
“Körfez ülkeleri seçmedikleri bir savaşın faturasını ödüyor”
İsrail/ABD-İran savaşını Körfez açısından değerlendiren gazeteci Kutub Elaraby, “Körfez ülkeleri seçmedikleri bir savaşın faturasını ödüyor” diyor.
Körfez Ülkeleri Seçmedikleri Bir Savaşın Faturasını Ödüyor
Kutub Elaraby / Fokus+
Savaşın doğrudan tarafları olan ABD, İran ve İsrail’in dışında kalan aktörlere bakıldığında, Körfez ülkeleri bu savaşın hem bugün hem de gelecekte en büyük kaybedenleri olarak görünüyor. İran’ın saldırıları, müttefikleri Katar ve Umman gibi Tahran adına birçok arabuluculuk rolü üstlenen ülkeler de dahil tüm Körfez ülkelerini hedef aldı. Nitekim Tahran, Washington ile savaş öncesinde yürüttüğü son müzakerelerde bu görüşmelerin Türkiye’den Umman’a taşınmasını talep etmişti.
İran’ın Körfez başkentleri ve şehirlerine yönelik saldırıları her ne kadar şok edici olsa da aslında sürpriz değildi. İran, savaş patlak vermeden önce açıkça, herhangi bir ABD-İsrail saldırısına Körfez ülkelerindeki Amerikan üslerini, hedeflerini ve çıkarlarını vurarak karşılık vereceğini ilan etmişti. Aynı açıklamalarda, bu ülkelerin egemenliğini hedef almadığını ve onlarla normal ilişkilere zarar vermek istemediğini de vurgulamıştı.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan
Buna rağmen İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Körfez ülkelerinden özür dilemesine ve geçici liderlik konseyi kararıyla saldırıları durdurduğunu açıklamasına karşın saldırılar ve tehditler devam etti. İran'ın Körfez başkentlerine ve şehirlerine yönelik saldırıları şaşırtıcı olmasa da şok ediciydi. Çünkü İran, savaş başlamadan önce, ABD veya İsrail'in herhangi bir saldırısına karşılık olarak Körfez ülkelerindeki ABD üslerine, hedeflerine ve çıkarlarına yönelik saldırılarla misilleme yapacağı konusunda açıkça tehdit etmişti. Aynı açıklamalarda, bu ülkelerin egemenliğini hedef almadığını ve onlarla normal ilişkilere zarar vermek istemediğini de vurgulamıştı.
Buna rağmen İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Körfez ülkelerinden özür dilemesine ve Geçici Liderlik Konseyi kararıyla saldırıları durdurduğunu açıklamasına karşın saldırılar ve tehditler devam etti. İran füzeleri ve İHA’ları, Körfez başkentlerini korku şehirlerine dönüştürerek, birçok yabancı çalışanın bölgeden kaçmasına yol açtı. Çoğu Körfez havaalanında uçuşların tamamen ya da kısmen durdurulmasıyla birlikte, bu ülkeleri Suudi Arabistan’a bağlayan kara sınır kapıları yeni bir alternatif haline geldi ve yolcular daha güvenli görülen Suudi havaalanlarını kullanmaya başladı.
Körfez ülkeleri, petrol zenginliğinin getirdiği refah yılları boyunca hem vatandaşları hem de yabancı çalışanlar için bir güvenlik vahası olarak görülüyordu. Sıcak yazlarına rağmen cazip turizm merkezlerine dönüşen bu ülkeler, uluslararası ticaret için de önemli bölgesel merkezler haline geldi ve yeniden ihracatın yapıldığı ara istasyonlar olarak öne çıktı. Ayrıca özellikle teknoloji şirketleri olmak üzere dünyanın en büyük sanayi ve ticaret şirketlerinin bölgesel ofislerini çekmeyi başardılar.
Hatta bu ülkelerden biri olan Katar, Dünya Kupası’na başarıyla ev sahipliği yaptı, diğer Körfez ülkeleri de gelecekteki turnuvalara ev sahipliği yapmayı hedefliyor. Bu, Orta Doğu bölgesi için daha önce görülmemiş bir gelişmeydi. Henüz savaşın ilk günleri yaşanırken, Körfez ülkelerinin bu savaştan doğan kayıplarını tam olarak hesaplamak mümkün değil. Ancak kayıpların çok büyük olacağı kesin. Askeri üsler ve havaalanları gibi askeri hedeflerin yanı sıra sivil havaalanları, oteller, turistik tesisler, teknoloji şirketleri (bulut depolama merkezleri) ile petrol ve gaz şirketleri gibi sivil hedeflerin uğradığı hasarların onarımı için milyarlarca dolar gerekecek.
Ancak bundan daha önemlisi, Körfez ülkelerinin onlarca yıl boyunca inşa ettiği ve petrol gelirlerinden milyarlarca dolar harcayarak güçlendirdiği turizm ve ticaret itibarıdır. Turizm ve ticaret merkezlerinin doğrudan saldırılara maruz kalmasının ardından bu iyi itibarı yeniden kazanmak artık kolay olmayacaktır. Küresel şirketler de bölgesel ofislerini, Körfez ülkelerinden daha güvenli ve daha düşük maliyetli ülkelere taşımayı düşünebilir. Küresel piyasalarda petrol ve gaz fiyatlarında büyük artış yaşanmasına rağmen –ki bunlar Körfez ülkelerinin başlıca üretim kalemleri– bu ülkelerin söz konusu artıştan büyük ölçüde fayda sağlaması beklenmiyor.
Çünkü bazı ülkeler, tesislerini hedef alan saldırıların ardından üretimi durdurmuş durumda. Ayrıca Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle petrol ihracatlarının büyük bölümü de kesintiye uğradı. İran destekli Husi grubunun Babu’l -Mandeb Boğazı'nı da kapatmayı başarması durumunda kayıplar daha da artacaktır. İran, Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını “meşru müdafaa” olarak gerekçelendiriyor. Oysa bu ülkeler daha önce savaşın tarafı olmadıklarını ve çatışmaya katılmayacaklarını açıklamıştı. Ayrıca İran’a yönelik saldırılarda bu ülkelerdeki ABD üslerinin kullanıldığı da kanıtlanmış değil.
Tahran, bu saldırılarla küresel piyasalara ağır kayıplar verdirmeyi ve böylece hem uluslararası piyasaların hem de Körfez ülkelerinin Washington’a savaşın durdurulması için baskı yapmasını hedefliyor. Şimdiye kadar küresel piyasalar Tahran’ın beklediği şekilde sert tepki vermedi. Ancak Körfez’den savaşa veya bu savaşa sürüklenmeye karşı yükselen sesler oldu.
Katar’ın eski Dışişleri Bakanı Hamad bin Jassim bin Jabr
Bu çerçevede Katar’ın eski Dışişleri Bakanı Hamad bin Jassim bin Jabr, Körfez ülkelerini tuzağa düşmemeleri ve İran saldırılarına karşılık vererek savaşa sürüklenmemeleri konusunda uyardı. Bin Jabr, ABD’lilerin savaşı kendi değerlendirmelerine göre durduracağını, ardından da Körfez ülkelerini İran’la baş başa bırakacağını, kendilerinin ise yalnızca silah satışları yoluyla arkadan destek vermekle yetineceğini ve bunun Washington’un en sevdiği oyun olduğunu söyledi. Öte yandan tanınmış BAE’li iş insanı Khalaf Al Habtoor da, Körfez ülkelerini seçmedikleri bir tehlikenin tam ortasına koyan savaşı kınadı. Bu ülkelerin Barış Kurulu’nu on milyarlarca dolarla finanse ettiğini belirten Al Habtoor, ABD Başkanı Donald Trump’a şu soruları yöneltti:
Körfez bölgesini savaşa sürükleme hakkını kim verdi? Tetiği çekmeden önce olası zararları hesapladı mı? Bu çatışmadan ilk zarar göreceklerin bölge ülkeleri olacağını düşündü mü? Savaş tamamen ABD’nin kararı mıydı, yoksa Netanyahu’nun baskılarının sonucu muydu? Bazı haberlerde daha önce bazı Körfez ülkelerinin Washington’u İran’ı vurması ve yönetimini devirmesi için teşvik ettiği öne sürülmüştü. Ancak bu ülkelerin muhtemelen hızlı sonuç verecek, kısa süreli bir “yıldırım saldırısı” beklentisi içinde oldukları düşünülüyordu. Gelinen noktada bu hızlı saldırının rejimi devirmeyi başaramadığı ve savaşın uzama ihtimalinin ortaya çıktığı görülürken, Körfez ülkeleri daha fazla kayıp yaşamamak için Washington’a gerçekten de savaşı durdurması yönünde baskı yapmak zorunda kalabilir.
Bu savaş ve İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırıları, söz konusu ülkelerin İran’la ilişkilerinde yeni bir döneme girildiğini gösteriyor. Geçmişte bu ilişkiler sürekli dalgalı bir seyir izledi, zaman zaman iyileşti, zaman zaman ise gerildi. Şah döneminde de sorunlu olan ilişkiler, İran Devrimi’nin ardından “devrimi ihraç etme” sloganının yükselmesiyle daha da kötüleşti. Körfez ülkeleri, topraklarında Şii azınlıkların bulunması nedeniyle bu politikanın en yakın hedefleri olarak görülüyordu. 1980-1988 yılları arasında, İran ile Irak arasında Birinci Körfez Savaşı patlak verdiğinde, Körfez ülkeleri Irak’ın yanında yer aldı.
Ancak 1990’ların başında Irak’ın Kuveyt’i işgalinin ardından patlak veren İkinci Körfez Savaşı, Körfez ülkelerini Irak’la karşı karşıya getirdi ve bu durum İran’la yakınlaştırdı. Bu yakınlaşma, 2003’teki ABD’nin Irak işgaliyle daha da pekişti. Irak tehdidinin ortadan kalkmasının ardından, İran tehdidi yeniden gündeme gelse de, BAE uzun süre İran’ın en büyük ticari ortağı ve dünyaya açılan en önemli kapısı olmaya devam etti. Özellikle (yasadışı) finansal transferler ve yaptırımlar altındaki petrol ihracatı açısından İran için kritik bir kanal işlevi gördü.
Ayrıca Suudi Arabistan da 2023 yılında Çin’in arabuluculuğunda İran’la ilişkilerini yeniden normalleştirdi. İran konusunda duyulan endişe, Körfez ülkelerini güvenliklerini sağlamak için topraklarında ABD askeri üslerine ev sahipliği yapmaya yöneltti. Ancak bu üsler, önceden bedeli ödenmiş güvenlik yükümlülüklerini yerine getirmekten çok, İran saldırıları için bir gerekçe ve yük haline dönüştü. Bu durum, önümüzdeki dönemde Körfez ülkelerini güvenliklerini sağlamak için farklı kaynaklara yönelmeye itecektir. İran’la zaten dalgalı olan ilişkiler ise daha fazla güvensizliğe doğru evrilebilir. Bu da ticari ve siyasi ilişkilerin seviyesinin düşmesine yol açabilir. İran’ın Körfez ülkelerinin güvenini yeniden kazanması ise çok daha fazla çaba gerektirecek ve bu oldukça zor bir süreç olacaktır.





HABERE YORUM KAT