Genç İşsizse Aile Nasıl Kurulacak?
Sema Yarar / Doğru Haber
Türkiye bugün istihdam sorunuyla birlikte aile ve nüfus sorunuyla da karşı karşıyadır. Bu iki meseleyi birbirinden bağımsız değerlendirmek mümkün değildir. Çünkü işsizlik yalnızca cebimize giren parayı değil, hayatımızın en temel kararlarını da etkiliyor. Bunların başında evlilik ve çocuk sahibi olmak geliyor.
12 yıllık zorunlu eğitim süresi ile birlikte üniversite eğitimi de gençler için adeta olmazsa olmaz hâline geldi. Ancak üniversite mezunu olmak, maalesef meslek sahibi olmak ve iş bulmak anlamına gelmiyor. Bugün Türkiye'nin karşısında önemli bir genç işsizliği ve eğitim-istihdam uyumsuzluğu sorunu var. Üniversite bitirmiş, yıllarını eğitimle geçirmiş ancak elinde geçimini sağlayabileceği bir mesleği ve düzenli işi olmayan gençlerin sayısı azımsanmayacak boyutta.
Peki bu gençlerden yuva kurmalarını nasıl bekleyeceğiz?
Evlilik çağı gelmiş, hatta geçmiş birçok genç; yalnızca evlenmek istemediği için değil, evlenebilecek ekonomik gücü olmadığı için evlenemiyor. Evet yuva kurmak sevgiyle başlar ama yalnızca sevgiyle sürdürülemez. Bir evin kirası, faturası, mutfak masrafı, düğünü, eşyası ve gelecekte doğacak çocuğun ihtiyaçları vardır.
Bugün gençlerin önündeki en büyük engellerden biri ekonomik belirsizliktir.
Bir genç ekonomisinden emin değilse nasıl bir ailenin sorumluluğunu üstlenecek? Düzenli geliri olmayan, iş bulamayan veya aldığı ücretle temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan bir gençten çocuk sahibi olmasını beklemek ne kadar gerçekçidir?
İşte tam da bu noktada aile politikaları ile istihdam politikalarının birlikte ele alınması gerekiyor.
Türkiye'de evlerin yüzde 57'sinde çocuk yaşamaması, üzerinde ciddi biçimde düşünmemiz gereken bir tabloyu ortaya koyuyor. Elbette bunun tek sebebi evliliklerin azalması değildir. Ekonomik şartlar, yaşam biçimindeki değişimler, çocuk sahibi olma yaşının yükselmesi ve toplumsal dönüşüm gibi birçok faktör vardır. Ancak temel gerçeklerden biri var ki onu da görmezden gelemeyiz.
Evlilik azalırsa doğum azalır. Evlilik gecikirse çocuk sahibi olma yaşı da gecikir.
Doğurganlık hızının kritik seviyelerin altına düşmesi de bu tablonun artık yalnızca demografik bir istatistik olmadığını gösteriyor. Bu, Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren stratejik bir meseledir.
Aile ve Gençlik Fonu kapsamında gençlere evlilik desteği verilmesi kuşkusuz olumlu ve değerli bir adımdır. Fakat gençlere destek verip onları evlendirdikten sonra sorumluluk bitmiyor. Asıl hayat ondan sonra başlıyor.
Genç çift evlendikten sonra ne yapacak?
Kirayı nasıl ödeyecek? Geçimini nasıl sağlayacak? Çocuk sahibi olduğunda onun masraflarını nasıl karşılayacak? Çocuğunu büyütürken işini nasıl sürdürecek?
Bu nedenle gençlere yalnızca “evlenin” demek yetmez. Onlara “evlenin, biz de sizin yanınızdayız” diyebilmek gerekir.
Gençlere evlilik desteğinin yanında meslek edindirme, istihdam, uygun ücretli konut, çocuk bakım desteği ve sürdürülebilir gelir imkânları sağlanmalıdır.
Çünkü aile politikası, istihdam politikasından bağımsız düşünülemez.
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca daha fazla üniversite mezunu yetiştirmek değil; meslek sahibi, üretken ve geleceğine güvenle bakabilen gençler yetiştirmektir.
Genç işsizse yuva kuramaz.
Yuva kuramazsa çocuk sahibi olamaz.
Çocuk sahibi olmayan ailelerin sayısı arttıkça nüfus yaşlanır.
Nüfus yaşlandıkça ülkenin ekonomik ve sosyal dengeleri zorlanır.
O hâlde artık şunu ciddi bir şekilde düşünmek zorundayız:
Gençlerimize yalnızca diploma mı vereceğiz, yoksa bir gelecek de verecek miyiz?
Çünkü bir ülkenin geleceği yalnızca sınıflarda değil, kurulan yuvalarda ve o yuvalarda büyüyen çocuklarda şekillenir.
Bugün gençlerin elinden tutmak, aslında yarının Türkiye'sinin elinden tutmaktır.
Genç istihdamını güçlendirmeden güçlü aile, güçlü aileyi desteklemeden de güçlü nüfus politikası oluşturamayız.