İsrail’in etnik temizlik uyguladığı bir laboratuvarda yaşam

İsrail’in etnik temizlik uyguladığı bir laboratuvarda yaşam

​​​​​​​Al-Mughayyir, yerleşimci-asker şiddetine ve ekonomik kuşatmaya karşı varoluş mücadelesi vermektedir. Ancak sayısız kayıplarımıza rağmen, köyümüzün ayakta kalması konusunda kararlıyız.


Haroon Bshara’nın, +972 Dergisi’nde yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


Hayatınızı “öncesi” ve “sonrası” olarak ikiye ayıran tarihler vardır. Benim için bu tarih 12 Nisan 2024’tür. O öğleden sonra, yüzlerce silahlı yerleşimci, İsrail ordusunun koruması altında köyümüz Al-Mughayyir’e baskın düzenleyerek evleri ve arabaları ateşe verdi. En az yirmi beş köylü yaralandı; bazıları yerleşimcilerin ve askerlerin ateşiyle yaralandı. 25 yaşındaki Cihad Abu Alia ise başından vurularak öldürüldü; düğününden sadece birkaç hafta önce şehit oldu.

O gün yerleşimciler evime kadar ulaştı. İçeri zorla girdiler, ellerine ne geçerse tahrip ettiler ve biz hâlâ içerideyken evi yakmaya çalıştılar. Odalar dumanla dolarken eşim ve ben çocuklarımızı kendi bedenlerimizle koruduk. O olaydan sonra çocuklarımızın travma sonrası stres bozukluğundan (PTSD) kurtulabilmesi için aylarca psikolojik tedaviye ihtiyaçları oldu.

Ancak o sırada hamile olan eşim en ağır bedeli ödedi. O gün yaşadığı şok, hamileliğini o kadar ciddi şekilde etkiledi ki, doktorlar oğlumuzu erken doğurtmak zorunda kaldı. Kalbimin arzusu olan Yakup, sadece iki gün yaşadı. O, yerleşimcilerin terörünün en genç kurbanlarından biri; gün ışığını görme şansı bile bulamadan ölen bir çocuk.

Çoğu insan için El-Mughayyir, haritada yer alan sıradan bir Filistin köyüdür. Bizim içinse bu köy, Batı Şeria’da İsrail’in acımasız ilhak ve mülksüzleştirme makinesine karşı uzun süredir ön cephede yer almaktadır.

4.000’den az nüfusa sahip olan köy, Ramallah’ın 30 kilometre kuzeydoğusunda yer almakta ve tarım arazileri doğuya doğru Ürdün Vadisi’ne uzanmaktadır. Bizimle bu araziler arasında, İsrail tarafından işgal altındaki Batı Şeria’da inşa edilen ve Ürdün Vadisi’ndeki yerleşim yerlerini birbirine bağlarken Filistin topluluklarını büyük ölçüde dışlayan, kuzey-güney yönlü bir otoyol olan Allon Yolu uzanmaktadır.

İkinci İntifada günlerinden bu yana yirmi yılı aşkın bir süredir, köylüler yerleşim yerlerinin bu koridorun ötesine yayılmasını ve köyü ayakta tutan tarım arazilerini yutmasını engellemek için mücadele ettiler. Ancak Ekim 2023’ten bu yana, günlük hayatımızı dayanılmaz bir cehenneme çevirmeyi amaçlayan İsrail’in acımasız silme ve yerinden etme aygıtına karşı hiçbir korumamız olmadan, tek başımıza varoluşsal bir mücadelenin içinde bulduk kendimizi. Sıkıntı içindeki köyümüz, etnik temizlik ve kasıtlı ekonomik boğma gibi en çirkin politikaların canlı bir laboratuvarı haline geldi.

seria1

Filistinliler, 22 Nisan 2026 tarihinde işgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah’ın doğusundaki Al-Mughayyir’de, İsrailli yerleşimcilerin ateşiyle hayatını kaybeden 14 yaşındaki Aws Hamdi Al-Naasan ve 32 yaşındaki Jihad Marzouq Abu Naiem’in cenaze törenine katılıyorlar. (Flash90)

Son üç yıl içinde yerleşimciler, El-Mughayyir çevresinde sekiz ileri karakol kurarak köye her yönden baskılarını artırdı. Bugün, 43.000 dönümlük toprağımızın neredeyse tamamına, ya “kapalı askeri bölge” bahanesiyle ya da yerleşimcilerin buraya girmeyi çok tehlikeli hale getirmeleri nedeniyle erişilemez hale geldi. Yaklaşık 4.000 kişi, bir kilometrekareden biraz daha fazla bir alana sıkışıp kaldı.

Ordu, 7 Ekim’den sonra El-Mughayyir’e doğudan açılan ana girişi kapattı; El-Mughayyir’e batıdan girip çıkmanın kalan tek yolu ise askeri kontrol noktalarının denetimi altında ve burada işçiler geciktiriliyor ve aşağılanıyor. Nakliye şirketleri gelmeyi giderek daha fazla reddediyor. Köy dışından gelen öğretmenler okullarımıza ulaşmakta zorlanıyor. Bizi ortadan kaldırmak gibi açık bir hedefle, hayatın her sıradan eylemi yavaş yavaş daha da zorlaştırılıyor.

Tek toprağımız

Yerleşimciler ve askerlerin saldırıları, köyümüzün içinde ve çevresinde günlük yaşamın bir parçası haline geldi. Daha bu hafta, İsrail Yüksek Mahkemesinden izin aldıktan sonra, çiftçiler Allon Yolu yakınlarındaki arazilerini işlemek için dışarı çıktılar — ancak askerler seyirci kalırken yerleşimcilerin saldırısına uğradılar.

Kuşatma, yalnızca bu rutin askeri şiddet eylemleriyle uygulanmakla kalmıyor, aynı zamanda ekonomik ve çevresel bir kuşatmaya da dönüşmüştür. Yalnızca 2025 yılında, yerleşimciler ve ordu buldozerleri binlerce zeytin ağacımızı kökünden sökmüştür; bunların çoğu, geçen Ağustos ayında El-Mughayyir’e uygulanan üç günlük tam kuşatma sırasında gerçekleşmiştir. Köyümüzün seraları yıkıldı, mahsullerimiz yakıldı ve tarlalarımız, yerleşimcilerin çıkardığı yangınlar ve askeri baskınlar sırasında atılan sersemletici el bombalarının gazı nedeniyle defalarca zarar gördü.

Yerleşimci karakolları tepelere yayıldıkça, nesiller boyu çobanlara hizmet etmiş otlaklarımızı şiddetle yuttu. “Kapalı askeri bölgeler”, Filistinlilerin, yerleşimcilerin ordunun koruması altında sürülerini — aralarında çalınan koyunlar da var; bazı aileler sürülerinin tamamını kaybetti — serbestçe otlattıkları topraklara erişimini engelledi. Birkaç yıl içinde, yerel hayvancılık sektörünün neredeyse yüzde 80’i çöktü.

seria2

13 Nisan 2024’te, bir yerleşimcinin köye düzenlediği saldırının ardından, Filistinli bir çoban, el-Mughayyir’de yanmış arabaların arasında sürüsüyle birlikte yürüyor. (Flash90)

Bu baskı, insan hayatının her köşesine ulaşıyor. Yerleşimcilerin ateşi altında ayakta kalan binalar, işgalin adli giyotini tarafından hedef alınıyor. Ordu buldozerleri, İsrail’in Filistinlilere inşaat izni vermediği Batı Şeria’nın C Bölgesi sınırları içinde yer alan köyün çevresindeki evleri, dükkânları ve tarımsal yapıları yerle bir etti; 90’dan fazla bina ise yıkım emri altında bulunuyor.

Bu tür emirlerin amacı açık: Kurşunlarla öldürülmeyenler yoksulluk ve işsizliğin getirdiği yavaş ölüme maruz kalırken, kuşatmaya dayananlar ise evlerinin başlarının üstünde yıkılmasıyla karşı karşıya kalıyor.

Ölüm, El-Mughayyir’deki hemen hemen her aileyi etkilemiştir. 13 yaşındaki Munadel Ebu Alia; 16 yaşındaki Amjad Ebu Alia; 18 yaşındaki Hamdan Abu Alia; 16 yaşındaki Laith Abu Naim; 21 yaşındaki Raed El-Na’san; 15 yaşındaki Muhammed El-Na’san: hepsi İsrailli askerler tarafından öldürüldü. 20 yaşındaki Said El-Na’san, geçen yıl mahallesini savunurken yerleşimciler tarafından vurularak öldürüldü.

Bu yılın Nisan ayında, yerleşimciler köyümüzün okuluna düzenledikleri saldırı sırasında ateş açtılar; bu saldırıda 14 yaşındaki Aws El-Na’san ile öğrencileri kendi vücuduyla korumak için öne çıkan 37 yaşındaki Cihad Ebu Naim hayatını kaybetti. Aws’ın babası 38 yaşındaki Hamdi El-Na’san da 2019 yılında benzer bir yerleşimci saldırısında hayatını kaybetmişti.

Ve bir aydan daha kısa bir süre önce, köyün dış mahallelerindeki bir eve yerleşimcilerin düzenlediği saldırı sonucunda bir hafta önce aldığı yaralar nedeniyle hayatını kaybeden 17 yaşındaki Fadi El-Na’san’ı toprağa verdik; askerler, saldırı altındaki kişilere ulaşmaya çalışan Fadi ve diğerlerine ateş açmıştı.

Bir topluluğun böyle bir kaybın üstesinden nasıl geldiğini bilmiyorum. Sadece sonrasında neler olduğunu biliyorum. Birisi yaralandığında, hastane köylülerle dolup taşar. Birisi tutuklandığında, her aile akrabalarını ziyarete gider. Ölenlerimizden birini toprağa verdiğimizde, sanki her ailenin en büyük oğluymuş gibi gömeriz.

Her an var olan ölüm ve yıkıma rağmen, El-Mughayyir her sabah yaşamı seçer. Burası, denilebilir ki, sumud (metanet) doktrininin bir okulu. Her mevsim, başkaları tarafından kökünden sökülmüş ağaçların yerine yenilerini dikiyoruz. Yıkılanları yeniden inşa ediyoruz fakat tekrar yıkılabileceğini biliyoruz. Başkalarının artık bize ait olmadığını iddia ettiği topraklara geri dönüyoruz. Tek yol bu ve bu bizim tek toprağımız: El-Mughayyir kalacak.

* Haroon Bshara, Batı Şeria’nın Al-Mughayyir köyünden bir aktivist, yazar ve kalkınma araştırmacısıdır.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir