1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. İşgalci İsrail’in yeni oyun planı: Altıgen İttifak (hexagonal alliance)
İşgalci İsrail’in yeni oyun planı: Altıgen İttifak (hexagonal alliance)

İşgalci İsrail’in yeni oyun planı: Altıgen İttifak (hexagonal alliance)

Zeynep Gizem Özpınar, işgalci İsrail’in gündeme getirdiği “altıgen ittifak” planını mercek altına aldığı yazısında bu planın orta-uzun vadede uygulanabilirlik ve sürdürülebilirlik oranını değerlendiriyor.

24 Şubat 2026 Salı 16:34A+A-

İsrail’in Yeni Oyun Planı: Altıgen İttifak

Zeynep Gizem Özpınar / Fokus+


 

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun gündeme taşıdığı “altıgen ittifak” (hexagonal alliance) planı, son dönemde bölgesel jeopolitiğin en dikkat çekici başlıklarından biri haline gelmiştir. Netanyahu’nun Hindistan, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi başta olmak üzere çeşitli Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayacak çok katmanlı bir güvenlik ve iş birliği ağı kurma hedefi, yüzeyde ortak tehdit algısına dayalı pragmatik bir girişim gibi görünse de aslında bölgesel güç mimarisini yeniden şekillendirmeye dönük daha geniş ölçekli bir stratejik arayışa işaret etmektedir. 

Benjamin Netanyahu’nun haftalık kabine toplantısında yaptığı açıklamalar, söz konusu vizyonun teknik bir iş birliği platformu olmanın yanı sıra ideolojik ve jeopolitik bir eksen inşası amacıyla kurgulandığına işaret etmektedir. Özellikle kurulması planlanan yapının hem “radikal Şii ekseni” hem de “yükselen radikal Sünni ekseni”ne karşı konumlandırılması, İsrail’in bölgesel tehdit tanımını genişlettiğini ve çok cepheli bir dengeleme stratejisi benimsediğini ortaya koymaktadır. 

Bu çerçevede Netanyahu’nun Hindistan ile “çok özel ilişkiler” vurgusu yapması ve Başbakan Narendra Modi’nin İsrail ziyareti öncesinde ekonomik, siyasi ve güvenlik alanlarında derinleşme mesajları vermesi, Tel Aviv’in Hint-Pasifik ile Doğu Akdeniz’i birbirine bağlayan daha geniş bir stratejik ağ tasavvur ettiğini göstermektedir. 

Altıgen fikrinin jeostratejik zemini 

Altıgen ittifak fikrinin stratejik arka planını anlamak için öncelikle ABD’nin son yıllarda kurumsallaştırdığı güvenlik yaklaşımına bakmak gerekmektedir. Washington’ın güncel stratejik belgelerinde öne çıkan “entegre caydırıcılık” doktrini, ABD’nin küresel güvenlik yükünü tek başına taşımak yerine müttefik kapasitesini ağ-merkezli bir mimari içinde birleştirmeyi hedeflediğini açıkça ortaya koymaktadır.  

Bu çerçevede Washington’ın temel önceliği, bölgesel ortaklar arasında veri paylaşımını hızlandırmak, erken uyarı sistemlerini entegre etmek ve özellikle hava-füze savunma mimarisini çok uluslu bir yapıya kavuşturmaktır. ABD Kongresi’nde kabul edilen savunma düzenlemeleri ve bölgesel entegrasyon girişimleri, İsrail ile Arap ortaklar arasında teknik birlikte çalışabilirliğin artırılmasını teşvik eden somut adımlar içermektedir. Böylece ABD, sahadaki asker sayısını artırmadan caydırıcılık üretmeyi mümkün kılan “uzaktan mimarlık” modeline geçmektedir. 

Söz konusu dönüşümde kritik eşiklerden biri, İsrail’in 2021 yılında Avrupa Komutanlığı’ndan çıkarılarak ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) sorumluluk alanına dahil edilmesidir. Bu idari değişiklik, İsrail ile Körfez ve Arap ortaklar arasındaki askeri koordinasyonu kurumsal açıdan kolaylaştırmış; ortak tatbikatlar, hava savunma entegrasyonu ve istihbarat paylaşımı için yeni bir zemin oluşturmuştur. Takip eden dönemde çok uluslu tatbikatların ölçek ve kapsam bakımından genişlemesi, bölgesel birlikte çalışabilirliğin teorik bir çerçevenin ötesine geçerek operasyonel bir hedefe dönüştüğünü göstermektedir. 

Washington’ın Hint-Pasifik’e odaklanırken Orta Doğu’da yük paylaşımını derinleştirmesi, altıgen benzeri bölgesel ağların ortaya çıkmasını yapısal olarak teşvik etmektedir. Bu nedenle Netanyahu’nun girişimi, ABD stratejisinden bağımsız bir çıkış olarak değerlendirilemez; zira söz konusu adımın, Amerikan güvenlik mimarisinin bölgesel düzeyde tamamlayıcı bir halkası niteliği taşıdığı görülmektedir. Başka bir ifadeyle İsrail, ABD’nin kurduğu çerçevenin içinde, bölgesel sistem kurucu rolünü genişletmeye çalışmaktadır. 

Bununla birlikte Washington’ın yaklaşımı tam anlamıyla katı bloklar üretmekten ziyade esnek, modüler ve görev-odaklı ortaklık kümeleri yaratmaya yöneliktir. Bu durum, altıgen vizyonunun önünde hem fırsat hem de sınır oluşturmaktadır. ABD mimarisi teknik entegrasyonu kolaylaştırsa da bölge ülkelerinin siyasi hassasiyetleri ve farklı tehdit öncelikleri, tam kurumsal bir askeri ittifakın ortaya çıkmasını engelleyebilir. Dolayısıyla altıgen girişimin başarısı, Amerikan stratejik şemsiyesinin sunduğu imkânları ne ölçüde kalıcı bölgesel bağlara dönüştürebileceğine bağlı olacaktır. 

İsrail’in yeni ittifak arayışının anlamı 

Netanyahu’nun dile getirdiği altıgen çerçeve, İsrail’in son yıllarda izlediği güvenlik stratejisinde niteliksel bir sıçramaya işaret etmektedir. Mevzubahis vizyon, İsrail’i askeri kapasitesi yüksek bir aktör kimliğinin yanında, bölgesel güvenlik ve teknoloji ağlarının vazgeçilmez düğüm noktası konumuna taşımayı hedeflemektedir. İttifak söyleminde özellikle “aynı tehdit algısını paylaşan ülkeler” vurgusunun öne çıkarılması, yapının güvenlik ve kapasite temelli bir ortaklık olarak sunulmaya çalışıldığını göstermektedir. 

Bu stratejinin ilk ayağında İran’ın bölgesel nüfuzunun sınırlandırılması hedefi yer almaktadır. Entegre hava ve füze savunma ağlarının yaygınlaştırılması, insansız sistemlere karşı çok katmanlı erken uyarı mimarisi kurulması ve istihbarat paylaşımının hızlandırılması, İsrail’in caydırıcılık yaklaşımının merkezinde bulunmaktadır. Bu çerçevede altıgen yapı, Tahran’ın vekil güçler ve füze kapasitesi üzerinden kurduğu asimetrik baskıyı teknolojik bir bariyerle dengeleme girişimi olarak okunabilir. 

İkinci ayak, teknoloji ve savunma inovasyonu üzerinden karşılıklı bağımlılık üretmektir. Netanyahu’nun Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile yapay zekâ, kuantum ve yüksek teknoloji alanlarındaki iş birliğini özellikle vurgulaması, ittifakın askeri boyutla sınırlı kalmayan, dijital-endüstriyel bir ekosistem inşa etme hedefi taşıdığına işaret etmektedir. Hindistan’ın hem büyük pazar kapasitesi hem de Hint-Pasifik bağlantısı, İsrail açısından bu ağın doğuya açılan stratejik kapısı niteliğindedir. 

Yunanistan ve GKRY’nin özellikle vurgulanması, Doğu Akdeniz boyutunun bu mimaride kurucu bir sütun olarak tasarlandığını göstermektedir. Son yıllarda enerji jeopolitiği, deniz güvenliği ve savunma koordinasyonu alanlarında İsrail ile bu iki aktör arasında kurumsallaşma eğilimi gösteren üçlü mekanizmalar, fiilen söz konusu ittifakın ön-altyapısını üretmiş durumdadır. Bu bağlamda, Yunanistan-GKRY hattının öne çıkarılması, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin denklemin dışında bırakılmasına dönük jeopolitik okumaları da beraberinde getirmekte; Ankara açısından gelişmelerin yakından izlenmesini gerektiren yeni bir rekabet parametresi üretmektedir. 

Ancak bu vizyonun önünde önemli yapısal belirsizlikler bulunmaktadır. Arap kamuoyunda Gazze sonrası yükselen hassasiyetler, açık askeri hizalanmaları siyasi açıdan maliyetli hale getirmektedir. Hindistan’ın geleneksel stratejik özerklik refleksi, katı blok siyasetine tam angajmanı sınırlayabilir. Bölgesel rekabetin doğası ise uzun ömürlü ve bağlayıcı ittifakların kurumsallaşmasını tarihsel olarak zorlaştırmaktadır. 

Önümüzdeki dönemde belirleyici olacak husus, İsrail’in bu vizyonu ne ölçüde somut ve bağlayıcı mekanizmalara dönüştürebileceği ve bölge aktörlerinin bu ağ-merkezli mimariye hangi derinlikte angaje olacağıdır. Altıgen girişimi henüz nihai bir bloklaşmadan ziyade güçlü bir stratejik yönelim beyanı niteliği taşımaktadır. Bununla birlikte bu yönelim, Orta Doğu’da rekabetin giderek ittifak sayısından çok ağ yoğunluğu, teknoloji entegrasyonu ve stratejik esneklik üzerinden şekilleneceğini açık biçimde göstermektedir. Türkiye dâhil bölgesel aktörlerin önündeki temel sınav da bu yeni rekabet denklemini doğru analiz edip, uygun pozisyon alabilmektir. 

 

HABERE YORUM KAT