
Neslin ihyası yetişkinlerin kendini ihyasıyla başlar
Sema Yarar, nesli ihya etmenin aileyi yeniden merkeze alan, çocuğun ruhunu ve ahlakını önceleyen bir sorumluluk bilinciyle mümkün olduğunu ifade ediyor.
Sema Yarar/Doğru Haber
Nesli İhya Etmek
Manayı kaybettik. Maddeye hapsolduk. Hayat, hazların ve hızın gölgesinde akıp giderken insan, kendine ait olanı, ruhunu, vicdanını, anlam arayışını kaybetti. Bugün sahip olduklarımızla övündüğümüz ama kaybettiklerimizi konuşmaya cesaret edemediğimiz bir çağda yaşıyoruz.
Resmî istatistikler ve sosyal araştırmalar boşanma oranlarının arttığını, tek ebeveynli ailelerin yaygınlaştığını ve çocukların giderek daha erken yaşlarda psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Her şey var gibi görünüyor ama aile, merhamet ve sorumluluk duygusu yok.
Anne ve babanın ayrı, evladın annesiz ya da babasız, sevgisiz büyüdüğü bir dönemin içindeyiz. Aileler parçalandıkça çocuklar savruluyor, çocuklar savruldukça toplum çatırdıyor. Sosyologların altını çizdiği nokta, suça sürüklenen çocukların, davranış bozukluklarının önemli bir kısmı parçalanmış ya da sağlıksız aile ortamlarıyla doğrudan ilişkilidir. Çünkü aile, yalnızca aynı çatı altında yaşamak değil, çocuğun hayata tutunduğu ilk güvenli limanıdır. O liman yıkıldığında, çocuk hayatın sert dalgaları karşısında savunmasız kalır.
Bugün sıkça konuştuğumuz konu “neslin ihyası” meselesi. Nesli ihya etmek, yalnızca sayıyı artırmak değildir; insanı inşa etmektir. Bu da anne ve babanın sorumluluğuyla mümkündür. Eğitim bilimleri alanındaki çalışmalar, çocukların akademik başarısında olduğu kadar ahlaki ve duygusal gelişiminde de ebeveyn ilgisinin belirleyici olduğunu açıkça gösteriyor. Çocuğu sadece doyurmak, giydirmek, okutmak yetmez. Fiziki ihtiyaçlar kadar çocuğun ruhunun da doyurulması gerekir. Sevgiyle, ilgiyle, değerle, anlamla beslenemeyen bir ruh; zamanla ya öfkeli ya da boşlukta kalmış bir bireye dönüşür.
İhmal edilen çocuk, büyüdüğünde kendini farklı şekillerde gösterir. Psikolojik danışmanlık merkezlerine yapılan başvurular, ergenlik dönemindeki kaygı bozuklukları, öfke problemlerinin her geçen yıl arttığını ortaya koyuyor. İlgisizlik, sevgisizlik ve yönsüzlük; ilerleyen yıllarda bağımlılık, şiddet olarak karşımıza çıkıyor. Ruhunu doyurmadan büyüyen çocuk, sadece kendini ihmal etmez; ailesini ve toplumu da ihmal eder. Bu ihmal sonunda yıkıma dönüşür. Çünkü toplum, bireyin aynasıdır. Birey yara almışsa, toplum da yara alır.
Haz ve hız çağında çocuklar, sabrı öğrenmeden büyüyor. Beklemeden isteyen, emek vermeden ulaşan, sorumluluk almadan tüketen bir nesil şekilleniyor. Bu tabloyu daha da ağırlaştıran ise sosyal medyanın kontrolsüz kullanımı. Yapılan araştırmalar, çocukların ve gençlerin saatlerce ekran başında vakit geçirdiğini; bu durumun dikkat dağınıklığı, yalnızlık hissi ve gerçek ilişkilerden kopuşu beraberinde getirdiğini gösteriyor.
Kıyas kültürü, sahte mutluluklar, değersizleştirilen emek ve anlık hazlar; çocukların zihin dünyasını zehirliyor. Gerçek hayatın sorumluluklarıyla yüzleşmek istemeyen gençler, sanal dünyada kaybolmayı tercih edebiliyor.
Burada anne ve babalara düşen görev, sadece yasaklamak değil; rehberlik etmektir. Çocuğu ekrandan koparmanın yolu, onu hayattan koparmamakla mümkündür. Birlikte geçirilen nitelikli zaman, kurulan sağlıklı iletişim, sosyal medyanın yıkıcı etkisini azaltır. Çocuk, evde değer gördüğünde dışarıda onay aramaz. Evde dinlendiğinde, sanal dünyada sesini duyurma ihtiyaç hissetmez.
Çocuklar, anne babanın aynasıdır. Söylenenlerden çok yapılanları öğrenirler. Merhameti görmeyen merhametli olamaz. Saygı görmeyen saygıyı bilmez. Değerli hissetmeyen, başkasına değer vermez. Bu yüzden neslin ihyası, önce yetişkinlerin kendini ihyasıyla başlar. Kendi ruhunu onarmayan, çocuğun ruhuna dokunamaz.
Bugün hâlâ geç değil. Toplumsal iyileşmenin aileden başladığını gösteren sayısız saha çalışması, güçlü aile bağlarının olduğu toplumlarda suç oranlarının düştüğünü, sosyal dayanışmanın ise arttığını ortaya koyuyor. Aileyi yeniden merkeze almak, çocuğu yük değil emanet olarak görmek, sevgiyi ihmal etmemek mümkün.
Manayı yeniden hatırlamak, maddeyi amaç değil araç haline getirmek zorundayız. Çünkü kurtarılmayı bekleyen yalnızca çocuklar değil; geleceğimizdir. Nesli ihya edemezsek, yarını inşa edemeyiz.






HABERE YORUM KAT