Holokost inkârı = Soykırım inkârı

Holokost inkârı = Soykırım inkârı

Soykırım inkârcıları, Amerikan Yahudi Komitesi (AJC) tarafından yayınlanan beş maddelik bir özet de dâhil olmak üzere, hiçbirisi doğru olmayan bir dizi siyasi kurgu üretmişlerdir:


H. Scott Prosterman’ın Informed Comment’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber için tercüme edilmiştir.


Holokost inkârı, Ulusal Sosyalist (Nazi) felsefesini meşrulaştırmaya ve milyonlarca insanın kim oldukları nedeniyle öldürüldüğünü inkâr etmeye çalışan aşırı sağın korkunç bir dinamiğidir. Bu, okuldan pek bir şey öğrenmemiş kişiler arasında popüler olan vicdansız bir “düşünce akımı”dır. Şimdi ise Gazze soykırımının inkârı şeklinde çirkin bir benzer dinamik ortaya çıkmıştır. Her ikisi de zehirlenmiş zihinlerin ve korkakça inkârın belirtileridir. Yahudi tarihinin büyük bir kısmı zulüm, pogromlar ve nihayetinde Holokost ile şekillenmiştir. Şimdi ise birçok ana akım Yahudi manevi ve topluluk lideri, “İsrail soykırımdan suçlu olamaz, çünkü aynı şey bizim başımıza da geldi” diye savunmaya çalışıyor.

Tartışmalı bir değer yargısıyla başlayalım: İsrail, kurulduğu günden bu yana Yahudi kimliği için önemli olsa da, artık Yahudi halkını bir bütün olarak temsil etmiyor. İsrail, diğer adıyla Likud Partisi olarak bilinen İsrailli MAGA hareketi tarafından giderek daha fazla yutuldukça, dünya çapında milyonlarca Yahudi, Yahudilik dini uygulamalarını Siyonizmden ayırdı. Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliğinde Siyonizm, İncil’deki kehanetlerle hiçbir ilgisi olmayan, orijinal seküler ve tarımsal kökenlerinden 180 derece uzaklaşmıştır. Şimdi ise bu Yahudi-MAGA eğilimleri, Gazze’deki soykırım ve Batı Şeria’daki pogromlar nedeniyle milyonlarca Yahudi’yi İsrail’den ve Siyonizm’den uzaklaştırmaktadır.

Yahudi halkının başına gelen bir dizi felaketin yasının tutulduğu Tisha B’av anma töreni, sağcı Siyonistler arasında “Gazze’de soykırım YOK” yönünde bir tartışma seline yol açtı. 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail’in eylemlerinin aslında soykırım olduğunu belirtmek, sanki Holokost’un GERÇEKTEN yaşandığını ya da Trump’ın 2020 seçimlerini kaybettiğini savunmak gibi geliyor bana. ABD’li ve İsrailli Yahudiler, 7 Ekim 2023’ten bu yana Likud hükümetinin eylemlerinin haklı ve meşru olduğunu savunmak için zorlama mantık akıl yürütmeleri uyduruyorlar. Birçok haham, cemaatlerine bu uydurmaları satıyor ve bu zehirli efsaneyi yayıyor. Bu günlerde, tüm siyasi yelpaze boyunca sosyal medyada yankı odaları varlığını sürdürüyor. Dolayısıyla, soykırımın ne olduğu ile başlamalıyız:

1948 Soykırım Sözleşmesi’nin II. Maddesine göre: “Soykırım, bir ulusal, etnik, ırksal veya dini grubu, bu kimliği nedeniyle tamamen veya kısmen yok etme niyetiyle işlenen aşağıdaki eylemlerden herhangi birini ifade eder:

  • Grubun üyelerini öldürmek;
  • Grubun üyelerine ciddi bedensel veya ruhsal zarar vermek;
  • Grubun fiziksel olarak tamamen veya kısmen yok edilmesini amaçlayan yaşam koşullarını kasten gruba dayatmak;
  • Grup içinde doğumları engellemeyi amaçlayan önlemler uygulamak;
  • Grubun çocuklarını zorla başka bir gruba devretmek.

Bu tanım, bir grubun tüm üyelerinin veya hatta çoğunluğunun öldürülmesini gerektirmez; yalnızca, grubun kimliğinin devam etmesini zorlaştırmak amacıyla öldürme eyleminin gerçekleştirilmesi yeterlidir. Doğum kliniklerini yıkmak ve kötü hijyen koşulları nedeniyle küçük çocuklara yetersiz beslenme ve bulaşıcı hastalıklar yaşatmak da bu tanıma girer. Kamboçya soykırımı, nüfusun yüzde 25’ini yok etti. Temmuz 2024’te The Lancet dergisinde yayınlanan bir mektup yazısında, Gazze’deki çatışmanın nihai doğrudan ve dolaylı toplam ölü sayısının 186.000 kişiyi aşabileceği tahmin edildi. Bu tahmin, askeri şiddetin yol açtığı her bir doğrudan ölüm için, yetersiz beslenme, ilaç eksikliği, hastalıklar ile sanitasyon ve sağlık altyapısının çökmesi gibi nedenlerden kaynaklanan dört dolaylı ölüm oranını esas alan ihtiyatlı bir orana dayanıyordu. Eğer bu tahmin edilen ölü sayısı sonunda gerçekleşirse, Gazze’deki Filistinlilerin yaklaşık % 10’u Netanyahu ve yandaşları tarafından öldürülmüş olacak ve bunların % 83 ila 86’sı sivil olacaktır.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun “Eğer soykırım yapmak isteseydik, bu tam olarak bir öğleden sonraya kadar sürerdi” dediği gibi, soykırımın belirli bir zaman çerçevesi yoktur. Bunun bir öğleden sonra mı yoksa iki yıl boyunca mı gerçekleştiği, sahadaki gerçekleri değiştirmez. Bibi, İsrail’in TÜM insani yardımı durdurmadığı için bunun soykırım olmadığını da ekledi. Ancak kıtlığa sebep olmak kesinlikle soykırımın unsurlarından biridir ve Dünya Barış Vakfı’na göre 2023’ten bu yana en az 10.000 Gazze sakini yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybetmiştir. İsrail’in “Hamas’ın tehlikeye attığı sivilleri öldürmemek için çaba gösterdiği” iddiaları hayal ürünüdür.

Netanyahu, “Eğer açlığa sebep olmak isteseydik, eğer bu bizim politikamız olsaydı, 2 milyon Gazze sakini 20 ay sonra bugün hayatta olmazdı” dedi. Ayrıca — onun politikaları hakkında bildiklerimizi göz önünde bulundurduğumuzda pek inandırıcı olmayan bir şekilde — gıda ve hayati önem taşıyan malzemelerdeki kıtlığın, Hamas’ın yağmalamasını engelleme çabalarının bir sonucu olduğunu savundu.

Güney Maine Yahudi Topluluğu İttifakı (JCA) tarafından yayınlanan bir başka “konuşma notu” setinde ise şöyle deniyor: “Soykırımı siyasi bir slogan olarak kullanmak, Orta Doğu’da barışı ilerletmez. Bu, temel ahlaki ve hukuki ayrımları ortadan kaldırır, soykırımın anlamını zayıflatır ve yerel Yahudi topluluğuna yönelik nefreti körükler.” Gerçekte ise İsrail, Gazze’deki Filistinlilerin hayatını imkânsız hale getirmek için büyük ve gözle görülür bir çaba sarf etmiş ve soykırımın tüm kriterlerini yerine getirmiştir. Soykırımın “herhangi bir ulusa yöneltilebilecek en ağır suçlama” olabileceği doğrudur. Eğer İsrail suçlu değilse, o zaman soykırım nedir?

Maine JCA şöyle savunuyor: “Kasıtlı olsun ya da olmasın, İsrail’e yöneltilen soykırım suçlaması, dünya çapında Yahudi topluluklarına yönelik şiddet içeren terör saldırılarındaki endişe verici artışı meşrulaştırmak —hatta kutlamak— için kullanılıyor.” “Yahudilere yönelik şiddet içeren saldırıların artışını kutlamak mı?” Bu, haksız ve kışkırtıcı bir niteleme ve uydurma bir paranoyadır! Bu tür abartılı ifadeler kullanmak, argümanın zayıflığını ve boşluğunu ortaya koymaktadır.

Şöyle devam ediyorlar: “‘Soykırım’ kelimesinin bu kadar erken bir aşamada bir silah olarak kullanılmasının, bölgeye barış getirmek için değil, Yahudiler ile Naziler arasında bir eşitlik işareti kurmak amacıyla tarihsel soykırımımız olan Holokost’u önemsizleştirip sahiplenerek Yahudi topluluğuna en derin yarayı açma girişimi olduğuna inanıyoruz.” İsrail’in Gazze’deki soykırım kampanyasını kabul etmek, “Holokost’u önemsizleştirmek” anlamına gelmez. Aksine, bu durum, İsrail’in İkinci Dünya Savaşı sırasında kendilerine yapılanların aynısını başka bir halka uygulamasının en büyük ikiyüzlülüğünü ortaya koyar – bu, tarihin en üzücü ve acımasız ironilerinden biridir. 2022 sonlarından beri iktidarda olan Likud Partisi koalisyonu, bir halk ya da dini grup olarak Yahudiler DEĞİL, Nazilerle “eşittir” işareti hak etmiştir! İsrail’in Gazze’deki soykırım eylemlerine dikkat çekmek, bu kelimenin dramatik anlamını azaltmaz ve yanlış bir kullanım da değildir. Bu durumda kelime “yeniden amaçlandırılmamakta”, farklı bir zamana ve koşullara uygun bir şekilde uygulanmaktadır.

Soykırım inkârcıları, Amerikan Yahudi Komitesi (AJC) tarafından yayınlanan beş maddelik bir özet de dâhil olmak üzere, hiçbirisi doğru olmayan bir dizi siyasi kurgu üretmişlerdir:

1.) “’Soykırım’, kimliği nedeniyle hedef alınan bir grubun tamamının veya bir kısmının fiziksel olarak yok edilmesi anlamına gelir. Bu, İsrail’in Gazze’deki amacı değildir.” İsrail, Gazze’deki tüm Filistinli nüfusu ortadan kaldırmaya çalışmadığını, sadece Hamas’ı hedef aldığını savunuyor. Ancak İsrail, savaşçı olmayanların hayatlarını pervasızca hiçe sayarak on binlerce masum sivili öldürürse, bu yine de soykırımdır.

2.) İsrail hâlâ 7 Ekim olaylarına yanıt verdiği için, bu durum soykırım olarak değerlendirilemez. Bu mantık sıçramasını destekleyen hiçbir kanıt yoktur.

3.) “İsrail’in eylemleri, Filistinli sivillere kasten zarar vermek değil, onları zarardan korumak istediğini yansıtıyor.” Bu, tam anlamıyla Orwellvari bir söylemdir.

4.) “Hamas’ın eylemleri, Filistinli sivillere zarar vermek ve suçu İsrail’e atmak amacıyla tasarlanmıştır.” Kahire ve Doha’daki Hamas liderliğinin misillemenin sonuçlarını göz ardı ederek emirler verdiği doğru olsa da, İsrail’in sivillere verdiği zarar son derece orantısızdır; bu da soykırım kriterlerinden bir diğerini karşılamaktadır.

5.) “Soykırımla ilgili gerçekler tutarsız” iddiası, 2024 tarihli Uluslararası Af Örgütü raporunun “değiştirilemez” olduğu şeklindeki sahte değer yargısına dayanmaktadır. Diğer tüm gözlemciler için ise Uluslararası Af Örgütü raporu tartışılmaz ve kapsamlı bir şekilde belgelenmiştir.

Maine JCA ayrıca şöyle diyor: “Barışı savunmak, Yahudi topluluğuna karşı bir ‘Holokost tersine çevirme’ye katılmayı gerektirmez. Siyasi liderlik de, bir topluluğu başka bir topluluğun çıkarları uğruna şeytanlaştırmayı gerektirmez.” “Holokost tersine çevirme” mi? Likud’un soykırımcı davranışını Nazilerle karşılaştırmak, Dünya Yahudi Kongresi’nin (WCJ) iddia etmeye çalıştığı gibi ne “Holokost çarpıtması”, ne “nefret söylemi” ne de “ahlakın tersine çevrilmesi”dir. Ne yazık ki, Likud’un “okulları, üniversiteleri, müzeleri, her şeyi – elbette hastaneleri, su tesislerini, enerji santrallerini – yok etme” politikası göz önüne alındığında, bu geçerli bir suçlama ve karşılaştırmadır. Bu şekilde, bölgeyi halk için yaşanmaz hale getirmek.” Bu tanımlama, Brown Üniversitesi’nde Holokost ve soykırım uzmanı olan Prof. Omer Bartov’a aittir. Bartov, “Gazze’deki tüm nüfusu kökünden söküp ortadan kaldırmayı amaçlayan bir politika”ya işaret etmektedir.

Gazze’deki soykırım gerçeğini inkâr etmek için kullanılan uydurmalar arasında şunlar yer almaktadır: “İsrail, başından beri Gazze’yi yok edecek askeri kapasiteye sahipti. Bunu yapmadı. Yok etme böyle bir şey değildir.” Gerçekte ise İsrail’in askeri terörü, Gazze’de sivil ve askeri hedefler arasında hiçbir ayrım yapmadı; aksine, insansız hava araçları, füzeler, topçu ateşi ve diğer saldırılarla geniş bir ağ oluşturarak, yerleşim halindeki şehir bloklarının tamamını silip süpürdü. 75.000 kişinin ölümü ve tüm binaların ve altyapının %90’ından fazlasının harabeye dönmesi soykırım değilse, söyler misiniz kitlesel yok etme o zaman neye benzer?

*H. Scott Prosterman, San Francisco Körfez Bölgesi’nde faaliyet gösteren bir yazar ve iletişim danışmanı olup, Michigan Üniversitesi’nden Orta Doğu Çalışmaları alanında yüksek lisans derecesine sahiptir.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir