1. YAZARLAR

  2. MURAT KURT

  3. Kıble’yi mi şaşırdık, niyeti mi?
MURAT KURT

MURAT KURT

Yazarın Tüm Yazıları >

Kıble’yi mi şaşırdık, niyeti mi?

12 Ocak 2026 Pazartesi 21:48A+A-

İnsan, hayat yolculuğunda nadiren her şeyden soyunup yalnızca “kul” olduğunu hatırladığı duraklara uğrar. Hac ve Umre, dünyevî kimliklerin askıya alındığı; rütbelerin, unvanların ve dillerin sustuğu eşsiz bir hicrettir. O kutsal iklimde insan, mahşerî bir kalabalığın ortasında mutlak bir yalnızlık yaşar; kalbi çıplak kalır. Çünkü orada tek muhatap ve tek sığınılacak Allah’tır. Tam da bu yüzden bu anlar mahremdir. Gürültüye değil, huşuya; teşhire değil, sessizliğe aittir.

Dijital Vitrinlerin Esiri Olan İbadet

Ne var ki modern zamanlar, bu mahremiyeti taşımakta zorlanıyor. Kâbe’nin vakar dolu sessizliğinde, gözler Beytullah’ın heybetine dalmak yerine kadraj arıyor; „huzurundayım, işte sana geldim, tek ibadet edilecek sensin“ diyerek kaldırılması gereken başparmak deklanşöre yöneliyor. İbadetin yönü değişmiyor belki ama niyetin istikameti bulanıklaşıyor. Kıble yerinde duruyor; kalp ise görünür olmanın cazibesine kayıyor. Oysa Kur’an açık bir hatırlatmada bulunur: … Ona ulaşacak olan yalnızca sizin takvanızdır.” (Hac, 37)

Allah’a ulaşan şey, yüksek çözünürlüklü görüntüler değil; ihlastır. Eğer niyet, kalpten ekrana taşınmışsa, geriye kalan ibadetin ağırlığı ne kadar, ne kadar olabilir?

Asıl mesele fotoğrafın varlığı değil, niyetin yönüdür. Namazda önünden biri geçtiğinde dikkatinin dağılmasından ya da seccadesinde bulunan figürlerden endişe eden bir bilinç, Allah’ın evinde kameraya poz verirken bu rahatsızlığı neden hissetmez? Eğer ibadette dikkat dağılması bir eksiklikse, binlerce gözün tanıklığında yapılan ibadet hangi iç boşluğun telafisidir?

Görülmeyen Secdenin Ağırlığı

Bu durum, çağımızın görünürlük hastalığının ibadete sirayet etmiş hâlidir. Modern insan artık sadece yaşamakla yetinmemekte; yaşadığını ispatlama ihtiyacı hissetmektedir. Paylaşılmayan an eksik, sergilenmeyen ibadet sanki yaşanmamış sayılmaktadır. Oysa geleneğimizde ibadetin gizlisi makbuldür. Sağ elin verdiğini sol el bilmez ilkesini Kur’an şöyle ifade eder. Biz sizi yalnızca Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.” (İnsan, 9). Onlar, salâtında huşu içindedirler.” (Mü’minûn, 2) ayeti de kurtuluşa erenleri tarif ederken bu noktaya işaret ettiğini görürüz. Huşu, dış dünyayı kapatıp içteki büyük buluşmaya yönelmektir ki secdedeki gözyaşı yalnızca Allah’a akar. Kameranın varlığı ise dış dünyayı sürekli içeri çağırır.

Belki de yeniden hatırlamamız gereken hakikat şudur: Bazı yakınlıklar ifşa edilmez. Allah ile kul arasındaki bağ, kalabalıkların tanıklığıyla değil; kalbin sessiz şahitliğiyle korunur. Kutsal olan, sergilenmek için değil; hissedilmek içindir. Görünmez kalması gereken bir sırdır. Yine Rabbimiz vahyinde bize bir ipucu verir: Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez.” (A’râf, 55)

İnsan, ibadetini dijital vitrinlerden çekip kalbin kuytularına sakladığında, belki de ilk defa gerçekten yalnızca Allah ile baş başa kalır. Çünkü gerçek vuslat, ekranların kapandığı yerde başlar.

Allah, suretlerimize değil; niyetlerimize bakar.

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum