Dr Mustafa Fetouri’nin Middle East Monitor’de yayınlanan yazısı:
Şu anda yapay zekânın (AI) oluşturduğu tehlikeler ve nihayetinde insanlığı yok etme olasılığı hakkında pek çok şey söyleniyor. Anthropic’in Uyum Bilimi Sorumlusu ve yapay zekâ sektörünün önde gelen güvenlik araştırmacılarından biri olan Evan Hubinger gibi bazı uzmanlar ise çok daha ileri giderek, yapay zekânın önümüzdeki on yıl içinde tüm insanları öldürme olasılığının yüzde 10’dan fazla olduğu konusunda kamuoyunu uyardı.
Dünyanın önde gelen yapay zekâ şirketlerinden bazılarının üst düzey yöneticileri, 15–17 Eylül 2026 tarihlerinde San Francisco’da düzenlenen Salesforce’un Dreamforce konferansında bir araya geldiklerinde, giderek daha güçlü hale gelen yapay zekânın oluşturduğu risklerin ciddiyeti ve bu risklerin nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda keskin görüş ayrılıkları yaşadılar. Bununla birlikte, sektörün kendisinin güvenlik önlemleri geliştirebileceği, sistemleri test edebileceği, davranışlarını izleyebileceği ve tehlikeli arızaları önleyebileceği veya düzeltebileceği konusunda temel bir inancı paylaşıyorlardı. Aralarındaki görüş ayrılığı, ne kadar kısıtlama gerektiği, bu kısıtlamayı kimin uygulaması gerektiği ve hükümetlerin yeni yasalar ve düzenlemeler yoluyla müdahale edip etmemesi gerektiği konularında ortaya çıktı.
Önde gelen yapay zekâ geliştiricilerinin tutumu, Başkan Donald Trump’ın tutumuyla örtüşmektedir. Trump, yapay zekânın tüm potansiyelini olabildiğince çabuk ortaya koymasını istemekte ve sektörün yapay zekâ yarışını sürdürme çabalarını desteklemektedir. Trump’ın tutumu temelde şudur: Yapay zekâya serbestçe yoluna devam etmesine izin verin; geliştiricilere bu teknolojiyi bir sonraki seviyeye taşımak için ihtiyaç duydukları zamanı, kaynakları ve özgürlüğü sağlayın. Ülkesi şu anda yapay zekâ yarışında lider konumda olan Trump, bilimsel kanıtlara rağmen iklim değişikliği uyarılarını reddetmiş olduğu gibi, yapay zekânın insanlığı yok etme potansiyeline dair uyarıları da “ALDATMACA” olarak nitelendirmiştir. Ayrıca, Çin hızla ilerlerken ABD’nin yapay zekâ gelişimini yavaşlatmayı göze alamayacağını defalarca savunmuştur. Daha dün Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşmada şöyle demiştir: “Sanayi Devrimi’nden daha büyük olacak bir şeyin büyümesini engellemeyeceğim.”
Trump için yapay zekâ, ülkesinin kaçırmaması gereken bir başka stratejik fırsattır: onu geliştirmek, ekonomik ve stratejik potansiyelinden yararlanmak ve Çin’in geride kalmasını sağlamak. Bu anlamda bu yaklaşım, Washington’un Amerikan gücü için hayati öneme sahip kaynaklar ve teknolojiler üzerinde kontrol veya avantaj sağlamayı amaçladığı, bunları rakiplerinin eline bırakmama yönündeki daha geniş bir stratejik mantığa uymaktadır.
Basitçe ifade etmek gerekirse, mantık şöyledir: Bir koyun sürüsünün geceyi aç kurt sürüsüyle geçirmesine izin verin ve sabah ne olacağını görün.
San Francisco’daki yapay zekâ sektörü liderleri arasında son dönemde yapılan tartışmada dikkat çeken nokta, bazılarının yapay zekânın insanlığa felaket boyutunda zarar verme olasılığından bahsetmesine rağmen, bu tehlikenin hâlihazırda nasıl bir hal alabileceğine dair somut ve gerçek hayattan bir örnek gösterenlerin çok az olması, hatta hiç olmamasıdır. Daha da dikkat çekici olan ise, hiç kimsenin bariz bir gerçek dünya örneği olarak Gazze’yi örnek göstermemesiydi: Yapay zekanın savaşa nasıl entegre edildiği ve kendi şirketlerinden bazılarının sağladığı teknolojinin İsrail ordusu tarafından Gazze’ye karşı yürütülen savaşta nasıl kullanıldığı.
Katılımcılardan bazıları, kendi şirketlerinin deneyimlerinden yola çıkarak, teknolojilerinin İsrail ordusunu desteklemek için yaygın bir şekilde kullanıldığını biliyor.
İsrail ordusu, hem Microsoft hem de OpenAI’nın ticari yapay zekâ modellerini Microsoft’un Azure bulut hizmetleriyle birlikte kullanıma sokarken, Google ve Amazon ise “Project Nimbus” kapsamında İsrail işgal ordusuna bulut bilişim ve diğer yapay zeka hizmetleri sağlamıştır.
Associated Press, bu teknolojilerin istihbaratın işlenmesi, ele geçirilen iletişimin çevirisi ve analizi ile Gazze ve Lübnan’daki hedeflerin tespit edilmesinin desteklenmesi için nasıl kullanıldığını belgelemiştir. Dolayısıyla asıl soru, yapay zekânın bir gün insanlık için tehlike oluşturup oluşturmayacağı değildir. Gazze’de asıl soru, savaş halindeki bir ordunun eline geçtiğinde yapay zekânın hâlihazırda ne yaptığıdır.
İnsani sonuçlar tüm dünyanın gözü önünde. Ekim 2023’ten bu yana 75.000’den fazla Filistinli hayatını kaybetti; sadece konutların yıkılmasıyla yaklaşık 1,7 milyon kişi etkilendi ve 320.000’den fazla ev hasar gördü. Birleşmiş Milletler, son değerlendirmesinde Gazze nüfusunun yüzde 94’ünü oluşturan 1,98 milyon kişinin barınma yardımına ihtiyaç duyduğunu tahmin ediyor. Gazze’nin altyapısı yerle bir olurken, sağlık, su ve sanitasyon gibi temel hizmetler ciddi şekilde aksıyor.
Bu, kontrolsüz bir makinenin insanlığı yok etmeye karar verdiği varsayımsal bir gelecek değil. Bu, şu anda yaşanmakta olan gerçek bir savaş ve bu savaşta yapay zeka, gözetleme, istihbarat ve hedef belirleme sistemlerine giderek daha fazla entegre ediliyor. Oysa zirvede hiç kimse şu bariz soruyu sormamış görünüyor: Eğer bu şirketler, yapay zekâlarının Gazze’de ne yaptığını biliyorsa, bu teknolojinin tehlikelerini tartışırken neden ilk örnek olarak Gazze’yi göstermiyorlar?
Peki, yapay zekâ Gazze’de şimdiden bu ölçekte bir yıkıma katkıda bulunabiliyorsa, bu teknoloji daha da güçlü, daha özerk hale geldiğinde ve dünyanın başka yerlerindeki savaşlara daha derinlemesine entegre olduğunda ne olacak?
Buna ek olarak, İsrail’in, yapay zekâ sistemlerinin eğitilmesinde kullanılan bilgilere müdahale etmeye çalıştığına dair belgelenmiş kanıtlar bulunmaktadır; bu amaçla, yapay zekâ modellerinin kullanıcılara sunduğu bilgileri etkilemek üzere özel olarak tasarlanmış yanıltıcı ve uydurma içeriklerle çevrimiçi ortamı doldurmuştur. İsrail, Hanover Kamu Politikası Enstitüsü (Hanover Institute for Public Policy) adlı sahte bir Amerikan düşünce kuruluşunun kurulmasını finanse etmiştir; bu kuruluşun beyan edilen amacı meşru araştırma gibi görünse de, görünürde hiçbir yasal varlığı, fiziksel adresi, isimleri belirtilen araştırmacıları veya raporlarında yazar imzaları bulunmamaktaydı. İsrail Hükümeti Reklam Ajansı adına ABD’li halkla ilişkiler şirketi Piro Inc. aracılığıyla kurulan bu enstitü, sadece dokuz gün içinde 124 raporda 560.000’den fazla kelime üretti; bu metinlerin çoğu İsrail, Filistin ve Gazze’ye odaklanmıştı. Bu materyaller, yapay zekâ sistemleri tarafından keşfedilip alıntılanması için kasıtlı olarak yapılandırılmış ve optimize edilmişti; bu da propaganda içeriğini güvenilir bir araştırma gibi göstermeye ve yapay zekâ sistemlerinin yanıtlar ürettiği bilgi ortamına aktarmaya yönelik etkili bir girişimdi.
Bu, geleneksel iletişim hackleme veya istihbarat toplama faaliyetlerinin çok ötesine geçmektedir. Bu, bilgi ortamının kendisini manipüle etme girişimini temsil etmektedir — kısmen uydurma, çarpıtma ve seçici çerçeveleme üzerine kurulu, sözde yetkili bilgi veritabanları ve bilgi havuzları oluşturmak; böylece yapay zekâ sistemleri, insan mantığını taklit etme yetenekleri giderek artarken bu iddialarla karşılaşacak ve potansiyel olarak bunları yeniden üretecektir. Başka bir deyişle, İsrail Gazze’deki savaşta yapay zekâyı sadece gözetleme, istihbarat, iletişim ve hedeflerin tespit edilmesi için kullanmakla kalmıyor; aynı zamanda yapay zekâ sistemlerinin işleyişinin dayandığı bilgi temellerine müdahale etmeye çalışıyor ve bu sistemlerin ne öğrendiklerini, neyi bulduklarını ve nihayetinde insanlara ne anlattıklarını şekillendirmeye çalışıyor.
*Mustafa Fetouri, Libyalı bir akademisyen ve serbest gazetecidir. AB Basın Özgürlüğü Ödülü’nün sahibidir.



