Batı Şeria İsrail sağının seçim sahasına dönüşüyor

Batı Şeria İsrail sağının seçim sahasına dönüşüyor

Yahya Nafi, Batı Şeria’da yerleşimci şiddeti, askerî baskı ve toprak gasplarıyla Filistinlileri sistematik biçimde yerinden eden İsrail’in fiilî ilhakı adım adım gerçekleştirdiğini; seçim siyasetiyle derinleşen bu sürecin Filistin siyasi projesinin de zayıflamasıyla kalıcı bir gerçekliğe dönüştüğünü belirtiyor.

Yahya Nafi / Fokusplus

Batı Şeria: İsrail Sağının Seçim Malzemesi

Batı Şeria’nın şehirleri ve kasabaları arasında seyahat eden biri, sahadaki değişimlerin boyutunu hisseder. Manzara, âdeta zamanla yarışırcasına hızla değişmektedir. Yeni kurulan yerleşim odaklarının (kaçak yerleşimlerin) sayısı, Filistinlilerin evlerine bitişik olanlar da dâhil olmak üzere, tepeleri ve yükseklikleri doldurmaktadır. Bu sırada Filistinli bedevilerin Batı Şeria’nın doğu yamaçları ve Ürdün Vadisi (Ağvar) boyunca uzanan geniş kırlardaki varlığı neredeyse yok olmuş, yerini yerleşimci çobanlara bırakmıştır. Yeni yerleşim yolu ağları resmi tamamlayarak geriye kalan toprakları yutmakta; demir kapılar ve askerî kontrol noktalarıyla kısıtlanan Filistin köylerini adeta küçük birer hapishaneye dönüştürerek tecrit etmektedir.

İsrail resmî kurumları ile yerleşim destekçileri arasında rollerin titizlikle paylaşıldığı, planlı ve sistemli bir strateji yürütülmektedir. Yerleşimcilerin giderek farklı biçimler alan kanlı saldırıları, münferit güvenlik olayları değil; Filistinlileri bölgeyi terk etmeye zorlamak amacıyla çizilmiş bilinçli bir politikadır. Bu uygulamalar neticesinde, özellikle stratejik öneme sahip Ürdün Vadisi bölgesindeki onlarca küçük Filistin topluluğu, köy ve şehir merkezlerine doğru göç etmek zorunda kalmıştır.

Kusra, Mugayyir, Tayyibe, Mesafir Yatta ve diğer yerlerde yaşananlar birer istisna değildir. Batı Şeria’nın bazı bölgelerindeki zorunlu göç; kalmayı imkânsız kılan baskıcı koşullar oluşturularak, resmî bir karar açıklanmaksızın sessizce yürütülmektedir. Biriken saldırı ve tehditler, mülk ve hayvan hırsızlıkları, tarlaların tahrip edilmesi, suların kesilmesi, para cezaları, yolların kapatılması ve diğer ihlaller, orada yaşamayı katlanılmaz bir yüke dönüştürmektedir. Yaşama imkânı tamamen yitirildikten sonra bölgeyi terk etmek kaçınılmaz bir sonuç hâline gelmektedir. Bugün Filistinli, araçların sürekli değiştiği entegre bir sistem karşısında kendisini yalnız ve savunmasız bulmaktadır: Ordu güvenlik kontrolünü dayatmakta, yolları kapatmakta, evleri yıkmakta ve vatandaşları gözaltına almaktadır; yerleşimciler ise sahada hareket ederek baskınlar düzenlemekte, saldırmakta, çalmakta, yakmakta ve yeni yerleşim odakları kurmaktadır.

Yaklaşan İsrail seçimleriyle birlikte bu tablo ek bir seçim boyutu kazanmaktadır. İktidar koalisyonu; ulusalcı, dinî aşırı sağ ve yerleşimci tabana dayalı bir siyasi denklem üzerinde varlığını sürdürmektedir. Bu denklemde Batı Şeria, daha fazla aşırılık için bir yarış alanına dönüşmekte; yerleşim faaliyetleri ve sahada kontrol sağlama çabaları, sağın seçim söyleminin temel bir parçası hâline gelmektedir.

Ancak Batı Şeria’da yaşananları yalnızca İsrail sağının yerleşimcilerin oylarını alma çabası olarak açıklamak mümkün değildir. Batı Şeria’yı İsrail’in ulusal ve dinî projesinin bir parçası olarak gören ve yerleşimi, geri çekilmeye dayalı herhangi bir siyasi çözümü engellemenin bir aracı olarak değerlendiren siyasi akımlar bulunmaktadır. Dolayısıyla sahada yeni fiilî durumlar (oldubittiler) yaratmak, sağ için sandık sonuçlarının ötesinde siyasi bir kazancı temsil etmekte ve gelecekteki hiçbir hükûmetin kolayca geri adım atamayacağı bir gerçeklik inşa etmektedir. Bu durum, İsrail muhalefetinin liderlik edeceği olası bir hükûmetin Filistinlilere yönelik temel politikaları değiştireceği anlamına gelmemekte; değişim yalnızca uluslararası toplumun standartlarına hitap eden söylem dilinde yüzeysel kalacaktır.

Batı Şeria’daki gerçeklik son yıllarda önemli ölçüde değişti. Savunma Bakanlığı bünyesinde Sivil İdare ve yerleşim işlerinden sorumlu bakanlık göreviyle Batı Şeria’nın fiilî yöneticisi konumunda olan Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Filistin topraklarının kontrolünü kolaylaştırmak amacıyla birçok yasayı değiştirmeyi başardı ve Sivil İdare içindeki geniş yetkileri askerî makamlardan alarak yerleşimcilere devretti. Smotrich’in anlayışına göre Batı Şeria’nın ilhakı resmî bir ilan gerektirmemekte; yeni idari ve hukuki düzenlemelerin uygulanmasıyla taçlanacak bir dizi adımla gerçekleşebilmektedir ve nitekim fiilen yaşanan da budur. Sahada yerleşim faaliyetleri artık Oslo Anlaşması’nın "A", "B" ve "C" bölgeleri arasında çizdiği ayrımları tanımamaktadır. Yerleşim odakları, çevre yolları ve altyapı projeleri, Filistin Yönetimi’nin kontrolündeki bölgelere doğru ilerleyerek haritayı Oslo Anlaşması’nın tamamen dışında yeniden çizmektedir. Sol eğilimli İsrailli "Şimdi Barış" (Peace Now) örgütü, son raporlarında, "B" bölgesinde en az 26 yerleşim odağının bulunduğunu; buna karşılık Filistin Yönetimi’nin idari kontrolündeki bu bölgede onlarca Filistin binasının yıkıldığını ve diğerlerine el konulduğunu belgelemiştir. Ayrıca yerleşimciler, "A" ve "B" bölgelerinde en az 100 bin dönümlük alana el koymuş ve "B" bölgesindeki en az 19 Filistin topluluğunu yerinden etmiştir.

Tüm bunlar karşısında Filistin Yönetimi stratejik bir çıkmazla karşı karşıyadır. Bir yandan uluslararası alanda marjinalleşmeye, diğer yandan vergi gelirlerinin (makasa) kesilmesi, bankacılık ilişkilerinin koparılması tehdidi ve siyasi hareket alanının daraltılması gibi çok yönlü İsrail baskısına maruz kalmaktadır. Aynı zamanda içeride de tırmanan bir hoşnutsuzlukla karşı karşıyadır; nitekim Filistinlileri korumakta aciz kalmış, halkın topraklarındaki direnişini ve direncini güçlendirecek ciddi programlar oluşturamamış ve çalışanlarına karşı mali yükümlülüklerini yerine getirmeyi başaramamıştır. Öte yandan ulusal örgütler, partiler, güçler ve kurumlar birleşik bir ulusal proje ve ortak bir mücadele stratejisi geliştirmekte yetersiz kalmıştır.

Ancak Filistinliler için en derin tehlike, durumun kanıksanmasıdır. Yerleşimci saldırıları günlük sıradan bir habere dönüşmüş, yerleşim odakları kanıksanmış bir ayrıntı, yıkımlar ve yeni yollar ise manzaranın olağan bir parçası hâline gelmiştir. Filistinli ailelerin yerinden edilmesi, saha hareketliliğinin kalmadığı ve toplumsal katılımın belirgin şekilde düştüğü bir ortamda, ilgili kurumların raporlarında birer sayıdan ibaret kalmaktadır.

Dolayısıyla karşı karşıya olduğumuz kriz; işgalin ve yerleşimcilerin artan şiddeti ile genişleyen yerleşim alanlarının ötesinde, sahadaki yeni gerçekler karşısında aşınan Filistin siyasi projesinin, çöken ortak hareket mekanizmasının ve bu gerçeklikle mücadele edecek ortak bir vizyonun bulunmayışının krizidir. Aynı zamanda İsrail zorbalığını durdurmaktan aciz kalan Arap sisteminin, bölgesel ve uluslararası düzenin krizidir. Bu şartlar altında, toprağında direnmekten ve varlığını sürdürmekten başka çaresi kalmayan Batı Şeria’daki Filistinlinin önündeki seçenekler giderek azalmaktadır.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir