Mehmet Garip Tanyıldızı / Akşam
Hata neredeydi?
Türkiye'de mevcut siyasal durum siyaset bilimcilerin hâlihazırdaki şablon açıklamalarıyla izah edilemeyecek bir hal aldı.
Son çeyrek asırda yaşadığımız siyasal ve toplumsal dönüşümlerin nihayetinde ortaya çıkan tablo tamamlanıp çerçevelenmiş bir tablo değil.
Ancak şunu ifade etmek gerekir ki cumhuriyet tarihinin önceki dilimine nispetle bariz yapısal farklılıklar taşıyan bir iklimin içindeyiz.
Bu miladın öncesi ve sonrasına ilişkin yeni değerlendirmeler ve tartışmalar da henüz doğum aşamasında.
Tartışmaların odağında günümüz sosyal ve siyasal problemlerinin temelinde modernleşme tecrübesindeki kurulum hatalarının olup olmadığı sorusu merkezi rol oynuyor.
Bu soruya verilen cevaplar bugünkü ideolojik konumlanmaları da belirliyor.
Cumhuriyet tarihi ve modernleşme tecrübesiyle ilgili bu tartışmaya başlamadan evvel, meselenin ideolojik yönünü görünür kılmak için "hata" derken kastedilenin netleştirilmesinde fayda var.
Ayrıca tartışmayı kişi ve uygulamalara hapsetmeden, ama bunların etkisini de açığa çıkaracak şekilde zihniyet bağlamında ele almak daha sağlıklı olacaktır.
Öncelikle Türkiye'nin "çağdaşlaşma" sürecinin toplumsal bir bunalıma sebep olduğu tespitini yapmak durumundayız.
Bunalım, organik birlikteliklerin belirleyici olduğu Osmanlı'daki toplum yapısından kopuş anlamına gelen muhayyel birlikteliklerin belirleyici olduğu toplum yapısının oluşturulmaya çalışılmasından doğdu.
Devlet ve seçkinler eliyle toplumu çağdaşlaştırma, uygarlaştırma ve uluslaştırma adına homojen bir toplum tahayyül edildi ve bir proje olarak uygulandı.
Hata tam olarak buradaydı.
Çünkü bu proje toplumsal yapı ve toplumun değerleri ile uyuşmuyordu. Devlet ve toplum arasındaki bu çatışma bunalıma sebep oldu.
Askeri yenilgiler sonucunda reform arayışına girişmiş devletin modernleşme çabası militarist bir karaktere büründü ve modernleşmenin başrol uygulayıcıları askerler oldu. Bu durum, devlet ve toplum arasındaki çatışmada cebir ve darbe problemini kronikleştirdi.
Modernleşme her daim askeri kadrolar, bürokrasi, yargı ve tahdid edilmiş siyaset mekanizması eliyle yaşatılmaya çalışıldı.
Tarihsel süreçte toplumun kendi değerlerini yansıtamaması bunalımın ana kaynağıydı. Dolayısıyla Türkiye'de sağlıklı ve normal bir sosyal-siyasal süreç yaşanmadı. En nihayetinde bunalım kendini açığa çıkardı ve projenin tutmadığı görüldü.
Bugün içinde yaşadığımız süreçte devlet ve toplum ilişkisi yeniden kuruluyor. Ama ilk kurulumun hatasının ceremesini hala çekiyoruz.