
Gazze’den insan hikayeleri: Sınıfın dışında beklemek
Resmi olarak atanmış ve deneyimli öğretmenler, Gazze’de iş bulmakta, bilgilerini aktarmakta ve hayatta kalmakta zorlanıyorlar.
Mariam Ahmed Roubi’nin WANN’da yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
2023 yılının Eylül ayında devlet memuriyet listesinde adımı gördüğüm anda, içimi bir rahatlama, gurur ve heyecan dalgası kapladı. O günün sabahında, yerel bir eğitim merkezinde İngilizce öğretmenliği yaptığım yarı zamanlı işimden eve dönmüştüm. Annem, adımın 2023 devlet memuriyet listesinde yer aldığını ve işlemleri tamamlamak ve sözleşmemi imzalamak için Doğu Gazze Eğitim Müdürlüğü’ne gitmem gerektiğini söyledi. O anın sıcaklığını hâlâ hatırlıyorum: Her zaman hayalini kurduğum geleceğe doğru nihayet ilk gerçek adımlarımı atarken ailem gülümsüyor, bana sarılıyor ve benimle birlikte kutluyordu.
Gazze'de resmi bir öğretmen olmak kolay değildir. Ekim 2023'ten önce, kamu eğitiminde öğretmenlik yapmanın iki ana yolu vardı: devlet okulları veya UNRWA okulları. Her iki sistem de son derece rekabetçiydi ve adayların zorlu sınavları ve mülakatları geçmesini gerektiriyordu. Bazıları, sonunda başarılı olana kadar her yıl, bazen 10 defadan fazla başvuruyordu.
Ben mezuniyetten çok önce o an için hazırlanmaya başlamıştım. Üniversite yıllarında yüksek bir not ortalaması (GPA) tuttum ve öğretmenlik ve resmi işe alım sürecine hazırlanmak için yaklaşık iki yıl boyunca okullarda gönüllü olarak çalışıp eğitim aldım. Neyse ki, hem sınavı hem de mülakatı ilk denememde geçtim.
O gece neredeyse hiç uyuyamadım. Aklım sorular, hayaller ve beklentilerle dolup taşıyordu. Öğrencilerimin nasıl olacağını, hangi sınıfa ders vereceğimi ve sınıfta hangi strateji ve yöntemleri kullanacağımı merak ediyordum. Meslektaşlarımla ve okul müdürümle kuracağım ilişkileri hayal ediyor, nasıl bir öğretmen olmak istediğimi düşünüyordum. Ayrıca, her zaman bir üniversite öğretim üyesi olmayı hayal ettiğim için, mesleğimi daha fazla eğitimle nasıl dengeleyeceğimi de şimdiden düşünmeye başlamıştım.
Eylül 2023’te Gazze’deki devlet okullarında dokuzuncu sınıf öğrencilerine ders vermeye başladım. Bir ay sonra ise birinci ve ikinci sınıfların tam zamanlı öğretmeni oldum. Öğrencilerimin karşısına ilk çıktığımda, öğretmenliğin sorumlulukla ne kadar derinden bağlantılı olduğunu anladım. Her kelime ve her bilgi önemliydi. Davranışlarımın öğrencilerimi nasıl etkileyebileceğinin farkına vardım — sesimi yükseltemeyeceğimi, duygusal tepki veremeyeceğimi, sabırlı, kontrollü ve titiz olmam gerektiğini anladım.
Ancak bu his uzun sürmedi. Aynı ay, Ekim 2023'te, soykırım nedeniyle okullar kapandı. O zamandan beri, o amaç duygusunu yeniden hissetmeyi bekliyorum.
Soykırım altında yaşam
Gazze'de gaz genellikle bulunamadığı için, anneme açık ateşte öğle yemeği hazırlamasına yardım ederken bu anılar aklıma geldi. O gün, en sevdiğimiz yemeklerden biri olan beyaz soslu spagetti pişiriyorduk. Duman havaya yükselirken, yanan odun kokusu kremalı sosla karışıyordu. Ateşte pişirilen yemeklerin tadı farklıdır, ama biz buna alışmayı öğrendik.
Ekim 2023'ten beri, aynı zamanda öğretmen olan annem ve ben işimize devam edemiyoruz. Bunun yerine, hayatta kalma ve ev işleri etrafında dönen zorlu bir günlük döngünün içinde sıkışıp kaldık. Su, elektrik veya yakıta güvenilir bir erişimimiz olmadığından, en basit işler bile yorucu hale geldi. Örneğin yemek pişirmek için artık tencereleri, tabakları, çatal bıçakları ve tüm malzemeleri üst kata, çatıya taşımak gerekiyor. Çünkü evin içinde ateş yakmak güvenli değil ve duman duvarları karartıyor. Yemek pişirirken dikkatimiz artık sadece yemeğin kendisine değil, ateşi sönmemesi için de odaklanıyor. Sürekli odun veya karton parçaları ekliyoruz ve bazen ateş aniden sönüyor, bu da bizi her şeye baştan başlamaya zorluyor.
O gün yemek pişirirken annem, tanıdığı bir okul müfettişinin Facebook’ta paylaştığı bir gönderiden bahsetti. Müfettiş, Gazze’deki eğitimin mevcut durumundan duyduğu hayal kırıklığını dile getiriyordu. Bu durumda, resmi olarak atanan birçok öğretmen hâlâ sınıflara dönemiyor, geçici eğitim alanları ise resmi işe alım şartlarını henüz tamamlamamış mezunlara giderek daha fazla güvenmek zorunda kalıyor.
Bu mesaj bana kişisel olarak dokundu. Annem ve ben resmi sınavları ve mülakatları geçtik, ancak hâlâ sınıfların dışında kalıyoruz.
Öğretime kattığı deneyim
Annemi her zaman eğitim konusunda bir rol model olarak gördüm. O, Filistin’de lisenin son sınıfı olan Tevcihi’de 25 yılı aşkın süredir ders veren, kendini işine adamış ve çalışkan bir matematik öğretmeni. Her sonbaharda, tutku, enerji ve bağlılıkla sınıfına geri döner. Karmaşık kavramları açıklamakta kendine özgü bir yöntemi vardır, ancak benim için her zaman öne çıkan şey, akademik konuların ötesinde öğrencilerine ne kadar derinden değer verdiği, onlara verdiği tavsiyeler ve onlara aşılamaya çalıştığı değerlerdi.
Onun öğretmenlik yaptığı okulda Tevcihi öğrencisiyken, teneffüslerde sık sık öğrencilerin yanında durup, okulun getirdiği baskıları ya da karşılaştıkları kişisel sorunları onunla paylaşırken onları dikkatle dinlediğini fark ederdim. Onları teselli eder, çözüm bulmalarına yardımcı olur ve zor durumlarla nasıl başa çıkacakları konusunda tavsiyelerde bulunurdu. Birçoğu için o, bir öğretmenden öteydi; adeta bir anne gibiydi. Tüm öğrencilerine eşit, şefkatli, sabırlı ve saygılı davranırdı.
2024 yılının Ağustos ayı civarında Gazze'nin birçok bölgesinde eğitim yeniden başladı, ancak eskisi gibi değildi. Dersler artık uluslararası kuruluşların desteğiyle kurulan çadırlarda veya basit tesislerde yapılıyor. İlk başta UNICEF, bu mekânlarda çalışmak üzere sınırlı sayıda resmi olarak istihdam edilmiş öğretmeni kabul etti. Ancak daha sonra, işe alımlar resmi istihdam sürecini tamamlamış öğretmenlerden ziyade, bazıları savaş sırasında, bazıları ise savaş öncesinde mezun olmuş mezunlara odaklanmaya başladı.
Bu, söz konusu mezunların çabalarını küçümsemek amacıyla söylenmiyor. Onlar da bu aşamaya gelmek için çok çalışıp emek harcadılar. Sorun şu ki, Gazze’de resmi olarak atanmış bir öğretmen olmak geleneksel olarak ek bir adım gerektiriyor: kamu istihdamı için zorunlu olan yarışmalı sınavları ve mülakatları geçmek. Bu şartları yerine getirip resmi görevlere atanan birçok öğretmen şu anda evlerinde beklemek zorunda kalırken, bu aşamaları henüz geçmemiş olan diğer öğretmenlere geçici öğretim fırsatlarında öncelik veriliyor.
Bu kararların ardındaki niyet, savaş sırasında daha fazla insana gelir fırsatı sağlamak olabilir. Ancak bu, başka bir tür zorluk yaratmıştır. Resmi öğretmenler, kayıtlı çalışanlar olarak kaldıkları için teknik olarak hâlâ devlet maaşı almaktadırlar; ancak birçoğu, yaklaşık 300 doları almak için 50 ila 80 gün beklemektedir — Gazze’deki aşırı yaşam maliyeti ve istikrarsızlık göz önüne alındığında bu miktar yetersiz kalmaktadır. Aynı zamanda, birçoğunun başka kuruluşlarda iş araması kısıtlanmaktadır.
Sonuç olarak, nitelikli öğretmenler yıllarca hazırlandıkları mesleğinden giderek uzaklaştırılıyor. Öğretmenlik sadece bir gelir kaynağı değil, kimliklerinin ve amaçlarının bir parçası olduğu için, sınıfa erişimlerini kaybetmek kendilerinin bir parçasını kaybetmek gibi geliyor.
Uluslararası kuruluşlara değerimizin tanınması için bir çağrı
Annem ve ben de dâhil olmak üzere bu öğretmenler, başkalarına göre ayrıcalık talep etmiyoruz. Diğer sektörlerdeki çalışanlara, özellikle de son derece tehlikeli koşullarda hizmet vermeye devam eden sağlık çalışanlarına sağlanan desteğe benzer şekilde, uluslararası kuruluşların resmi olarak istihdam edilen öğretmenleri desteklemesini istiyoruz ki biz de eğitim alanında çalışmaya devam edebilelim.
Bu nedenle Gazze'deki zorluk sadece okulları yeniden inşa etmekle ilgili değildir. Aynı zamanda eğitimli, deneyimli, resmi olarak nitelikli ve hala sınıfta yerlerini bekleyen öğretmenlerin değerinin tanınmasıyla da ilgilidir.
*Mariam Ahmed Roubi, bir zamanlar yazmanın yalnızca akademik bir görev olduğunu düşünen, ancak daha sonra bunun aynı zamanda anıları saklamanın, acıya anlam katmanın ve insanları birbirine bağlamanın bir yolu olabileceğini keşfeden Gazze’li bir öğretmendir.
O şöyle diyor: “Zamanla, sınıfların ve hikâyelerin o kadar da farklı olmadığını anladım; her ikisi de insanların büyüdüğü, mücadele ettiği ve kendilerinden bir parça bıraktığı alanlar.
Öğretme ve yazma yoluyla, zor zamanlarda bile ayakta kalan küçük insani anlara tutunmaya çalışıyorum.
Ben Mariam, kelimelerin dünyayı bir anda değiştiremeyeceğini, ancak dünyayı görme ve yaşama biçimimizi değiştirebileceğine inanan biriyim.”


HABERE YORUM KAT