Ramona Wadi / MEMO
Yaban hayatı korumanın ve muhafaza etmenin önemini bir kenara bırakın. İsrail için, belirli yaban hayvanları sömürgeci şiddet kapsamında da bir amaca hizmet ediyor. Geçen yılın Aralık ayında, İsrail Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir, Filistinli tutukluların tutulduğu hapishanelerin çevresine timsahlar için hendekler kazılmasını önerdi. Bu ay ise İsrail Çevre Koruma Bakanı Idit Silman, Ben Gvir’in bu ürkütücü fikri için bir yasal boşluk oluşturdu. İsrail basınına göre, Nil timsahı artık “güvenlik amacıyla yetiştirilen yaban hayvanı” olarak sınıflandırılıyor.
Hamas üyeleri ve diğer Filistinli siyasi tutukluların tutulduğu Ketziot Hapishanesi’nde 170 metre uzunluğunda bir hendek kazılmaya başlandı bile. Haber, Ben Gvir’in ofisi tarafından doğrulandı. Ulusal Güvenlik Bakanlığı, hendek inşaatı için 21 milyon dolarlık bir bütçe ayırdı.
Karar, Çevre Koruma Bakanlığı’nın hukuk danışmanı Neta Drori’ye karşı alındı; Drori, hapishanelerin çevresinde güvenlik amacıyla timsahların kullanıldığına dair herhangi bir emsal bulunmadığını belirtmişti. Ben Gvir’in geçen yıl örnek olarak gösterdiği ABD örneği, timsahların doğal yaşam alanı olan bir bölgede gerçekleştirilen ve sonradan durdurulan bir denemeydi.
İsrail Doğa ve Parklar Kurumu da Ben Gvir’in planı hakkında endişelerini dile getirerek, önerinin uygulanamaz olduğunu açıkladı ve timsahların güvenlik önlemi olarak kullanılmaması, korunması gerektiğini vurguladı.
Silman, sınıflandırmayı değiştirme kararını savunarak, “Sonuçta, 7 Ekim olaylarının ardından mahkûmların sayısının önemli ölçüde arttığını ve caydırıcı önlemlerin alınmasına gerçekten ihtiyaç olduğunu unutmamalıyız” dedi. Silman, bir radyo röportajında, “Düşmanlarımızın anladığı bir dil konuşuyoruz” açıklamasında bulundu.
Tutuklu sayısı önemli ölçüde arttı; zira İsrail, 7 Ekim olaylarının ardından binlerce Filistinliyi toplu olarak gözaltına aldı ve aksini gösteren kanıtlara rağmen uluslararası hukuka uygun hareket ettiğini öne sürerek bu toplu gözaltıları meşrulaştırdı. İsrail’in sözde düşmanlarının bildiği bir dili konuşmasına gelince, İsrail’in ustalıkla kullandığı dili, yani şiddet dilini konuştuğunu söylemek gerçeğe daha yakındır. Dünyada hiçbir ülke, güvenlik caydırıcısı olarak timsahları kullanmaz.
Dünya liderleri bu ahlaksızlık karşısında sessiz kalıyorlar mı, çünkü bu durum gerçek dışı görünüyor mu, yoksa İsrail’den başka bir şey beklemedikleri için mi? İkincisi daha olasıdır, zira İsrail’in Gazze’de işlediği soykırım, sömürgeci projenin arşivlerinde sakladığı sömürgeci şiddeti tüm dünyaya ifşa etmiştir.
Ancak artık İsrail, etnik temizlik gerçekleştirmek için gelişmiş silahlara sahip. Elbette timsahlar gibi ilkel yöntemler de göz ardı edilmiyor. İsrail’in her türlü şiddet uygulamasına izin verilmesi, ne yazık ki sorgulanamaz hale gelmiştir. Uluslararası hukukta öngörüldüğü üzere her türlü yolla yürütülen sömürgecilik karşıtı direniş mi? O da ortadan kaldırılmalıdır.
Uluslararası toplum, şiddet konusunda İsrail’den daha azını beklemiyorsa, Filistinlilerin uluslararası taleplere boyun eğmesini beklemek de dâhil olmak üzere, yeniden düşünülmesi gereken çok şey var. Temkin edici bir güvenlik önlemi olarak timsahların kullanılması, yalnızca İsrail’in belirleyeceği bir iç mesele değildir; Filistinlilerin saldırıya uğrama ihtimaline karşı bu hayvanların sömürüleceği sömürgeci bağlamda da öyle değildir. Eğer uluslararası hukuk Filistinlilere direniş hakkı veriyorsa, o zaman her türlü sömürgeci şiddet kesin bir şekilde durdurulmalıdır. Bundan daha azı, suç ortaklığı niteliğinde bir çelişkidir.
*Ramona Wadi, bağımsız bir araştırmacı, serbest gazeteci, kitap eleştirmeni ve blog yazarıdır. Yazıları, Filistin, Şili ve Latin Amerika ile ilgili çeşitli konuları kapsamaktadır.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.