Naim, basına yaptığı açıklamada, Hamas hareketinin geçen yıl bugünlerde ABD Başkanı Donald Trump’tan Katar arabuluculuğu aracılığıyla savaşın durdurulmasına yönelik bir müzakere teklifi aldığını belirterek, harekete öneriye yanıt vermesi için 48 saat süre tanındığını kaydetti.
Müzakere heyetinin, belgenin maddelerini görüşmek üzere bir grup danışmanla toplantı yaptığını açıklayan Naim, görüşmenin atmosferinin teklifin kabulü yönünde olumlu olduğunu, bununla birlikte özellikle garantiler ve anlaşmanın uygulanma mekanizmalarına dair bazı soru ve açıklama talepleri bulunduğunu ifade etti.
Savaşın durdurulması görüşülürken heyetin hedef alınması
Naim, hareketin tüm taraflarla birlikte savaşı durdurmaya ve barışa ulaşmaya çalıştığı bir sırada, müzakere heyetinin Doha’da hedef alınmasıyla sarsıldığını sözlerine ekledi.
“Karanlık ve iğrenç bir ideolojiyi benimseyen, ancak kan ve yıkım denizlerinde yaşayabilen” başka bir ekibin savaşı durdurma fırsatını sabote etmeye ve milyonlarca insanın önündeki “umut kıvılcımını” söndürmeye karar verdiğini dile getirdi.
Saldırının Katar’ın başkentinin göbeğinde ve heyetin savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varmaya yönelik öneriyi görüştüğü sırada gerçekleştiğine dikkat çeken Naim, bunun, işgalin savaşı bitirmeye istekli olmadığının bir göstergesi olduğunu vurguladı.
Heyete yönelik suikast girişiminin başarısızlığı
Naim, hareketin değerlendirmelerinin, işgal hükümetinin başbakanı Binyamin Netanyahu’nun savaşı “kendi bekası için verilen kişisel bir mücadele” olarak gördüğüne ve bu uğurda hareketin liderliğini, özellikle de Halil el-Hayye başkanlığındaki müzakere heyetini hedef alma yoluna gidebileceğine işaret ettiğini söyledi.
İşgalin saldırıyı fiilen gerçekleştirdiğini, ancak “tam bir başarısızlığa uğradığını” belirten Naim, müzakere heyetinin tüm üyelerinin kurtulduğunu ve hiçbirinin zarar görmediğini vurguladı.
Bununla birlikte bombardımanın, aralarında 15 yılı aşkın süredir kendisine eşlik ettiğini söylediği kişisel refakatçisi Abdullah Abdülvahid’in de bulunduğu bir dizi idari personel ve refakatçinin şehit olmasına yol açtığını açıkladı.
Naim, operasyonun savaşın seyrinde bir dönüm noktası oluşturduğunu, çünkü kendi ifadesiyle “öldürmek, yıkmak, açlığa mahkûm etmek ve yerinden etmekten” başka bir amacı olmayan, istikrar ya da barışla ilgilenmeyen ve uluslararası değer ve yasalara bağlı kalmayan bir tarafın varlığını ortaya koyduğunu vurguladı.
Saldırının birinci yıl dönümü
Bugün, Hamas’ın müzakere heyetine Doha’da düzenlenen suikast girişiminin birinci yıl dönümüne denk geliyor. İsrail işgal ordusu 9 Eylül 2025’te, o dönem hareketin Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye’nin başkanlık ettiği heyetin, Gazze Şeridi’ndeki ateşkes müzakerelerine ilişkin bir Amerikan önerisini görüştüğü toplantıyı hedef almıştı.
Hamas o dönemde Halil el-Hayye’nin ofis müdürü Cihad Lebed ile hareket liderinin oğlu Hümam el-Hayye’nin, ayrıca Abdullah Abdülvahid, Mümin Hassuna ve Ahmed Abdülmelik isimli refakatçilerin şehit olduğunu açıklamıştı.
Hareket ayrıca, bombardıman sonucu şehit olan Katar İç Güvenlik mensuplarından Onbaşı Bedr el-Humeydi için de taziye mesajı yayımlamıştı.
Katar ise kendi cephesinden, “İsrail”in Doha’da Hamas Siyasi Büro üyelerinden bazılarının konutlarını hedef alan ve “korkakça” olarak nitelendirdiği bir saldırı düzenlediğini belirtmişti.
Doha saldırısından Şarmu’ş-Şeyh anlaşmasına
Saldırının ardından yaşanan gelişmelere değinen Naim, Amerika Birleşik Devletleri’nin, bu olaydaki “suç ortaklığı” olarak nitelendirdiği tutuma rağmen, operasyonun başarısızlığa uğraması ve bunun yol açtığı uluslararası öfkenin ardından krize bir çıkış yolu aramaya başladığını söyledi.
Başkan Trump’ın önerdiği plana Hamas’ın olumlu yaklaştığını ve bu sürecin daha sonra savaşın durdurulması ile Şarmu’ş-Şeyh anlaşmasının imzalanmasıyla sonuçlandığını sözlerine ekledi.
Naim, hareketin Şarmu’ş-Şeyh’te üzerinde anlaşılan hususlara bağlı kaldığını ve İsrail saldırı ve ihlalleri olarak nitelendirdiği gelişmelere rağmen, Filistin halkını İsrail hükümetinin planlarından kurtarmak amacıyla ulusal bir sorumlulukla hareket ettiğini vurguladı.
“Barış Konseyi”ne yönelik eleştiriler
Sonraki gelişmelerin işgalin tutumlarını ya da planlarını değiştirmediğini gösterdiği görüşünü dile getiren Naim, işgalin, daha az vahşi bir düzeyde de olsa, soykırım ve yerinden etme projesi olarak nitelendirdiği uygulamayı sürdürdüğünü değerlendirdi.
“Barış Konseyi” olarak adlandırılan yapıyı eleştiren Naim, bu konseyin şimdiye kadar Netanyahu ve hükümetini, üzerinde anlaşma sağlanan hususları uygulamaya yönelik yeterli baskıyı kurmakta başarısız olduğunu ve “ölüm, yıkım ve açlığın” sürmesine izin verdiğini söyledi.
Naim sözlerini, bu yaklaşımın onlarca yıl boyunca başarısızlığını kanıtladığını, sürdürülmesinin ise şiddet ve kaos sarmalını derinleştirdiğini, umudu geriletip hayal kırıklığı ile aşırıcılığı yaygınlaştırdığını belirterek tamamladı.
