1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. İntihara sürükleyen anlam boşluğu
İntihara sürükleyen anlam boşluğu

İntihara sürükleyen anlam boşluğu

Sema Yarar, intiharların bireysel bir zayıflık değil; modern hayatın ürettiği anlamsızlık, aidiyetsizlik ve değer kopuşunun bir sonucu olduğunu ifade ediyor.

05 Nisan 2026 Pazar 11:01A+A-

Sema Yarar / Doğru Haber

Gençliğin Buhranı: Özgürlük ve İntihar

İstanbul Osmangazi Köprüsünde son bulan genç bir hayat…

Kısa, ama bir toplumun vicdanına sığmayacak kadar ağır.

Bir genç kız, hayata tutunmak yerine boşluğa bırakıyor kendini. Bu tabloyu iyi okumak gerekir. Bu sadece bir “intihar vakası” değil, bu, sessizce büyüyen bir çöküşün, görmezden gelinen bir çürümenin dışavurumudur aslında. Ve ne yazık ki bu tür olaylar artık istisna değil, giderek sıradanlaşan bir trajedidir.

Bugün yaşadığımız çağ insanlara anlamsızlığı aşılıyor ve ruhları tüketiyor.

Modern hayatın albenisi, parlak vitrinlerin arkasında da yalnızlığı, anlamsızlığı ve yönsüzlüğü aşılıyor. Gençler de sahte ışıkların içinde yollarını kaybediyor.

Bunun adına da “Özgürlük” deniyor…

“Kendi hayatını yaşa”,

“Kendi kararlarını ver” diye fısıldıyorlar.

Peki, sonra ne oluyor?

Kimliğinden ve değerlerinden kopmuş bireyler, ailesinden uzaklaşmış gençler, aidiyet duygusunu yitirmiş bir nesil… Ve nihayetinde, yaşamak için hiçbir sebep bulamayan ruhlar.

Özgürlük, insana sorumluluk kazandırmıyorsa;

Özgürlük, insanı değerlerinden koparıyorsa…

O özgürlük değil başıboşluktur.

Bugün gençlere sunulan hayat tarzı, sınırsız seçenekler vaat ediyor; fakat anlamsız ve ruhsuz. Gençlere vaad edilen hayat tarzında sevgi yok, şefkat yok, samimiyet yok ve en önemlisi aidiyet duygusu yok. Her şeye ulaşmak mümkün ama hiçbir şey kıymetli değil. Her kapı açılıyor, ama hiçbir yol selamete çıkmıyor.

İşte asıl kriz burada başlıyor.

Gençlerimiz, kendilerine ait olmayan ideallerin peşinden sürükleniyor. Sosyal medya, popüler kültür ve tüketim alışkanlıkları; onlara sürekli “daha fazlasını” fısıldıyor. Daha özgür ol, daha bağımsız ol, daha farklı ol…

Ama kimse şunu söylemiyor:

“Kendini tanı, kim olduğunu hatırla, daha anlamlı yaşa, değerlerinle bütünleş”

Bir kere şunu iyi anlamak gerekiyor. İnsan, sadece özgür olmakla yaşayamaz. İnsan, bir değer uğruna, bir dava uğruna, bir anlam uğruna yaşamalı. İnsanda bir aidiyet duygusu olmalı ki aidiyetle güç bulsun, bir değerle kök salsın.

Aksi halde bir yaprak gibi savrulur gider.

Bugün yaşanan her acı olay, aslında çok şey anlatıyor. Ama hakikatleri anlamak yerine yorumlar yapılıyor. Oysa mesele çok daha derin…

Bu bir neslin uçuruma sürüklenme meselesidir.

Bu bir krizdir aslında, anlam krizi.

Bu, insanın kendisini kaybetme meselesidir.

Aileler çaresiz, ebeveynler kaygılı gençler ise yapayalnız…

Ailelerin tavsiyeleri karşılık bulmuyor. Neden? Çünkü sorun yüzeyde değil, derinde. Çünkü gençler sadece ne yapacaklarını değil, neden yaşayacaklarını da bilmiyorlar.

Bir insanın hayatına son vermesi, sadece bireysel bir karar değildir. O noktaya gelene kadar biriken ihmalin, kopuşun ve boşluğun sonucudur.

Peki, gençlerimiz avuçlarımızdan kayıp giderken ne yapabiliriz?

Öncelikle şunu kabul etmeliyiz ki bu gidişat normal değil.

Gençlerimizi sadece akademik başarıya değil, anlamlı bir hayata hazırlamalıyız. Onlara sadece kariyer değil, karakter kazandırmalıyız. Sadece özgürlük değil, sorumluluğu da öğretmeliyiz.

Ve en önemlisi…

Onlara yalnız olmadıklarını hissettirmeliyiz.

Bir gencin kalbinde yer edinmeden, onun hayatına yön veremezsiniz. Sevgi olmadan nasihat, bağ kurmadan yön veremez, anlayış olmadan müdahale edemezsiniz, çünkü hiçbir işe yaramaz.

Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey, daha fazla konuşmak değil, daha fazla sevmektir.

Daha fazla yönlendirmek değil, daha fazla anlamaktır.

Şunu da unutmayalım, bir toplumun geleceği, gençlerinin hayata ne kadar tutunduğuyla ölçülür.

Eğer gençlerimiz yaşamak için bir sebep bulamıyorsa, sorun onların zayıflığında değil; bizim onlara güçlü bir anlam sunamayışımızdadır.

Bugün bir genç kızın sessiz çığlığı, aslında hepimize yöneltilmiş bir sorudur;

“Beni hayata bağlayacak ne vardı?”

Bu soruya verecek bir cevabımız yoksa, sadece üzülmek yetmez.

Değişmek zorundayız.

HABERE YORUM KAT