, zulümle iliklemiş olan insan, söyle, gidiş nereye? Alınterinden, tanıklıktan, iyiliği çoğaltmaktan daha güzel ne var"? İnancın ve inkılabın ekmeği, hangi ellerin üstünde yükselmekte.

-IV-

Bir çığlık, bir taş nedir söyleyin? Neyin simgesi, neyin habercisidir?

Bir feryadın, bir gözyaşının, küçük bir taşın taşıdığı anlamı herhalde en güzel Ortadoğulu; Filistinli, Iraklı çocuklar bilir. Kalbi taştan bile daha sert, daha katı olanların gözleri önünde insanlık dersi veren, yaşamayı kolayca ölümle takas eden, ölümü anbean öldüren o güzel çocuklar... Hüzünlü, yalnız ve fakat başı dik Ortadoğu'nun o ebabil kuşları...

Çağdaş Ebrehelerin tekerine çomak sokan, şeytanlaşanları taşlayan o çocuklar, insanlık adına savaşmaktadırlar.

Hepimiz görmedik mi? Kurşunlarla delik deşik olmuş vücudu sedyede yatarken, o güzel, o küçücük çocuklardan biri; elindeki taşı hemen kalkıp fırlatacakmış gibi sımsıkı tutuyordu. Tepeden tırnağa kadar silahlanmış israil askerlerine karşı o küçük, o terli avuçlarında sıktıkları ve büyük bir coşkuyla, cesaretle fırlattıkları şey, asla ve sadece basit bir taş değildir!

Mazlum halkın birikmiş öfkesiyle, yoksulluğuyla, özgürlük özlemiyle dolmuş yüreğidir o. Asla boşluğa havalanan, boşlukta sallanan bir yanılgı, bir avuntu değil.

Kabil'in bütün dünyayı tırpanlamaya yeltenen murdar baltasını onlar ürkütmektedir çünkü.

Zulme atılacak bir sapanın içinde büyüyüp kavileşen, boğulmuş, ümüğüne çökülmüş kuşatılmış bir ümmetin yüreğinin ta derinliklerinden kopup gelen bir taşın anlamı nedir?

Yiğitlik, elbette ki yürek işidir.

-V-

Umutsuzluğa düşmek, kendi kendini boğmak bize haram!

Zira bütün çığlıklarına susturucu takılmış olan hayat, her şeye rağmen mağaralarımızdan, kulelerimizden, uyuşup kaldığımız görsel ve modern tapınaklardan çıkmamızı istiyor. Dilini arıyor, dirilişini. Yüklerinden, zincirlerinden, bukağılarından kurtaracak diri ve genç çabalar, salih ameller, uyanmış ve uyanmaya soyunmuş soluklar, adanmış yürekler arıyor.

Siz de görüyor musunuz?..

BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR