1. HABERLER

  2. KİTAP

  3. İnsanın arayışı ve gerçek anlam
İnsanın arayışı ve gerçek anlam

İnsanın arayışı ve gerçek anlam

Victor Frankl’ın çok okunan İnsanın Anlam Arayışı isimli kitabı insanlığın hikâyesine ve varoluşuna dair önemli hatırlatmalarda bulunmaya devam ediyor.

23 Kasım 2020 Pazartesi 16:37A+A-

Abdurrahman Güner / HAKSÖZ HABER

İnsanın arayışı ve gerçek anlam

İnsanın Anlam Arayışı isimli çalışma, yazarı Victor Frankl’ın otobiyografisi özelinde inşa ediliyor. Yazar ilk kısımda toplama kamplarındaki anılarından yola çıkarak okuyucuya “logoterapi” adını verdiği psikolojik yaklaşımı anlatmaya çalışıyor. Geri kalan iki bölümde ise daha teknik bir çerçeve içinde logoterapinin mahiyeti hakkında bilgi alıyoruz.

Yahudilerin toplama kampları eliyle Avrupa’da yaşadıkları soykırım insanlığın gördüğü en korkunç olaylardan birisidir. Vahşi soykırımın birebir tanığı olan Frankl’ın anlattıkları bu sebeple daha fazla önem arz ediyor. Yahudi soykırımı edebiyattan sinemaya vs. çok fazla gündem edildi ve artık bu konu hakkında bir bilinç düzeyinden bahsetmek mümkün. Zamanında Bosna’da kurulan toplama kamplarına1, bugün  Doğu Türkistan’daki kamplara, Siyonistlerin Filistinlilere veya Esed rejimi gibi zalim diktatörlüklerin halklarına yaptıkları zulümlere karşı ise bir sessizlik hâkim.

Frankl’ın anılarında toplama kamplarındaki tutsakların, gaz odasına gönderilmesine kesin gözüyle bakılan zayıf ve biçare tutsaklara verdikleri isimde ise çok dikkat çekici: Müslüman. Avrupa’nın orta yerinde, dünyanın gözü önünde katledilen Yahudilerin, ötekileştirilip dışlanarak, bin bir zulme uğradıkları kamplarda ki ötekilerini Müslümanlar oluşturuyor. Avrupa’nın ve Yahudi mağdurlarının ötekisi olarak Müslümanların yaşadıkları zulümlere karşı dünyanın sessizliğini anlamak için ibret verici bir anekdot!

nazi.jpg

Kitabın Muhtevası

Öncelikle kitabın kalkış noktası olan “anlam arayışı” modern insan için çok fazla şey ifade eden bir tespit. Modernleşmenin getirisi olan hususların başında insanların yaşam gayelerini kaybetmeleri geliyor. İdeolojilerle doyurulmaya çalışılan modern insan, geçici tatminler yaşasa dahi tam anlamıyla gayesine eremiyor. İdeolojiler popülerliğini yitirdiği zaman devreye bağımlılıklar giriyor. Cinsellik, para, makam, eğlence gibi haz noktaları gaye haline getirildiği vakit ise ortaya dehşet bir tablo çıkıyor. Sadece hayvanlar gibi “ihtiyaçlarını” karşılamak için koşuşturan bir yaratığa dönüşüyor insan. Hayvanlara haksızlık yapmak istemeyiz. Yaşam onlar için basittir. Barınma, yemek vb. ihtiyaçlarını karşılamaları yeterlidir. Onlar bu gereklilikler için kimseye zarar vermezler. Ancak anlamsal boyutlarından soyutlanan insan, yeryüzü için feci sonuçlar doğurabilecek bir şeydir. Yaşam gayesinin ne olduğunu anlamak açısından insan dışındaki canlılara bakmak verimli okumalara sebep olabilir.

Hayvan ile insan arasındaki fark için ön kabul haline gelen bir cevap vardır: Akıl. Bir yönüyle doğru olmakla birlikte bu cevapta hayvanlara haksızlık eden bir yaklaşım söz konusu. Bazı hayvanlar yaptıklarıyla insanları hayran bırakacak derecede örneklikler ortaya koyabilirler. Misal olarak, yuvasını yapmak için bazı kuşların gösterdikleri işçilik hem estetik hem pragmatik olarak müthiş bir yapı ortaya çıkartabilir. Yine yapılan bazı bilimsel çalışma düzenekleri karga vb. gibi kuş türlerinin temel akıl yürütme melekelerini işlettiklerini göstermiştir. Önlerine koyulan bir düzenekte yeme ulaşmak için sopa kullanması gereken kargalar bunu ilk seferde olmasa bile ikinci seferde başarabilmektedir. Bu tarz örneklerden yola çıkarak hayvanlar bir ölçüde akıl yürütmeden bahsetmek mümkündür. Zaten araç kullanabilmek bunun göstergeleri arasında sayılıyor. İnsanları diğer canlılardan ayıran hususlar arasında ilkin konuşmak zikrediliyor. Ancak insan sesini taklit edebilen hayvanlar bu tezin geri plana itilmesini sağlıyor. İkinci olarak eller yani araç kullanabilme yetisi öne sürülüyor. Bizce bunun da geçerliliği tartışmalı. Az evvel kuşlar üzerinden verilen örnekler ellerle olmasa bile hayvanlarında araç kullanabilme yetisi olduğunu ortaya çıkartıyor. Yani belirli ölçüde akıl yürütüp, araç kullanabilen canlılardan bahsediyoruz. Pekâlâ, yemek yiyen, çoğalıp üreyen, yuva inşa eden vb. işler yapan hayvan ile insan arasındaki temel fark nedir o halde?

6a00e54ed2b7aa883301b7c6fccca9970b-650wi.png

Bizce bu fark, Victor Frankl’ın vurguladığı hususlarda gizli. Fayda merkezli olmayan bir “anlama”; yaşam gayesine sahip olmak. Anlam çabasının hayatın böylesine hiçliğe mahkûm edildiği, tamamen haz ve bağımlılık ilişkileri üzerine inşa edildiği bir vasatta çok daha önemli bir çaba olduğunu belirtmek gerekiyor. Yazarın değinileri arasında “varoluşsal boşluk” bu yönüyle önemli bir tespiti içeriyor. “Yeryüzüne atılmak” şeklinde tanımlanan yaşam, insan açısından varoluş ile ilişkili bir şey olarak görülmeli. Yani yeryüzünde yaşayan, eyleyen insan burada aynı zamanda var olmak sebebini de bulmak zorunda. Bu zorunluluk sadece ona has bir sorumluluktur. Başka hiçbir canlının böyle bir gayesi/arayışı olduğu söylenemez. Frankl’ın bahsettiği gibi acı da sevgi de bu bağlam içerisinde değer kazanmaktadır. Amacı anlam olan bir acı bile insan için değerli ve yaşanmaya değer bir şey haline gelir.2 Yoksa amaçlı bir yaşam için acı çekmek anlamsız bir şeydir. Bu yönüyle Frankl, tutsakların içinde diğer tutsaklara SS komutanlarından daha fazla zulüm edenlerin varlığına karşın bazı subayların ise gizli gizli Yahudi tutsaklara yardım ettiğini ifade ederek anlam çabasının insanlığı soylu davranışta bulunanlar ve soysuz davranışta bulunanlar olarak ikiye ayırdığını vurguluyor.

Amaçsız yaşam süren bir insan kendi varoluşu üzerine düşündüğünde ise ortaya genellikle intihar gibi sonuçlar çıkmaktadır. Ya da bir yönüyle yaşamını hakikatten pay almamış bir anlamlılık üzerine inşa edenler için intihar bir kaçış yolu olarak başvurulan yöntemdir. Batı dünyasında intihar eden edebiyatçı ve felsefecilerin hikâyeleri buna örnek olarak verilebilir. Niyeyse sonu intiharla biten yaşamlara hayranlıkla yaklaşılır. Frankl bu konuda dini inancı olanların, sorunlarını özveriyle çözebildiklerini belirtmektedir.3

Peki, anlamlı bir hayat önemliyse bu anlamın mahiyeti noktasında ne söylenebilir? Bu hususta Frankl meseleyi bir yönüyle kişisel bir arayış olarak görmekte. İnsan ile hayvan arasındaki kurduğumuz analojiye dönmek gerekirse, Aliya İzzetbegoviç bu ikisi arasındaki farkı inanç ile izah ediyor.4 Pratik olarak insan ve hayvanın yeme, içme, barınma, üreme ihtiyaçları ortak iken bu ihtiyaçlarını gidermeleri noktasında zekâları ikisine de önderlik ediyor. Ancak misal olarak, hiçbir hayvan açısından günde beş vakit, abdest almış olarak yüzünü belirli bir yöne dönerek kılınan bir namazın anlamı yoktur. Böylesi bir hareket hayvanlar için “anlamsız” ve faydasız bir harekettir. Bu bağlamda insanın anlam arayışının varması gereken geçerli son nokta, bozulmamış bir itikat üzere inançlı bir yaşam sürmektir.

 

[2] Victor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı, Okuyan Us Yayınları, s.127

[3]Victor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı, Okuyan Us Yayınları, s.99

[4] Aliya İzzetbegoviç, Doğu Batı Arasında İslam, Yarın Yayınları, s.41

HABERE YORUM KAT