30 yıllık esaretin ardından 16 Temmuz günü İsrail işgal zindanlarında tutsak olan 4 Hizbullah savaşçısı ile Hizbullah'a teslim edilen Semir Kuntar, Ülke TV'den Sefer Turan'a konuştu. Kuntar, kararlı ve geri adım atmayan duruşunu, röportajda bir kez daha gösterdi.
Sefer Turan'ın gerçekleştirdiği röportaj, Ülke TV'de yayınlandı. Röportajdan aldığımız notları sizlerle paylaşıyoruz:
İsrail zindanlarında İbranice öğrendiğini ve üniversiteyi bitirdiğini söyleyen Semir Kuntar, 30 yıl boyunca bir an bile özgürlükten şüphe etmediğini söyledi. Birçok defa esir takasında isminin geçtiğini ama İsrail'in kendi kamuoyunda oluşan tepkiden korktuğu için buna yanaşmadığını belirten Kuntar, son durumda ise artık başka çarelerinin kalmadığını söyledi.
İsrail zindanlarında yatan en eski tutsak olduğunu ve 30 yıl boyunca ailesinden kimse ile görüştürülmediğinin altını çizen Kuntar, 1998 yılına kadar Filistinli bir annenin kendisini bir evlat gibi görerek sürekli ziyaret ettiğini ancak bunun da bu yıldan sonra engellendiğini belirtti.
Serbest bırakılacağını bırakıldıkları gün öğrendiklerini belirten Kuntar, Siyonistlerin, daha önce kendisine defalarca "Seni bu zindandan çıkaracak kimseyi Tanrı daha yaratmadı!" demelerine rağmen hiçbir zaman özgür kalma umudunu yitirmediğini söyledi. Nasrallah ile değişik şekilde haberleştiklerini de sözlerine ekleyen Kuntar, 2008 Mart''nda Nasrallah tarafından serbest bırakılmasına az kaldığına dair bir mesaj aldığını aktardı.
Özgür kaldıktan sonra Hizbullah tarafından organize edilen kutlama törenlerine askeri üniforma ile katılmanın kendi fikri olduğunu, bununla Siyonistlere ve Araplara mesaj vermeyi amaçladığını söyleyen Kuntar, Siyonistlere üniforması ile direnişe devam edeceğini, Araplara ise bu üniformanın direnişin sembolü olduğunun mesajını vermek istediğini belirtti. Siyonistlerin bu mesajı aldığını ve serbest bırakıldığı günün ardından kendisini öldürme kararı aldıklarını; Arapların ise bu mesajı alıp almadığını bilmediğini söyledi.
30 yıllık tutsaklıktan sonra birilerinin kendisinden geri adım atmasını beklediğini ifade eden Kuntar; asla geri adım atmayacağını ve Hizbullah'ın askeri biriminde mücadeleye başladığını belirtti. Nasrallah'a hayran olduğunu belirten Kuntar, İsrail'in Nasrallah'a duyduğu korkuyu da anlattı ve bir liderde aranacak tüm vasıfların Nasrallah'ta toplandığını sözlerine ekledi.
Röportajdan ayrıntılar:
Özgürlüğünüze kavuştunuz... Hayırlı olsun... Şöyle bir soru ile başlamak istiyorum. Semir Kuntar... Kimdir?
Ben bu ülkenin bir çocuğuyum... Lübnanlıyım... Filistin meselesi benim için, öncelikli bir mesele. Çünkü ben bir Arap vatandaşıyım.. Daha küçük yaştan itibaren gönüllü olarak Filistin devrimi saflarında savaştım. Sonra da işgal altındaki Filistin toprakları içinde bir operasyona katıldım. 22 Nisan 1979'da orada bir eylem gerçekleştirdik.
O operasyonu konuşacağız. Önce kendinizi biraz anlatır mısınız? Nasıl bir aileden geliyorsunuz? Kaç kardeşsiniz? Lübnan 'da ki hangi etnik gruptansınız?
Lübnan Dağı'ndan Dürzi bir ailenin çocuğuyum. Dört kız, üç erkek kardeşiz.
O günkü operasyona gelelim...
22 Nisan 1979 günüydü. Filistin' in kuzeyinde, 1948'den önce işgal edilen topraklarda, Nehariye adlı bir yerleşim bölgesi vardı. Oraya operasyon düzenledik. Amacımız İsrailli bir kişiyi kaçırarak Lübnan'a getirmekti. Böylece İsrail'deki Arap esirlerin serbest bırakılmasını sağlayacaktık.
Operasyona kaç kişi katıldınız?
4 kişiydik.
Siz Filistinli hangi örgüte üyeydiniz?
O zamanlar Filistin Kurtuluş Cephesi vardı. Ona üyeydik.
Dört kişi Nehariye kasabasına vardınız... Sonra orada neler oldu?
Başlangıçta İsrail polis devriyesiyle çatıştık. Bir polis aracını imha ettik. Sonra hedefteki binaya girdik, el bombaları attık. Ve hedefteki kişiyi rehin aldık. Ama o küçük kızını da yanına almakta ısrar etti. Biz karşı çıktık ama o ısrar etti. Böylece tam 10 dakika geciktik. Sonunda kızı da yanında sahile vardık. Sahildeyken İsrail askerleri üzerimize yaylım ateşi açtı. Sabaha kadar çatıştık. Çatışma sırasında rehin aldığımız adam ve kızı, İsrail güçlerinin ateşi sonucu öldüler.
Yani her ikisi de İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu öldü.
Evet.
Ama İsrail özellikle kız çocuğunun ölümünden sizleri sorumlu tutuyor...
Kesinlikle yalan... Ben o zaman mahkemede de söyledim. O iki kişiyi biz öldürmedik. Hatta otopsi yapılması için başka bir ülkeden doktor getirilmesini bile talep ettik. Ama bu reddedildi. Onların ölümünden biz sorumlu değiliz. İsrail basını da yazdı. Maarif gazetesi 4 gün sonraki haberinde, adam ve kız çocuğunun İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucunda öldüğünü yazdı. Ama sonra İsrail basını dil değiştirdi. Farklı bir hikaye uydurarak davamıza leke sürmeye çalıştılar.
O gün siz yaralı olarak yakalandınız ve 542 yıl ceza verildi. İçeride işkenceye maruz kaldınız mı hiç?
Elbette... İlk zamanlar çok işkence gördüm. Vücudumdaki mermileri narkoz vermeden çıkardılar. Doktor aynı zamanda kasıtlı olarak işkence de ediyordu. Ellerimizden bağlayıp tavana asıyorlardı. 30 yıldır hâlâ ellerimde izi var. Bazen de kulaklarımıza hoparlör dayıyorlar ve bayılıncaya kadar siren sesleri açıyorlardı. Bunlar basit örnekler. Aralıklı olarak tam 5 yıl hücrede yaşadım. Çünkü içeride protestolar ve açlık grevine gidiyorduk.
Dışarıda olup bitenleri nasıl haber alıyordunuz? Çünkü serbest kaldıktan sonra yaptığınız konuşmalarınızı dinlediğimde, siyasi gelişmelere vakıf olduğunuzu gördüm.
İlk günlerde gazete okumamız, radyo dinlememiz ve televizyon izlememiz yasaktı. Sadece Arapça yayın yapan İsrail'in sesi radyosunu dinleyebiliyorduk. Bir de İsrail istihbaratının Arapça yayınladığı "Enbe" adlı gazeteyi okumamıza izin veriliyordu. Buna karşı 1984'de 13 gün açlık grevinden sonra küçük radyolarımız oldu. 1992'de, 19 gün süren açlık grevinde ise bazı Arap kanallarını seyretme hakkını elde ettik. Bu sayede dışarıda olup biten gelişmeleri izleme imkanımız oldu.
Hakkınızda hakim 542 yıl hapis cezası verildiğini söylediğinde neler hissettiniz? Artık her şeyin bittiğini düşündünüz mü?
Hayır... Hakime, "Sen İsrail devletinin 542 yıl devam edeceğine inanıyor musun?" dedim.
Hakimin size cevabı ne oldu?
Sustu bir şey demedi.
Aileniz sizi ziyaret edebiliyor muydu?
Asla... Yasaktı...
30 yıl ailenizden kimseyi görmediniz mi?
Hayır görmedim. Kesinlikle görmedim...
Bir gün size İsrailli bir gardiyan "Seni buradan çıkaracak kimse henüz yaratılmadı" demişti...
Evet... 1998'de Hizbullah ve İsrail arasında esir değişimi vardı. Bir subay geldi ve bana "Bana bak Semir! Allah, yeryüzünde seni serbest bıraktıracak bir kul yaratmadı" dedi. Ben de ona: "Sen de bana bak! Bir sürü gencimiz serbest bırakıldı. Eğer serbest bırakılmasam bile, sizin boğazınızda bir kılçık olarak kalacağım. Ben burada iken de sen rahat uyumayacaksın" dedim.
Araplarla İsrail arasındaki her esir değişiminde Semir Kuntar adı liste başında olurdu... Bu pazarlıklara ilk defa ne zaman ve nasıl girdiniz?
İlk kez adım 1983'deki esir değişiminde geçti. 1985'de adım geçti. Akilo Lora gemisi kaçırıldığında pazarlıklarda adım geçti. Ve son olarak Hizbullah'ın esir değişiminde...
Neden önceki pazarlıklarda bu iş gerçekleşmedi?
Hizbullah benim için her zaman ısrar ediyordu. Ama bir türlü olmuyordu. En son 2004'te serbest kalıyordum ama İsrail son anda pazarlığı bozdu.
Böylece 2008'e, bugüne gelindi. İlk kez serbest bırakılacağınızı nasıl haber aldınız?
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah geçen Nisan ayında bana mesaj gönderdi. Ve bana "Durum olumlu, ilerleme var, kurtuluş yakında" dedi.
İsrail, serbest bıraktığı gün sizi öldürme kararı aldı...
Evet... Ama daha hapisteyken arkadaşlarıma şunu söyledim: İsrail beni serbest bırakıyor ama beni öldürme kararı da elimde olacak. Yani özgürlük kararım, idam fermanım olacak. Bu beni asla korkutmuyor. Ben ellerindeyken onlardan korkmadım ki, şimdi onlardan korkayım! Ama asla bağrımı açıp onları beklemeyeceğim! Elbette önlemler alacağım ama ben şehit olmadan, bedelini ödeyecekler!
Beyrut'ta ilk karşılaştığınızda annenize ne söylediniz?
"Sakın ağlamayın" dedim. İlk sözüm bu oldu. Herşey geride kaldı, artık ileriye bakmalıyız...
Peki, "Hasan Nasrallah kim?" dersem ne dersiniz?
Doğru sözlü, güvenilir ve cesaretli bir lider... Bir siyasi liderde bulunması gereken tüm vasıflara sahip...
Peki, İsrailliler onun hakkında ne düşünüyor? Hiç konuşuyor muydunuz onlarla?
İsrail kamuoyu, Hasan Nasrallah'ın sözlerine inanır, kendi liderlerine inanmaz! İsrailliler şunu iyi bilir: Nasrallah konuştuğu zaman yalan söylemez. Söz verirse kesinlikle yerine getirir. Bundan dolayı, İsrail halkı, Hasan Nasrallah'ın İsrail hakkında konuşmasından çok korkar.
Özgürlüğünüze kavuştuğunuzda askeri üniforma ile göründünüz. Nereden çıktı bu askeri üniforma giyme düşüncesi?
Benim fikrimdi. Daha içerideyken Hizbullah liderine ben önerdim ve o da kabul etti.
Neden böyle askeri elbise tercih ettiniz?
İki nedenden dolayı: Birincisi, İsrail'e mesaj vermek istedik. İsrail'e mesajımız şu oldu: 30 yıl süren hapis, irademizi asla yok edemedi. Ve direnişe katılmaktan bizi asla caydıramayacaktır... Bu elbise, işgale karşı direnişe bundan sonra da devam edeceğimizi ifade eder. İkinci mesajımız ise Arap gençliğineydi... Bu elbise, direnişin, özgürlüğün, onurun, mücadelenin, haysiyetin sembolüdür. Bu topraklar da yaşayan Arap gençleri, Müslüman gençler, onurlarını bu elbise ile korurlar. Bunu unutmamalarını istedik...
Bu iki mesaj adreslere ulaştı mı?
İsrail'e ulaştı. Bundan dolayıdır ki beni öldürmekle tehdit ediyorlar. Araplara ise... Bekliyoruz inşallah ulaşır...
Şimdi özgürsünüz, yeni bir hayat var önünüzde... Bundan sonra ne yapacaksınız?
Tek cümle söyleyeceğim: İslami direnişe katılacağım. Siyasi değil askeri kanadına...
"Artık yeter... Sıradan insanlar gibi yaşayım" demeyecek misiniz?
Ben normal hayatı reddetmiyorum. Ama amacım Filistin'in özgürlüğüne katkıda bulunmaktır.
HAKSÖZ-HABER

