1. YAZARLAR

  2. Asım Öz

  3. Edebiyat, Siyonizm ve İslamcılık

Edebiyat, Siyonizm ve İslamcılık

Haziran 2006A+A-

"Düşündüm, baştan tarttım her şeyi,

Sorguladım tüm yaptıklarımızı bir an."

Roni Margulies

I

Yayın hayatına yeni başlayan Sözcükler dergisinde yer alan "Apollo Yılları" şiiri, Roni Margulies'in dünyasına yolculuk yapmayı sağlarken onun edebiyata, hayata, siyasete ve yaşadıklarımıza dair ilgisini de ortaya koyuyor. (Margulies, 2006:85) "Apollo Yılları", şairin devrimci duygusunu, zaferden zafere koşabilme ümidini ve uzaya kadar uzanan Amerikan emperyalizmini ironik bir dille eleştirebilme cesaretini ve hakkını kendinde gördüğünü yansıtması açısından da önemli. Bu güne kadar Her Rind Bilir, Gün Ortasında, Mağrur Olma Padişahım, Bilirim Niye Yanık Öter Ney, Elsa ve toplu şiirlerinin yer aldığı Uzaklıklar adlı şiir kitaplarının yanında anılarını yazdığı Gülümser Çocukluğum, denemelerini topladığı Şiir, Yahudilik Vesaire kitapları ile gerek edebiyat dünyasında gerekse siyaset dünyasında çeşitli ve derinlikli tartışmalara kapı açan Roni Margulies'in; edebiyat, siyonizm, anti semitizm, küresel intifada, sol ve İslamcılık ilişkilerine dair görüşlerini hatırlamanın, siyaset ve edebiyat açısından önemli olduğunu düşünüyoruz.

Her şeyi düşünerek, ölçüp biçen, tartan, sorgulayan Roni Margulies Amerikan işgal politikalarından Kürt sorununa, AB tartışmalarından sol ve Kemalizm ilişkilerine kadar her alanda söz söyleyebilen bir edebiyatçı. Tartışmalı alanlarda söyledikleri ve bu sözlerin gerek edebiyat dünyasında gerekse siyaset dünyasında algılanması ve alımlanması hususunda Enis Batur'un şu ifadeleri önemli: "Roni Margulies polemik seven bir şair. Birkaç yıldır özellikle 1970 sonrası şairleri hakkında hafif sayılamayacak eleştirilerini dile getiriyor. Ona verilen yanıtlarda hem dinsel kökeni, hem vatandaşlık statüsüyle ilgili çirkin imalarla karşılaşıyorduk." (1998:118)

Kelimeler ile duygular dünyasını mülk edinen şairin dili, kelime kadrosu, kavramları, anlam dünyası, zevk atlası düşüncenin imbiğinden geçirdiği incelikleri, ham ve soylu yanları, düşünce ve sanat akımları ile kurduğu ilişkiler, her zaman merak edilen konular arasında yer almıştır. Şair özellikle politik konumlanışı, hareketli ve hararetli gündelik hayata dair yonttuklarıyla gündeme damgasını vurur. Margulies, kelimeler mezarlığının bekçiliğini yapmaktan öte düşüncenin, "düş"ün yoğurucu hamlesini dağın arkasına gizlenen, gizlenmeyen bütün dev(let)lere karşı haykıran; şiirinde hayatın ve politikanın cıvıltılarının duyulabildiği nadir şairlerden biridir. Ölü kelimelerle cakalar satan, kendine türlü edalar yakıştıran, pozlar takınan, dertsiz şairlere nazaran takdir edilesi bir şiir ameli gerçekleştiriyor. Dert sahibi oluşun, dert edilmesi gereken çeşitli boyutları olmakla birlikte düşünce çevrelerinde, edebiyat çevrelerinde bir tür kibirli uyuşukluk halinin oluşumuna sebebiyet veren siyonizm hakkında söyledikleri ve yazdıklarıyla siyonist rüyalara ortak olmadığını sosyalist kimliğine yaslanarak ifade ediyor. Fikrini, zikrini ve estetik algı düzeyini besleyen edebî vicdanının adalet terazisini, sosyalist bilginin heyecanı ve sezgisiyle kuran şair, aynı zamanda dünyevi sorunları Troçkizm'in ince eleğiyle elemeye çalışan bir aktivist.

Kurulu düzen, siyasi sorumluluk almayan edebiyatçılar ister. Statükoya tevekkül eden, fikrî ve amelî direnişten uzak, ölü balıklar gibi akıntıda sürüklenen edebiyatçıların hali hayırla anılmaktan uzaktır. Margulies, hem sorumsuz edebî telakkilerden hem de solun tarihsel ayak bağı olan Kemalizm'in, ulusalcı solun gölgesine sığınmaktan uzak duruşuyla öne çıkıyor. Başka bir hayatı kurmanın mümkün koşullarının direnişten, küresel kapitalizme bütün boyutlarıyla karşı koymaktan geçmesi gerektiğinin bilincindedir. Margulies'in kusurları yok mu? Elbette var. Kusuru aşan "sapkınlıkları" dahi söz konusu. Çok kültürcü kimlik siyasetlerinin siyasi simyacılığının müktesebatıyla var oluşunu gerekçelendirmesi bakımından eleştirilmeyi hak ediyor.1 Hüsran, acı, keder belirsizliğinde Kafkaesk özneye ümitsizce özenen edebiyat muhitinde siyasallığı anımsayan ve anımsatan duruşuyla farklılaşan ve karşıtlarınca "önce komitacı sonra şair" suçlamasına maruz kalan Margulies, yazın dünyasındaki "dünyadan çekilme" "dünyayla hesaplaşmama" "dünyayı anlamaya çalışmama" olgusuyla hesaplaşan bir politik şair. Piyasacı hegemonyanın, post modern kabızlığın canına okuduğu ve dil oyunları içinde anlamı üveyleştiren sözcükperver edebiyatçılarla tarihi perspektif içinde kendi dünya görüşü çerçevesinde hesaplaşma cesaretini ve erdemini gösteriyor. Dünyayı bütüncül bir şekilde anlamaya, yorumlamaya ve değiştirmeye çalışmanın, totaliterlik ve özgürlüksüzlük olarak kodlandığı zor zamanlarda Margulies'in edebî konumlanışı daha da önemli hale geliyor. Türkçe şiirin çok önemli bir kısmının yanlış mecraya kaydığını, anlamsızlık, oyun, post modernizm, uçukluk gibi kelime cinlikleriyle şair olunmaya çalışıldığını belirtir. Bu tür saçmalıklar karşısında insanlığı ilgilendiren ve anlama odaklanan şiirin yanında saf tutar, "Ben edebiyatı, şiiri ciddiye alıyorum." der. Yalan dünya da yalan üstü yalan durumunu pekiştiren, "Roma yanar, biz keman çalarız; dünyada yer yerinden, oynar biz oyun oynarız!" diyen edebiyat karşısında öfkelenir.

II

Balkan Harbi'nden biraz önce Bulgaristan'ın Rusçuk kentinde dünyaya gelen 1981 Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan Yahudi kökenli yazar Elias Canetti, Franz Kafka'nın Viyana Siyonistler Kongresi'ne katıldığını anlatır. Edebiyat ve siyaset ilişkisini anlamak daha özelde de Musevi kökenli edebiyatçıların, sanatçıların, düşünürlerin siyonist ideolojiyle ilişkileri, onun sözcük dağarcığını sahiplenmeleri açısından önemli bir aktarım bu. Kafka, siyonizmin savunuculuğunu yapanlar safında değerlendirilebilir. Başka bir edebiyatçı Oliver Sacks ise bir eserinde siyonizme mesafeli duruşunu şu şekilde açıklar. "Siyonizm hem anne tarafında, hem de baba tarafında, ailemizde önemli bir rol oynamıştı. ... Bu konuda benim (annem ve babamla asla tartışmadığım) kendi duygularım ise son derece olumsuzdu; gürültülü, müdahaleci ve zorbaca faaliyetler olarak görmeye başladığım siyonizm, din propagandası ve her tür siyasi tartışmadan nefret eder oldum." (Sacks, 2004:156-157) Dün olduğu gibi bugünde siyonizm Yahudi kökenli edebiyatçılar ve düşünürler arasında tartışılmaya devam ediyor. Tarihi arka planına dair aktardığımız bu anekdotlar daha da zenginleştirilebilir. Bu aktarımlar Margulies'in siyonizm karşısında hem kendini konumlandırışı hem de siyonist bir edebiyatçının şiirlerini çevirirken yaşadığı tereddüdü anlamamıza imkan tanıyacaktır. Bu bağlamda Türkçe edebiyat dünyasında hatta düşünce dünyasında siyonizm kavramının algılanışına dair geniş oylumlu çalışmalar yapılabilir.2

 Roni Margulies'in dergilerde yayımlandığında kimi edebiyat çevrelerince yadırganarak okunan denemeleri, kitap halinde yayınlandığında oldukça bereketli tartışmalara, söyleşilere konu edildi. Siyonizme karşı ortaya koyduğu tavırla sarsıcı uyarıcı bir işaret fişeği olan denemeleri "anti semitist" keşmekeşin doğurduğu bulanıklığı ortadan kaldıran bir işleve sahip. Kendi şiir kozasını, toplumla hayatla bağını koparmadan ören Margulies; arı duru, eğilmez bükülmez bir şekilde bin duvar bin kalkan ve bin kültür içinde yuvalanan siyonizme tarihi perspektiften yönelttiği eleştirilerle onun sömürgeci doğasını ortaya koyuyor.

Günümüz dünyasında siyonizme ilişkin eleştirel bakış geliştirmenin önünde engeller var. Bir düzlemde "anti semitist" olma suçlamasıyla karşı karşıya kalma korkusuyla susanlar, bir başka düzlemde siyonizme eleştiri oklarını yönelten farklı gruplarla yan yana bulunma tedirginliği siyonizm eleştirilerini engelliyor. Siyonizm yakasından bakıldığında, siyonizm eleştirisinin her zaman anti semitist duyguları körüklediğine dair suçlamalarla karşılaşmak mümkün pekâlâ. İsrail'i savunmak onun yaptıklarını temize çıkarmak amacıyla yapılan siyonizm eleştirileri ise ayrı bir bahsin konusu.

Sanatçıların siyonizm ile muhabbetleşme yahut didişme biçimleri hususunda yukarıda andığımız örneklerden hareketle bütüncül bir değerlendirme yapabilmek açısından Margulies'in siyonizm konusunda dile getirdiklerinin üzerinde düşünülmesi gerekiyor. Siyonizmi her ne olursa olsun kerih gören bir yaklaşıma sahip Margulies. İsrail sorununa yanından yahut tersinden yanaşmak gibi basitliklere kaçmadan sorunu temelinden çözümler. Margulies sorumluluk sahibi edebiyat mezhebine mensup oluşunun yanında siyonizm ve anti semitizm ile ilgili düşüncelerini ortaya koyarken Troçkist siyasi çeperden hareket eder. İsrail'i hiçbir şekilde meşru görmez. (Karagül, 2003) Margulies'in siyonizmle olan mesafesini anlamak açısından onun Yehuda Amihay'dan çevirdiği şiirlere yazdığı önsöz önemli açılımlar sınar. (Amihay, 1996) Şiir tercümelerini şiir yazmadığı zamanlarda gerçekleştiren Margulies, edebî anlayışına uymayan, beğenmediği derdini paylaşmadığı, kendine yabancı bulduğu, ülkesini ve kültürel alt yapısını tanımadığı, aşina olmadığı hiçbir şairin şiirini çevirmediğini özellikle belirtir. (Margulies, 2004:80)3 Çevirdiği şairler arasında yer alan Yehuda Amihay'dan şiir çevirirken, şairin siyasi görüşlerinden dolayı yaşadığı endişeyi okuyucuyla paylaşır. 1937'de on üç yaşındayken ailesiyle birlikte Almanya'dan kaçarak Filistin'e yerleşen Amihay'ın siyasi tavrını onaylamaz ama iyi şair oluşuna kâni olduğundan dolayı şiirlerini çevirir. Anti siyonist olmayan bir şairin şirini Türkçeleştirirken yaşadığı sıkıntı siyonizmden kaynaklanır. "Aydın ve liberal olan dedem kendi siyonizmini bana aşılamaya çalışmadığı için İsrail'e karşı zaten hiçbir ilgi duymazken, sosyalist olduğum günden beri ırksal temellere dayanan (dahası, laik olmayan) bir devlete diğer devletlere olduğumdan da daha karşıyım. Amihay ise İsrail devletinin sözcüsü olmaktan çok uzak olmakla birlikte, kuşkusuz anti siyonist değil. Siyasi tavrını onaylamadığım şairler Türkçeye çevrilmemelidir demiyorum elbet, ama Yahudi/İsrailli/siyonist kavramlarının genelde ayırt edilmediği bir ülkede, keşke başkası yapsaydı bu çevirileri. Tüm itirazlarıma rağmen siyonist sanılmak kaygılandırıyor beni açıkçası." (Margulies, 2004:125-126)

Her yerde yabancı olma durumunu deneyimleyen Margulies İsrail'e gitmeyi hiçbir zaman düşünmez. Yahudilikle itikâdi bir bağı yoktur. Avrupa'da yükselişe geçen anti semitizme karşı Yahudiler arasında geliştirilen tavırları ikiye ayırır, bunlardan sınıf temeline dayanan örgütlenme ve karşı koyma tepkisini siyonizmden daha doğru bulur. "Geçtiğimiz yüzyılın sonlarında Yahudilerin en kalabalık olarak yaşadığı Doğu Avrupa ülkeleri ve Rusya'da Yahudi düşmanlığı yükselirken Yahudiler arasında iki tür tepki gelişti. Birincisi Yahudi düşmanlığını insan doğasının bir parçası ve dolayısıyla kaçınılmaz olarak gören ve çareyi ayrı bir Yahudi vatanı yaratmakta gören siyonizm, diğeri ise her türlü ırkçılığı (ve bu arada Yahudi düşmanlığını) kapitalizmin bir sonucu olarak anlayan ve çareyi bu sistemi yıkmakta gören sosyalizm ve komünizm. Bu yazıyı okuyanlardan kaçı ünlü siyonistlerin adını biliyor? Peki, şu isimleri kaçınız biliyor: Troçki, Rosa Luksemburg, Zinovyov, Kamanev, Martov?" (Margulies, 2004:131) Tıpkı Oliver Sacks gibi siyonist bir ailede dünyaya gelen Margulies ailesinin ve kendisinin siyonizme bakışındaki farklılıkları hatta karşıtlıkları şu cümleleriyle özetler: "Büyükbabam, ailesinin önemli bir kısmını toplama kamplarında kaybeden bir kişiden bekleneceği üzere siyonistti. Ama bu konuyu anlamlı bir şekilde tartışabilecek yaşa geldiğimde, benim ırkçılığa karşı benimsediğim çözüm siyonizm değil Komünizm olmuş, büyükbabamın beni kendi görüşlerine kazanma şansı kalmamıştı." (2004:138)

Yahudi gelenekleriyle bilinçli bir ilişkisi olmadığının altını çizen Margulies, siyonist mitolojinin emperyalist Avrupa siyasetleriyle uygunluk içinde doğduğunu belirtir. "Siyonizmin maddi temeli, 19. yüzyılın sonlarında Avrupa emperyalizmi ile uygunluk içinde ve onun parçası olarak doğmuş olmasında aranmalıdır. Dünya kamuoyunda yaygın bir sempati kazanması ise Nazi Almanya'sında altı milyon kadar Yahudi'nin katledilmesi sonucu gerçekleşmiştir."

Siyonizmin ideolojik yönü, ulus kurma stratejisi, siyonistlerin İngilizlerle yakın temasları, emperyalist güçlerce desteklenmesi, sömürgeci doğası ve siyonist sömürgeciliğin Avrupa sömürgeciliğinden farkları üzerine ufuk açısı analizlerde bulunur. Siyonizmle ilgili en öz yargısı şudur: "Siyonizm hem felsefi, hem pratik düzeylerde ırkçı bir akımdır. Felsefi düzeyde ırkçılığı (Yahudi düşmanlığını) insan doğasının bir parçası olarak kabul eder ve bunun karşısına kendi ırkçılığı ile çıkar. Pratik düzeyde ise ırk temeline dayanan ve resmi ideolojisi gereği diğer ırkları dışlamayı gerektiren bir devlet kurmuştur. (2004:158)

Siyonizmin siyasi ve felsefi bir akım olarak Yahudi tarihi içerisinde 1890'lara kadar varlık kazanamadığını belirten Margulies, siyonist mitolojinin Avrupa'daki Yahudi düşmanlığına karşı mücadele etme isteğindeki hareketlerden biri olarak ön plana çıktığını, siyonizmin Yahudi düşmanlığını insan fıtratına ilişkin bir durum olarak yorumlamasını ırkçı bir yaklaşım olarak değerlendirir. Siyonizmin kitlesel destek görmesinde şimdiye kadar bilinenlerden farklı olarak Alman faşizminin yanında, Sovyetler Birliği'nde Stalinizm'in zaferinden sonra canlanan Yahudi düşmanlığının etkili olduğunu belirtir. Bütün siyonist önderlerin emperyalist, milliyetçi ve ırkçı Avrupa'nın çocukları olduğunu belirten Margulies; siyonizm, emperyalizm ve uygarlaştırma politikaları arasındaki bağlantıyı sarih bir şekilde ortaya koyar: "Herz'den başlayarak siyonistler, Yahudi devletini yaratabilmek için emperyalist devletlerden birinin desteğini kazanmak zorunda olduklarının bilincindeydiler. Ve çalışmalarının önemli bir kısmı bu desteği kazanmaya yönelikti." (2004:153)

 Filistin meselesine bir Yahudi olarak değil bir sosyalist olarak bakar: "Siyonistler İsrail devletini eleştiren herkese anti semitist derler. İsrail devletini eleştiren Yahudilerin de özel terimi vardır. 'Kendinden nefret eden' anlamında 'self hater' sözünü kullanırlar. Dolayısıyla benim bu güne kadar yazdıklarımı söylediklerimi bilen siyonistler beni defalarca self hater olmakla suçladılar." (Margulies, 2005:6)4

Anti semitizmin Avrupa kökenli olduğunun altını haklı olarak çizen Margulies'in ABD ve İsrail ilişkileri bağlamında siyonist lobiyi etkisiz olarak görmesi onun bu meseleye dair vukufiyetsizliğini ortaya koyar: "Amerika'nın Ortadoğu'da yaptıkları Amerika'daki Yahudi cemaatinin Amerika'yı kontrol etmesinden kaynaklanmıyor. Amerika'nın emperyal çıkarları İsrail'in çıkarlarıyla örtüştüğü için bunlar oluyor. (2005:6)5 Margulies İsrail'i eleştiren bütün Yahudi kökenlilerin karşılaştığı suçlamalarla karşılaşır. Bu suçlamaların altında yatan temel argümanları şöyle açıklar: "İsrail devletinin siyaseti hakkında olumsuz söz etmeyi, pek de düşünmeden Yahudilik aleyhtarlığı olarak algılarlar. Halbuki ben tabii ki Yahudi aleyhtarı değilim." (2006:64) Yazmakta olduğu Benim Yahudilerim adlı kitabın Yahudi cemaatiyle bir diyalog çabası olup olmadığına dair soruyu şu şekilde yanıtlıyor: "Hayır değil. Bir siyonistle bir anti siyonist arasında yaşanacak tartışmanın sonuca ulaşması imkânsız. Ne onlar beni İsrail'in haklılığına ikna edebilir ne de ben onlara aksini kabul ettirebilirim." (2006:65) Emperyalizm ve İsrail sorunu arasında öncelik sonralık ilişkisi kurarak İsrail'in emperyalist anlayışın uzantısı olduğunu ama belirleyicisi olmadığını belirtir. Dünyadaki Yahudiler arasında anti siyonizmin, siyonizm kadar yaygın olduğunu belirten Margulies'in bu hususta ve İsrail Amerika ilişkileri üzerine söyledikleri tartışılabilir. Ama onun bu meselelerdeki vicdanlı sorgulamalarının hakkı yenmeden. (Margulies, 2004:44 vd.)

III

Margulies'in toplum olaylarını dünya olaylarını yorumlayan, kendi düşünsel çerçevesi doğrultusunda eylemlikler geliştiren bir şair olduğunu belirtmiştik. Sanatçıların yalnızca kendi işine bakmaları, güzellikler oluşturmaya çalışırken siyasetten elini ve eteğini çekmeleri ve bu alanları "ehillerine" bırakmaları yaygın bir sanatçı anlayışı. Margulies, günümüzün önemli Türkçe şairlerinden biri midir? Bilmiyorum. Önemlidir, desem omuz silkecek olanlar var. Adı çok geçmiyor. Ama önemsizdir, küçük bir şair de diyemeyiz. Açtığı yolda kendince akıntıya karşı kürek çeken Margulies'in düşünsel mesaisini harcadığı önemli konulardan biri de milliyetçilik, Kemalizm, sol, İslamcılık gibi Türk siyasetinin önemli akımlarıdır. Bu konulardaki fikirleri Troçki'nin deyimiyle "milli devrimci mesihçilik"ten Kemalizm'le bağlantılı "anti emperyalist" yurtsever sol öbeklere kadar bütün sol sapmalardan farklıdır. Eleştirileri illa Kemalizm diyerek muteber kılma gayretindeki anlayışların miras yedilerine karşı kavi bir duruş sergiler. Hem anti emperyalist hem anti kapitalist olarak emperyalist tahakkümün mâdunlarıyla ilişki kurabilme arayışının sonucu olarak Müslümanlarla ilişki içinde olmayı önemseyen bir aktivizme gönülden inanmaktadır. Kemalizm'in hudutları içinde geliştirilen İslamcılık eleştirilerine prim vermeyişi ile Kemalist ulusalcı vadinin dışında konumlanır. (Margulies, 2005:32-36, Margulies, 2006, 2006:64)

Küresel kapitalizme direnebilmenin mümkün eylemlilikleri üzerinde kafa yoran Margulies, küreselleşmenin Avrupa sömürgecilik dönemiyle başladığını düşünür. Klasik sömürgecilikle olduğu gibi küresel kapitalizmle mücadelenin dünya çapındaki mücadelelerle iletişim içinde olarak gerçekleştirilmesi gerektiğinin bilincindedir. (Margulies, 2002:8-9, Margulies, 2004:7 vd.) Margulies'in İslamcılıkla ilgili değerlendirmeleri zaman içinde mutedil bir konuma gelmiştir. 1993'de yazdığı Malcom X'in Paylaşılamayan Mirası başlıklı yazısında Malcom X'in devrimci, Müslüman, siyah bir Amerikalı olarak tanımlanabileceğini belirtir. Malcom X'in mirasına ayrılıkçı siyahların, sosyalistlerin ve radikal Müslümanların sahiplenişinin anlamlı olduğunu vurgular. Türkiye'deki İslamcıların Malcom X'i İslam şehitleri arasında anmasının tutarsızlık olduğunu belirten Margulies'in bu yargısı, kapitalizme karşı direnmeyi, ezilen kitlelerin özgürlük ve eşitlik taleplerini sosyalizme has kılma cimriliğinden kaynaklanır. (Margulies, 2004:198) Kemalist kültür programlarını, toplumsal yapıyı ve kurumları değiştirme politikalarını, solun milliyetçilikle, Kemalizm'le seviyesiz ilişkisini eleştiri konusu yapar. Onun İslamcılığa dair bazı fikirlerinin yer aldığı şu yargılar İslamcılığın güçlenmesini sadece sol lügatçe ile okumanın sınırlılıkları bir yana bırakıldığında daha da önemli hale geliyor: "İrticâ'yı temel sorun görmek gibi bir sorunu var Kemalizm'in. Erbakan aldığı oyları şeriattan bahsederek almamıştı. Bir memlekette üniversite öğrencilerinin kıyafetlerine karışılıyorsa o memleketten ne köy olur ne kasaba. O memleketin aydınları bunda bir yanlış görmüyorsa, bunu destekliyorsa o memlekette ne sol ne de liberalizm olur. Milliyetçiliği kavrayan bir Kemalizm'e ödün vererek solcu da olunmaz; ama Türkiye'de hem Kemalist hem solcu olunabilmiştir ne yazık ki. Solculuk evrensel olmak zorundadır. Başörtülü kadınları veya cuma günü camiden çıkıp Filistinler lehine gösteri yapmak isteyen kitleleri Müslüman olduğu için dışlayan bir sol hareket, kendi kuyusunu kazmaktan başka bir şey yapmaz." (Margulies, 2005:6) Küresel BAK (Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu)'ın sözcülerinden olan Margulies, Müslüman ve dindar insanların oluşturduğu örgütlerin de savaş karşıtı, emperyalizm karşıtı gösterilere katılımının önemli olduğunu belirtir. Solun Müslümanlarla birlikte hareket etmesi için çaba sarf ettiğini belirten Margulies, "İslamcı hareketin ırkçılığa karşı duyarlı olması, doğuracağı pratik sonuçlar ve Ortadoğu siyaseti üzerindeki etkileri açısından önemli." diyor. (2006:65) Türkiye'de aydınlar arasında Kemalizm'le bağını koparmış sol aydınların azlığı İslamcılıkla sol arasındaki olası direniş birlikteliklerinin cılız kalmasına sebep oluyor. Özellikle muhafazakâr, mukaddesatçı kesimlerin soğuk savaş döneminden devşirdikleri kirli kavramlarla düşünmeyi sürdürmeleri bu mesele üzerinde İslami ölçüler dâhilinde bir fıkıh geliştirilmesini engelliyor. Bununla birlikte son zamanlarda güçlenen emperyalizm karşıtı eylemler olası birliktelik biçimlerinin de imkânsız olmadığını ortaya koyuyor.

 Margulies, başta siyonist ırkçılık olmak üzere bütün ırkçı ideolojilere, uluslararası sömürgeciliğe karşı tutumunu net olarak benimsemiş ve küresel kapitalizme karşı neler yapılabileceği üzerinde ciddi olarak kafa yormuş sorumluluğunun bilincinde bir edebiyatçıdır. Her şeyden önce, İsrailperverliğin revaçta olduğu sol liberal çevrelere inat Filistinlilerin direniş haklarını her zaman sonuna kadar savunmada gösterdiği cesaretten dolayı takdiri hak ediyor. Holokostun tekilliği üzerinden yürütülen İslamcılık karşıtı İsrailperver bildiriye imza atmamakla da sol ile İslamcıların birlikte davranmasının bereketlenerek devamından yana olduğunu açık bir şekilde ortaya koymuştur. Türkiye'de esas sorunun İslam ya da İslamcılık değil Kemalizm olduğunu ısrarla belirterek egemenlerin dümen suyunda tartışma yapmanın egemenlerin düzenine su taşımaktan başka bir işlevi olmadığını belirtir. (Margulies, 2004:65)

Margulies, Türkiye solunun beslendiği pozitivist, Kemalist damarla sağlıklı bir şekilde hesaplaşabilen; siyonizm, İsrail ve ırkçılıkla, aktif olarak ve kararlılıkla mücadele eden, bununla birlikte piyasa tek tanrıcılığına teslim olan edebiyatı, dil oyununa indirgeyen; sorumsuz, dertsiz edebiyatla derdi olan bir edebiyatçıdır.

Dipnotlar:

1- Şairin cinsel çeşitlilik, aile, ahlak, sapıklık vb. hususlardaki fikirleri tipik bir kimlikçi siyaset anlayışının yansımasıdır. Bkz.: Roni Margulies; "İkincil Değil, Temel Bir Talep: Cinsel Baskıdan Arınmış Bir Dünya" Venessa Baird, Cinsel Çeşitlilik, sunuş yazısı, Metis Yay., İstanbul: 2004, s. 7-10.

2- Türkçede siyonizm kavramını irdeleyen nitelikli çalışmalara ihtiyaç var. Bu ihtiyaç siyonizmle Yahudi karşıtlığının ayrımının tarihsel olarak bir ülkenin literatüründe takip edilebilmesi gerekliliğindendir. Bu yazı bağlamında öykü, oyun ve deneme yazarı Adalet Ağaoğlu'nun günlüğünde yer alan ifadeler İsrail'in Türkçe edebiyat çevrelerindeki algılanma biçimlerinden birini ortaya koyuyor. Aynı zamanda solun İsrail'e bakışındaki ikircikli durumun yanı sıra İsrail'in emperyalist devletlerle dönem dönem değişen ilişkilerini ortaya koymakta. Kudüs Ey Kudüs kitabını okurken Ağaoğlu şunları düşünüyor: "Kafamda yepyeni sorular yaratıyor. Adları sık sık anılan Filistinliler, örgütler Arap-Filistin çatışmaları yanı sıra beni en fazla etkileyen bölüm, İsrail kurulmadan çok önce, ABD ve Almanya'dan gizlice gönderilen, denizden karaya da gizlice çıkarılan 'koli koli' montaja hazır silah fabrikası parçaları. İsrail, Filistin'e karşı varlığını sürdürmek için demek tâ ne zamandan silah fabrikası sahibi kılınmış? Hani burada çeşitli "sol" solcularımızın İsrail devletini Sosyalist Komünist bir devlet kurulmuşçasına alkışladıkları, kendi adıma benim de Güneydoğumuzun derinliklerinde emperyalizme karşı bir devletin varlığına sevinmiş bulunduğum İsrail. Bir seferinde Tokyo'daki ABU-Asya Yayın Birliği toplantısından dönerken Tel Aviv'den aktarmalı, orada iki gece kalabileceğim bir uçuşu seçmekle duyduğum tanıklık sevincim hele!.. İsrail'in silah fabrikası kurma projelerindeki akıl almaz girişimler Kudüs Ey Kudüs'ün 'ibret-i âlemlik' bir yanı." (Damla Damla Günler, 2004:242 Alkım Yay.)

3- Margulies'in çevirdiği yapıtlar şunlar: Ted Hughes, Seçilmiş Şiirler (Şavkar Altınel ile birlikte, Adam Yay. 1987), Philip Larkin, Seçilmiş Şiirler (Şavkar Altınel ile birlikte, Adam yay. 1990), Yehuda Amihay'dan Seçilmiş Şiirler, Oğlak Yay., 1996

4- Haksöz'ün 181. sayısında yayımlanan "Savaş Karşıtı Hareketin Temel Açmazı" başlıklı söyleşide Jeffray Blankfort kendisinin de benzer suçlamalara maruz kaldığını belirtir. (s. 35) Bir anti siyonist Yahudi olan Edward Mertimer "Diktatörler Çağında Siyonizm, Çelişki, Çatışma ve Tezat" başlıklı yazısında "Bu satırların yazarı da anti siyonizmin anti semitizmin ve Yahudi 'kendinden nefreti' ile bir olduğu suçlamasına maruz kaldı. Yahudilikle siyonistlerin aynı şey olduğu iddialarının ve Yahudileri bununla itham etmenin suç olduğunu ve sertçe reddedilmesi gerektiğini söylemeye gerek yok." Türkiye ve Dünya da Yarın, sayı 48, s.73

5- Jeffray Blankfort, adı geçen söyleşide "Sol ve savaş karşıtı hareket bir yandan her şey için salt ABD emperyalizmini suçlamak üzerine çok fazla yoğunlaşırken diğer yandan 'anti semitist' damgası yemekten ise kaçınıyor. Hatta daha da ilerisi İsrail'in suçlamak ve kınamak konusunda merkez siyasal çevrelerden bile daha korkak davranıyorlar." Margulies, İsrail'i suçlamak hususunda korkak davranmaz ama siyonist lobiyi etkisiz görmesiyle yanılgıya düşer. Amerika'daki İsrail lobisinin etkileri için bkz.: John Mearsheimer ve Stephen Wait, "İsrail Lobisi", çev.: Ramazan Arıkan, (Türkiye ve Dünyada Yarın, sayı 49, s. 22) Margulies, ABD'de Filistin'e destek için mücadele eden Yahudi organizasyonlarından ise hiç söz etmez. Bunların anti siyonizmleri içten pazarlıklı bir siyonizm karşıtlığıdır. (Blankfort, a.g.s., s. 40-41) Elif Şafak da denemelerinde İsrail ordusunda uzun yıllar görev yapan Stav Adivi adlı bir binbaşının çeşitli Amerika üniversitelerinde yaptığı konuşmalarda sık sık durup belirtme gereği duyduğu hususlardan birinin "kendisinin siyonist bir vatansever oluşu ve reddiyesinin devlete karşı değil tam da devletin iyiliği için yapılan bir hamle" olduğunu vurgular. (Elif Şafak, Med Cezir Metis Yay., 2005) Siyonizm karşıtlığının birbiriyle örtüşmeyen çeşitli boyutlarının olduğunu zikrettiğimiz bu örnekler, kanıtlar niteliktedir.

Kaynakça

Amihay, Yehuda (1996) Seçilmiş Şiirler, çev.: Roni Margulies, Oğlak Yay., İstanbul.

Batur, Enis (1998), Türkiye'nin Üçlemi, Papirüs Yay., İstanbul.

Karagül, İbrahim (2003) "Margulies, Pipes ve 'İslam Emperyalizmi'ne Karşı Birleşmek!", 2 Ekim, Yeni Şafak.

Margulies, Roni (2002) "Bir Hayalet Kol Geziyor" Kürselleşmeyi Anlama Kılavuzu Wayne Ellwood sunuş yazısı, Metis yay., İstanbul.

——— (2004) "Evet 'Sıfır Tahammül', Ama Nasıl?", Birikim, s. 188.

——— (2004) "Kürselleştirilenlerin İsyanı" Hadi Bunu Küreselleştirin, Kevin Danaher-Roger Burbach sunuş yazısı, Metis Yay., İstanbul.

——— (2004) "Yahudi Düşmanlığı ve İslâm/Arap Düşmanlığı", Birikim, s. 186.

——— (2004) Şiir, Yahudilik Vesaire, Kanat Kitap, İstanbul.

——— (2005) "Küresel Direniş, Yurtseverlik ve İşçi Sınıfı", Birikim, s. 197.

——— (2005) "Müslümanları Dışlayan Bir Sol Hareket Kendi Kuyusunu Kazar" N. B. Karaca söyleşisi, Zaman Turkuaz Eki, 22 Mayıs.

——— (2006) "Milliyetçilik Çıkmazından Çıkış Var mı? ", Birikim, s.202

——— (2006) "Soykırım Olmasa İsrail Kurulamazdı" Ayşe Adlı söyleşisi Aksiyon sayı 587.

——— (2006) "Zehirli Meyve Kızılelma"

——— (2006), Apollo Yılları, Sözcükler, Sayı 1

Sacks, Oliver (2004), Tungsten Dayı, çev.: Roza Hakmen, YKY, İstanbul.

Bu yazı toplam 22857 defa okunmuştur.
BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR