Komutanların 'manevi oğlu'
Sabah gazetesi'nden Ertuğrul ERBAŞ Güneydoğu'da 14 yıl Genelkurmay'a tercümanlık yapan ve yüzlerce sorguya katılan Yıldırım Beğler'le Norveç'te konuştu.
Erbaş'ın röportajından başlıklar:
FAİLİ MEÇHULLERİN ÇOĞU İŞKENCEDE ÖLDÜ
İşkence normal bir şeydi. İşkenceden artık yorulmuştuk. Sonra bize bir iğne getirdiler. Damardan vuruyorduk. Adam bülbül gibi konuşuyordu.
ÖLENLERİ HELİKOPTERDEN ATIYORLARDI...
İki tane pilot vardı. Biri o zamanlar yüzbaşı, biri üsteğmendi. İkisi de hâlâ görevde diye biliyorum. Erken terfi alıyorlardı. O zamanlar yüzbaşı olanın isminin baş harfi "M", üsteğmen olanın isminin baş harfi ise "T". Herkes de biliyor bu pilotları. Cesetlerin atıldığı yeri de biliyorum.
KUYULAR ACEMİ İŞİYDİ
Biz işkencede ölenleri kazan dairelerinde hallettik.
UĞUR MUMCU SUİKASTI ASKER-POLİS-MİT ÜÇGENİDİR
Pis bir iştir. Katili Türkmen. Kerküklü. Daha önce gelmiş MİT'le çalışıyormuş. Adı Velit. Vatandaş olmuş. Bombayı koyunca yakalandı. Yakalanınca kimliğini sakladılar. Saklayınca ne oldu? Iraklı oldu. Savcı sınır dışı etti.
İşte çarpıcı röportajın bugünkü bölümü:
"PKK beni infaz edecekti. Özel Kuvvetler kurtardı. İki gün sonra da Hasan Kundakçı Paşa ile tanıştım ve onun helikopteriyle Silopi'ye geldim..."
Adı Yıldırım Beğler... 1995'te bizzat Hasan Kundakçı Paşa'nın helikopteriyle Kuzey Irak'tan Türkiye'ye getirilen bir Kerkük Türkmen'i... 14 yıl Güneydoğu'da Genelkurmay'ın kadrolu tercümanlığını yaptı. Bu yıllar boyunca yüzlerce sorguya girdi. Bölgede görev yapan komutanların "Manevi Oğlum" dediği Yıldırım Beğler, o karışık dönemde birçok yasadışı olaya şahit oldu. Adam kaldırmalar, işkenceler, cinayetler, kaçakçılık... Görüşme öncesinde çekincelerimiz yok da değildi. Acaba doğru mu söylüyordu? Genel Yayın Yönetmenimiz Erdal Şafak'tan "Yüzde 99 doğru" teyidini alınca röportaj için kolları sıvadık ve iltica ettiği Norveç'te görüştük. Biraz çekinerek ve tereddütle kabul etti bizi. 3 gün süren röportaj boyunca da görev yaptığı yıllara ilişkin birçok şey anlattı. Bize söylemediklerini yetkililere söyleyebileceği mesajını da verdi. Peki neden bunca yıl sustu da şimdi konuştu?.. Bunun muhtemelen 3 sebebi var. Birincisi o artık bir Norveç mukimi. Vatandaşlık da sırada bekliyor. İkincisi son günlerde tırmanışa geçen, adı gizli tanık ya da itirafçı her ne ise "Vicdan rahatlatma" trendi. Bunda şüphesiz iddianamelerle ortalığı kasıp kavuran savcıların da payı büyük. Üçüncü neden ise sahipsiz bırakılmamın yarattığı bir intikam duygusu. Ama nedeni her ne olursa olsun anlattıkları öyle yenilir yutulur cinsten şeyler değil.
Yıldırım Beğler, Körfez Savaşı sonrası Kerkük'ten Barzani kontrolündeki Zaho'ya kaçmış. MİT ajanı yaftasını yiyince KDP ile ters düşmüş. Ve bir gün Barzani'ye suikast suçlamasıyla cezaevine düşmüş. Tam idam edilecekken cezaevi penceresinden atlayıp kaçmış. Ardından Talabani'ni peşmergelerine sığınmış. Acem bölgesinde ailesiyle birlikte bir okula yerleştirilen Yıldırım Beğler o günlerde Türk Kızılayı'nda görevli Mehmet Yarbay ile tanışınca hayatının akışı bir anda değişmiş.
Özel Kuvvetler'le nasıl tanıştınız?
Okulda kalıyorduk. Birkaç ay geçti annem Türk Kızılayı'nı buldu. Mehmet Yarbay'la tanıştık. Annem bir ay Mehmet Yarbay'a bilgi götürdü. Annem "Bunlar bizim kavmimizdir. Sadece bilgi verelim onlar bize bakar" dedi. Ama ufak tefek bilgiler. Sonra ben bilgiler vermeye başladım. Nokta atışı! Bir gün Murat Karayılan miting yapıyor. Nokta yerini verdim. Ama son anda Karayılan "Hemen kaçın burayı bombalayacaklar" dedi. Birileri sızdırdı. Obüsler düştü. Caminin arkasında konuşmasını yine yaptı Murat Karayılan. Ben o zaman korktum "Bu iş nasıl patladı" diye.
BİZİ TÜRKİYE'YE SATIYORSUN
Birkaç gün sonra bir PKK yetkilisi geldi "Sen Türkiye ile çalışıyorsun" dedi. "Bizi satıyorsun" dedi. Beni köyün ağasına şikâyet ettiler. Sayit Abdullah... Talabani'nin Badinan bölgesinin askeri genel komutanı... Beni çağırdı "Bu bilgi doğruysa kafanı keserim" dedi. Bana bir hafta verdiler "Araştıracağız" diye. Bir yanım PKK, bir yanım Barzani. Öyle kaldım. 3 gün sonra bir gece kapımı çaldılar. Kapıyı açtım, "Özel Kuvvetler'den geliyoruz" dedi kapıdaki kişi. Türk Özel Kuvvetleri... Dışarıda zırhlı araçları var. Sabaha kadar kaldılar. Sabah onlarla çıktım köyün içine. PKK'lıların hepsini topladık. Aşağıda bir okula götürdük. Orada bir baktım Erdal Paşa.
Erdal Sipahi?..
Evet. O zaman Şırnak Tugay Komutanı. Gece oraya ordu girmiş. Ama PKK'nın haberi vardı. 20-30 kişi ayak takımı kaldı.
Üst düzey sorumlu yok muydu?
Cemil Bayık vardı. Murat Karayılan vardı... Ama hepsi gitmişti.
NEREYE YERLEŞMEK İSTERSİN?
Sonra ne oldu?..
Erdal Paşa iki gün sonra da, "Yanına kardeşlerini, anneni al komutan gelecek" dedi. İki tane Sikorsky indi. Hasan Kundakçı Paşa! "Hadi oğlum annenle kardeşlerini getir benimle geliyorsun" Evi bıraktık bindik Sikorsky'ye geldik Silopi'ye. Yıl 1995. Bana harita açtı Hasan Paşa. "Türkiye'nin neresine yerleştireyim seni?" dedi. Ben batıyı istiyordum. Ama annem "Yok çoluk çocuk var. Beni Irak'a en yakın yere koy" dedi. Hasan Kundakçı da "O zaman seni Avni Mutlu'ya emanet ediyorum" dedi. Avni Mutlu, Habur Sınır Kapısı'ndan sorumlu mülki idare amiriydi. Gümrük lojmanlarında bir bina verdiler. Jandarmada telefon telsiz dinlemeye başladım. Silah yakalıyorduk.
Habur'dan sigara almaya" gidelim dedi. 48 Kapı'ya gittik sigara almak için. Bir üsteğmen oturuyor. Daha önce Derker Acem'de gördüğüm bir PKK sorumlusu orada duvar gibi durmuş. Bir Colt tabancam vardı. JİT kimliğim vardı. Teröristin kafasına dayadım silahı. "Bu ne" dedim üsteğmene. "Türkmenim diyor. Her gün geliyor" deyince. "Bu PKK'lı" dedik. Götürdük. JİT kimliğimi ise Levent Göktaş "JİTEM bitti" deyip aldı ve imha etti.
'Kara Liste'de 1000 kişinin ismi kayıtlıydı'
1995'te Hasan Kundakçı'nın Kuzey Irak'tan getirmesinden sonra 14 yıl Güneydoğu'da Genelkurmay'ın kadrolu tercümanlığını yapan Kerkük Türkmen'i Yıldırım Beğler, iltica ettiği Norveç'te yaptığımız röportajda, Türkiye'ye geldiği ilk günleri şöyle anlattı: "Yetkim var, kimliğim var. Tankla bile gezebilirim. İstediğimi alabilirim, kapıları kapatırım, açarım. Devlet benim. Namım Ankara'ya ulaştı. Demişler ki 'Biz böyle bir maden bulduk. Ha bire PKK'lı yakalıyor!' Özel Kuvvetler MAK grubunu gönderdiler. Muharebe Arama Kurtarma. Başlarında Mete kod adlı Albay Levent Göktaş vardı. O Engin Alan'a, Engin Alan da direkt Genelkurmay Başkanı'na bağlıydı. Başka da kimse yoktu arada."
'Çiller sayesinde vatandaş oldum'
'9 yaşındaki istihbaratçı'
MAK'la çalıştım ama neyiz bilmiyoruz. Memur muyuz? Asker miyiz? Jandarmakimliği var. Benim ufak kardeşim 9 yaşındaydı kimliğinde yine 'jandarma istihbaratteşkilatının görevlisi' yazıyordu.(Gülüyor) O kimlikle okula gitti. Öğretmeni çekiniyordu çocuktan.Bu ne iş diye.
'Öldürürler sözü üzerine kaçtım'
* Tam göreviniz neydi?
Bizim yukarıda bir 48'imiz vardı, bir de 47'miz. Kapı bunlar.
* Ne yapıyordunuz kapıda?
Listemiz vardı. Biz ona "Kara Liste" diyorduk. Fotoğrafını gösterdim. (Yıldırım Beğler bir fotoğraf gösteriyor. Beğler'in önünde bir masa, masada adı 'Kara Liste' olan bir ajanda var.)
* Neydi o kara liste?
Bu listeyi yazmaya 2 kişinin yetkisi vardı. Levent Göktaş ve Engin Alan.
* Kendi kafalarına göre mi yazdılar?
Onlar yazıyordu. Bize göre o kara listede olan herkes PKK'ya yardım yataklık yapmış PKK'lıdır. Cezalandırılacak!
* Kimler vardı kara listede?
300'e yakın PKK'lı vardı. Ürün, Ülper, İlker, Aslan, Kaplan soyadları boldu. Aralarında gerçek PKK'lılar vardı. Bunlar dağda olanlardı. Etruş'ta şurada, burada... Geri kalanı da listeye koyuyorlardı. İşadamları da vardı.
LİSTE MAK'TA
* Nerede şimdi bu liste?
Listeyi Flash Disc'e aktardık. MAK'ın yanında kaldı. Bende yok.
* Kaç kişi vardı listede?
1000'e yakın kişi vardı...
* Bu liste ne zaman yapıldı?
MAK getirdi listeyi, bize verdiler. Levent Göktaş bölükteki odasından hiç çıkmazdı. Yukarıda biz yönetiyorduk.
* Bu liste devlet politikası mıydı?
Öyle bir şey yok. Herkes o zamanlar kafasına göre iş yapıyordu.
* Listedekileri kapı kapı gezip neden almadınız?
Onu da yapıyorduk. Ama bazılarının adresi yok. Haber elemanı geliyor bu adam yardım yataklık yapıyor diyordu. Komutan bunu not alıyordu. 4-5 tane haber elemanı aynı şeyi söyledi mi çizildi! Kara listeye girdi.
* Kara listeye girip de alınmayan adam var mıydı?
Var. İki yüz kişi kadar vardı.
* Aldığınız adamları ne yapıyordunuz?
İlk önce bölüğün ortasında bir kulübe vardı. Jeneratör dairesi. Oraya götürüyorduk.
* Kaç kişiyi götürdünüz, 200, 300?
Daha fazla.
TEK KİŞİ DÖNDÜ
* Teslim ettiğiniz adamlardan geri dönen oldu mu?
Hepsi gidiyordu. Bir tek Adil Çetuk serbest kaldı. Cizreli. Çok zengin bir işadamı. Sabun ve yağ fabrikası var. PKK'ya yardım yataklıktan, 47 Kapı'da aldım onu ama jeneratör odasına koymadım. Bizim ana karargâhın ufak nezarethanesine koyduk. Kimse görmesin diye. Sonra bıraktılar Adil Çetuk'u.
* Nasıl oldu bu?
Cemal Binbaşı (Temizöz) MAK Grup Komutanı Levent Albay'ı (Göktaş) aradı. Levent Albay bırakın demiş. Ben karşı geldim. Ya dedi 'Cemal Binbaşı'yı kırmak istemiyorum. Bir daha görürsen alırsın' dedi. Cemal Temizöz Cizre İlçe Jandarma Komutanı'ydı. Ben anladım bir numaralar var. Sonradan duyduk. Adil Çetuk, Cemal Binbaşı'ya bir villa hediye etmiş. Ya Alanya ya Antalya. Bizim komutanlardan duydum.
Diyarbakır Barosu eski başkanlarından avukat Sezgin Tanrıkulu bölgede 5 bine yakın faili meçhulden söz ediyor. Peki bu kadar çok kişinin cesedi nereye atıldı? Son günlerde sıkça gündeme gelen kuyulara mı? Yoksa kuş uçmaz kervan geçmez uçurumlara mı? İşte bu noktada Yıldırım Beğler şimdiye kadar hiç gün yüzüne çıkmamış bir iddiayı ortaya atıyor: Kazan dairesi!
Sizin Kara Liste'de olup da öldürülenler kuyulara mı atıldı?
Bizde kuyu yok! Biz profesyoneldik.
Siz ne yapıyordunuz?
Bizde kuyu falan yok. Biz profesyoneldik! (Gülüyor) O kuyu acemi işiydi. Diğer JİT'çiler, itirafçılar var ya. Onların işiydi. MAK'ın işi değil. Öldürüyorlar salak gibi kenara atıyorlar, kuyuya atıyorlar... Ama bizimkinde yok. Bizimkisi profesyonel bir iştir.
Nasıl bir profesyonellik bu?
Bizde kazan dairesi vardı...
DNA TESTİYLE ÇIKAR
Neredeydi bu kazan dairesi?
Bölüğün içinde yine. Kalorifer dairesi. Bizim kazanımız vardı. Oraya bir insan atsan ne olur? Külü kalır. Külün de yerini ben bilirim. Bizimkiler bilir. Başka hiç kimse bilmez!
Hep biz diye konuşuyorsunuz?
Çünkü biz bir aileydik. Ben yaktım demem çünkü yakmadım. Ama yakanları gördüm.
Peki siz bu külün yerini söyler misiniz?
Söylerim daha sonra. O külden laboratuvara götürsen çıkar. Kemikler kimin kemiğiydi. DNA testiyle falan çıkar herhalde.
Bölüğün tam adı neydi?
Jandarma 2. Sınır Bölüğü. Bir üsteğmen vardı bir de bölük komutanı yüzbaşı. Biz de bölüğün içindeydik. Bölüğün kendi bir komutanı var. Biz de onun içindeki ayrı bir binamızdaydık.
Peki bölüğün komutanı "Gelen adamlar niye çıkmıyor?" diye sormuyor muydu?
Kim soracak? O dönemde bölükte bir tane E.S. yüzbaşı vardı. O adam hastaydı. Bir tane silahı vardı. Biksi değildi. Şeritli tek kabzalı. Onu her gün alıyordu. "Komutanım yazık günah değil mi?" diyorduk "Oğlum sizinki yazık günah değil de benimki mi yazık günah?" diyordu.
AĞAYI DA ALIP GİTTİK
Sizin profesyonelliğiniz sadece kazanla mı sınırlıydı?
Yok sadece kazan değil. Biz her şeyi güzel yapıyorduk.
Mesela?
Dağdan iki PKK'lı inmiş korucu başına teslim olmuş. Korucu başı da PKK'yla irtibata geçiyor "İki paketiniz bizde saat 9'da gelin alın" diyor. Biz bunu dinledik. Dokuza yirmi kala PKK üniformalı ARGK bayraklı Kürtçe konuşan birileri gidiyor köye. İki üç tane de itirafçı var aralarında. Gelen kim? Özel Kuvvetler! Bizdik yani. Ben de vardım orada. Ağaya biz paketleri almaya geldik dedik. Saate baktı: "Yav erken geldiniz?" "Hava güzeldi, inişti falan çabuk geldik" dedik. İki teröristi aldık. Ağayı da aldık. Arabaya atınca anladı biz devletiz. Biz çekildik. Sonra komando taburu geldi köyün etrafını sardı. Saat 9'da asıl PKK timi geldi köye. Tak! Komandoyla PKK çatıştı. Çatışma devam ederken emir geldi "Ağayı getirmeyin tık tık yapın atın oraya!"
Emir kimden?
Emir bir paşadan. (İsmi bizde saklı.) Sonra biz tugaya ulaştık. Sabah ortalık karıştı. Haberlerde de şey geçti, PKK korucu köyünü bastı, korucuları öldürdü, korucu başını öldürdü.
Gerçekten de doğruları mı anlatıyorsunuz? "Bu adam yalancının teki!" derlerse cevabınız ne olur?
Neden yalan söyleyeyim? Ben itirafçı değilim, PKK'lı değilim! 14 yıl hizmet ettim, canımı ortaya koydum. Kimseden de korkum yok! Sadece şunu söyleyebilirim: Bu anlattıklarımı oradaki herkes biliyor! Askeri de biliyor, polisi de biliyor... Korucusu, savcısı, köylüsü herkes biliyor...
SAHİP ÇIKMADILAR
Neden anlatıyorsunuz peki? Senelerce yan yana çalıştığınız kişileri, "Baba" dediğiniz kişileri ele veriyorsunuz, gammazlıyorsunuz... Neden?
Ben "baba" dedim... Ama beni cezaevine attılar niye? Ben ne yaptım? Hadi oldu diyelim. Bana niye sahip çıkmadılar?
Cezaevine niye attılar sizi?
2006'da "İnsan Kaçakçılığı" mevzusundan. 7-8 ay boş yere yattım. Halbuki dediler ki "Yıldırım bu senin görevin. İnsan kaçakçılarının arasına gir. Onları çöz" Ben emri uyguladım. Sonra beni içeri attılar. Ben 14 sene bu devlete hizmet ettim başıma gelene bak. Benim böyle bir şey yapmayacağımı hepsi biliyordu. Polisi, komutanı hepsi... Savcı da çok iyi biliyordu ama bana verdi cezayı.
Kızgınlığınız bu yüzden mi?
Hadi beni boş ver. Beni çizdiler ben kabul ediyorum. Feda olayım, öleyim. Niye eşime çocuğuma sahip çıkmadılar? Benim bir çocuğumun adı Erdal'dır. Erdal Sipahi'den dolayı koymuşum. Diğerinin adı Efe'dir. Bu çocukları niye rezil ettiler? Şerefsiz bir terörist gitsin evde sataşsın onlara. Gümrük lojmanlarının içinde. Ben cezaevindeyken. Çoluk çocuğuma eşime sataşıyor. Devletin lojmanı bu. Kapısında polis var. Çok ağırıma gitti.
Erdal Sipahi, Levent Göktaş da mı sahip çıkmadı?
Hiçbiri sahip çıkmadı. Eşim aramış yardım edin perişanız diye. "Biz Yıldırım Beğler diye birini tanımıyoruz bizi aramayın" demişler.
Ama siz bir suçlusunuz artık kanun önünde. Komutan dediğin suçluya nasıl yardım etsin?
Ben suçlu değilim. Ben kendimi zaten feda etmiştim bu devlet için. Ben hayatımda ihanet etmedim, etmem. Bu benim yaptığım bence Türklüğe ihanet değil. Ben olsaydım sonuna kadar sahip çıkardım.
Niye şimdi konuşuyor?
Yıldırım Beğler, "Yıllarca yan yana çalıştığınız kişileri neden ele veriyorsunuz" sorusuna şu yanıtı veriyor: Ben "baba" dedim. Ama beni cezaevine attılar. Eşime çocuklarıma sahip çıkmadılar.
(Sabah / 13-15 Nisan 2009)
UĞUR MUMCU'YU VELİT ÖLDÜRDÜ!
Sabah gazetesinden Ertuğrul Erbaş'a konuşan Beğler röportajın bugünkü (18 Nisan) bölümünde Uğur Mumcu suikastiyle ilgili daha önce hiç dile getirilmemiş bilgiler verdi.
* Uğur Mumcu suikastı hakkında ne biliyorsunuz?
Uğur Mumcu'nun olayı biraz pis iştir. Üçgen... Asker, polis, MİT... Uğur Mumcu'nun katili Türkmen. Kerküklü. Daha önceleri MİT'e çalışıyormuş. Adı Velit... Vatandaş olmuş. Bombayı koyunca yakalandı. Yakalanınca kimliğini sakladılar. Saklayınca ne oldu? Iraklı oldu. Savcı sınır dışı etti bunu. Sınır dışı olunca Barzani bunu Serraç'ta aldı hapsetti. Barzani bizimkileri bununla tehdit etti. İşte hükümete vereceğim, Ankara'ya vereceğim diye... Bize emir geldi, "Velit'i Barzani'den alın!" Özel Kuvvetler bu çocuğu kaçırdı K. Irak'tan. O kaçırma da ayrı bir olay... Onu sonra söyleyeceğim. Silopi'ye getirildi. Habur'da ben aldım. Silopi'de Terörle Mücadele'ye teslim ettik. Korusun, himaye etsin diye. Bunları Velit'in kendisi anlattı.
ERSEVER ÇİZGİYİ AŞTI
* Velit ne yapmış suikastla ilgili?
Velit bombayı arabaya koyan kişi! Yakalanması yanlışlıkla oldu. Sonra bunu Kuzey Irak'a attılar, sınır dışı yaptılar... Yine kurtardılar sonra. Hepsi kurtardı. Çünkü Velit getirildiği zaman üçü de bunu koruyordu.
* Uğur Mumcu'nun suikast emrini kim verdi?
İşte diyorum ya. Üçgen! MİT, asker, polis üçgeninde karışık bir iş... Bazı günler bazı işler ortaya çıkıyordu. Bazı gazetecilere benim gibi adamlar bir şeyler anlatıyordu. O zaman hem gazeteciyi hem de ona anlatan kişiyi temizliyorlardı. Yanlış işler çoktu. Uğur Mumcu hakkında da duyuyorduk bir şeyler. Yok PKK'lıdır, yok yardım-yataklık...
* Uğur Mumcu da Kara Liste'de miydi?
Yok o liste sonradan çıktı. Mumcu daha önce öldü. Ama bir şeyler var. Niye gidip başkalarını öldürmüyorlar? Temizlemiyorlar? Bir şeyler dönüyordu.
* Velit ne oldu sonra?
Anladım ki Velit'i korumak için değil, infaz etmek için getirmişler. 3 gün sonra beni aradılar Velit'i öldürmüşler dediler. "Yav nasıl öldürmüşler?" Valla Başköy'ün köprüsünün altında zehir vermişler, ölmüş. Orada cesedi kalmış. Köylüler köprünün altına gömmüşler. Basına yansıdı bu. Geldiler kemikleri falan çıkardılar götürdüler. Sonra mevzu yine kapandı.
* Cem Ersever?
Ersever'i gördüm. M2 başkanıydı. 1991'de Zaho Tim Başkanı'ydı. Jandarma bakıyordu oraya zamanlar.
* Neden öldürdüler?
Bu camiada bazı insanlar kendini kaybediyordu. Bir anda diyordu ki "Lan devlet benim!" Başkaldırıyordu... Bakıyordu işte çevresinde birkaç tane adamı var. "Lan şunu alın, şunu temizleyin!" Kendini devlet zannediyordu. Ama devlet tek başına bir kimse değil. Cem Ersever, 'Ben tek başına devletim' deyince üzerini çizdiler... O kadar gözü kara adamlar vardı ki, Başbakan'ı bile 5 dakikada kaldırırdı yani... Buraya gelmeden önce ben de öyleydim. Ama şimdi onları cahil olarak görüyorum. Şimdi bana bütün dünyayı verseler değil başbakanı, korumasını bile vurmam. İnsan vurmam. Ne için yani? Adam Kürtçe konuşmuş, konuşsun... Kerkük'te 2 milyon Türkmen var. Türkmen hakkı diyoruz. Burada da 7 milyon Kürt var. Onlar da konuşsun. Ben orada öyle değildim. Benim yanımda biri Kürtçe konuştuğu zaman "Şak" yapıştırıyordum. Çünkü büyüklerim böyle emrediyordu. Kürtçe konuşmak suçtu. Adam sadece Şivan Perver kaseti dinlemiş, yakalamışım, savcılığa vermişim, savcılık 3 yıl hapis demiş. Yanlış işlerdi. Al işte TRT Şeş açıldı. O zamanlar TRT Şeş deseydin asarlardı adamı.

