Filistinli çocukların hedef alındığını doğrulayan BM raporunun arka planı

Filistinli çocukların hedef alındığını doğrulayan BM raporunun arka planı

94 sayfalık belge, İsrail yanlısı yorumcuların bulgularını itibarsızlaştırmaya çalıştığı bir dönemde bile, korkunç savaş suçlarını net bir şekilde ortaya koyuyor.

Peter Oborne & Irfan Chowdhury'nin MEE'de yayınlanan makalesi Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


Bir Birleşmiş Milletler komisyonu bu ay, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Filistinli çocukları kasıtlı olarak hedef aldığını ve bu süreçte soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işlediğini belirten bir rapor yayınladı.

O günden bu yana BM şiddetli saldırılara maruz kalırken, üst düzey bir gazeteci sırf bu rapora dikkat çektiği için karalama kampanyasına maruz kaldı.

Sky News’ten Alex Crawford, X’te (eski adıyla Twitter) BM’nin bulgularına dikkat çektiğinde, eski Jewish Chronicle editörü Jake Wallis Simons, Crawford’u “her zamanki aktörler tarafından yayıldığı, her zamanki karanlık gündeme hizmet eden, her zamanki temelsiz propaganda” yapmakla suçladı.

Telegraph ve diğer ana akım yayın organlarında yazan köşe yazarı Stephen Pollard, Crawford’un tweet’ini paylaşarak şöyle dedi: “Vay canına – kim @AlexCrawfordSky’ın, sırf dünyanın tek Yahudi devletine iftira atabilmek için, hiçbir kanıtla desteklenmeyen haberler paylaşacağını tahmin edebilirdi ki? Şok oldum!”

İsrail Dışişleri Bakanlığı da bu saldırılara katılarak, BM raporunu “iftira niteliğinde bir sahtekârlık” ve “öncekiler kadar skandal bir propaganda metni” olarak nitelendirdi.

Daha ciddi – ve ayrıntılı – bir eleştiri ise Spectator dergisinde yayınlanan bir makalede yer aldı. Bu makalede, “Antisemitizme Karşı Kampanya”nın kurucu mütevelli heyeti üyesi olan yorumcu Jonathan Sacerdoti, BM raporunun özünde bir sahtekârlık olduğunu savundu.

Sacerdoti şöyle yazdı: “Bir kez daha, Birleşmiş Milletler’e bağlı bir organ, İsrail’i hayal edilebilecek en ağır suçlarla suçladı: bu sefer, çocukların kasten öldürülmesi.” “ Ve bir kez daha, raporu gerçekten açtığınızda, kanıtların hiçbiri ortada yok.”

Eğer Sacerdoti haklıysa, bu BM raporu derhal geri çekilmeli, resmi bir özür dilenmeli ve raporu yazanlar işten atılmalıdır. Bunlar, İngiltere’nin en çok okunan siyasi dergilerinden birinde saygın bir yazarın yönelttiği çok ciddi suçlamalardır. Bu suçlamalar bir yanıt gerektiriyor.

Aşağıdaki paragraflarda, Sacerdoti’nin iddialarının geçerli olup olmadığını inceleyeceğiz.

Dört pervaneli helikopter tarafından vurulan bebek

İlk olarak, Sacerdoti şöyle yazıyor: “BM’nin Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaş sırasında Filistinli çocukları ‘kasten hedef aldığını’ iddia eden 94 sayfalık bir rapor yayınladı – bu ifade, savaş suçları ve insanlığa karşı suçları ima ediyor.”

Ancak BM raporu, Sacerdoti’nin iddia ettiği gibi “savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işlendiğini ima etmiyor”. Rapor, İsrail’in bu tür suçları işlediğini açıkça belirtmekte ve 76. sayfada şu ifadeye yer vermektedir: “İncelenen delillere dayanarak ve önceki raporlarıyla tutarlı bir şekilde, Komisyon, makul gerekçelerle İsrail makamlarının ve İsrail güvenlik güçlerinin Gazze Şeridi’nde soykırım suçu, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarını, Doğu Kudüs dâhil Batı Şeria’da ise savaş suçlarını işlemeye devam ettikleri sonucuna varmıştır.”

Hiçbir şey “ima edilmiyor”. Rapor açık ve nettir.

Şimdi, Sacerdoti’nin komisyon tarafından belgelenen ve 10 günlük bir bebeğin bir quadcopter tarafından vurulduğu vakaya ilişkin tartışmasına geçelim.

Sacerdoti şöyle yazıyor: “Raporun 59-60. paragraflarında yer alan en çarpıcı örneği ele alalım: Nisan 2024’te Nuseyrat kampında bir çadırın içinde emzirilirken, bir İsrail ‘dört pervaneli helikopter’ tarafından kafasından vurulduğu iddia edilen 10 günlük bir bebek. Komisyonun kendi ifadesiyle gerekçesi şudur: olay gün ışığında gerçekleştiği için dron operatörü ‘çadırın içini görebilirdi’ – ve bu tek çıkarımdan yola çıkarak bebeğin kasıtlı olarak hedef alındığı sonucuna varıyor. Bunun doğru olabilmesi için, bir insansız hava aracının yer seviyesinde havada asılı kalması, çadır bezinin içini görebilmesi, 35 santimetrelik bir bebeğin kafasını tespit etmesi ve isabetli bir atış yapması gerekirdi; tüm bunlar sadece bir mermi fotoğrafına dayanarak, delil zinciri olmadan, balistik analiz yapılmadan ve insansız hava aracını gördüğünü iddia eden tek bir tanık bile olmadan.”

Sacerdoti burada birkaç şüpheli iddiada bulunuyor. Öncelikle, quadcopter’ın bebeği hedef alabilmesi için “tenteyi delip görebilmesi” gerektiğini söylüyor. Bu yanlış bir iddiadır; quadcopter çadıra girdikten sonra bebeği vurmuş olabilir.

BM raporunun 16. sayfasında şöyle deniyor: “12 Nisan 2024 saat 13:00’da, Nuseyrat kampındaki çadırında annesi tarafından emzirilen 10 günlük bir erkek bebek, bir quadcopter tarafından vuruldu. Anne, çadırda tek başına bebeğini emzirirken, quadcopter’dan atılan tek bir mermi bebeğin kafasına isabet etti ve kafasının arkasından çıkarak annesinin arkasındaki yastığa çarptı.”

Raporda, ateşlemenin çadırın dışından yapıldığı belirtilmiyor.

İkincisi, Sacerdoti, komisyonun sadece “bir mermi fotoğrafına” baktığını iddia ediyor. Bu doğru değildir — raporda, komisyonun “bebeği vuran merminin görüntülerini incelediği ve analiz ettiği” açıkça belirtilmektedir. Yani sadece bir fotoğraf değil; komisyon tarafından birden fazla görüntü incelenmiş ve analiz edilmiştir.

Üçüncüsü, Sacerdoti “dron gördüğünü iddia eden tek bir tanık bile olmadığını” söylüyor. Bunu nereden biliyor? Raporun metodoloji bölümünde, 4. sayfada, komisyon açıkça şöyle diyor: “Çok sayıda bilgi kaynağına başvuruldu; binlerce açık kaynaklı bilgi toplandı ve doğrulandı; mağdurlar ve tanıklarla uzaktan ve yüz yüze görüşmeler ile grup tartışmaları yapıldı.”

Raporda, bu davada tanık ifadesi olup olmadığına dair herhangi bir açıklama yer almamaktadır; ancak Sacerdoti, böyle bir ifadenin olmadığı iddiasını kesin bir gerçekmiş gibi ileri sürmektedir.

Ayrıca Sacerdoti, raporun metodoloji bölümünde şu ifadenin yer aldığını da belirtmiyor: “Komisyon, vurularak öldürülen ya da sakat kalan çocukların bilgisayarlı tomografi (BT) taramaları, tıbbi raporlar, fotoğraflar ve videolar dahil olmak üzere delillerin adli analizini yapan iki bağımsız adli tıp uzmanına danıştı.”

Görünmez sınırlar

Sacerdoti’nin analizine göre, “raporda, ilk bakışta daha inandırıcı görünebilecek, Aralık 2024 tarihli bir Haaretz araştırması aracılığıyla bir askerin kendi ifadesinden aktarılan, Gazze’deki yasak bir koridorun yakınında Filistinli bir gencin vurulmasına ilişkin tek bir olaydan bahsediliyor.”

Sacerdoti, bu olayı, 16 yaşındaki bir gencin yasak bölgeye adım atması sonucu yanlışlıkla öldürülmesine yol açan talihsiz bir kaza dizisi olarak sunuyor. Ancak Haaretz makalesinin, bu yasak bölgeleri belirleyen çizgilerin “görünmez sınırlar” olduğunu ve “pusuda bekleyen askerlerin bile bu çizgilerin nerede çizildiğinin her zaman net olmadığını” doğruladığından bahsetmiyor.

Böylece çocuk, farkında bile olmayabileceği bir sınırı aştıktan sonra öldürüldü. Buna rağmen Sacerdoti, “sınırlar çizildi ve bu sınırları aşmama uyarıları verildi” diye yazarak, sivillerin bu sınırları aşmamaları gerektiğini bilmeleri gerektiğini ima ediyor.

Sacerdoti ayrıca, askerin Haaretz’e verdiği, birliğinin bu çocuğa karşı – silahlı olup olmadığını bilmeden – sevinçle orantısız bir güç kullandıklarına dair ifadesini de göz ardı ediyor: “Sanki büyük bir militan baskınıymış gibi tepki verdik. Pozisyonlarımızı aldık ve ateş açtık. Onlarca mermiden bahsediyorum, belki de daha fazlası. Yaklaşık bir iki dakika boyunca cesede ateş etmeye devam ettik. Etrafımdaki insanlar ateş ederken gülüyorlardı.”

Sacerdoti, İsrail güçlerinin kurbanın bir çocuk olduğunu ancak ateş açıldıktan sonra öğrendiklerini söylese de, Haaretz makalesinde bu ifade yer almamaktadır; makalede askerin şu sözlerine yer verilmiştir: “Kanla kaplı cesede yaklaştık, fotoğrafını çektik ve telefonunu aldık. O sadece bir çocuktu, belki 16 yaşındaydı.”

Bu, öldürme olayından önce birimdeki hiç kimsenin onun bir çocuk olduğunu ya da en azından bir çocuğa benzediğini bilmediği anlamına gelmez.

Buna ek olarak, Sacerdoti, Spectator okurlarına Haaretz makalesinde, ölen çocuğun bir sivil olduğu ortaya çıktıktan sonra bile birimin bu cinayeti hâlâ meşrulaştırdığını ve komutanın kurbanı haksız bir şekilde “terörist” olarak nitelendirdiğini bildirmekte ihmalkâr davranıyor.

“Bir istihbarat subayı eşyaları topladı ve saatler sonra askerler, çocuğun Hamas üyesi olmadığını, sadece bir sivil olduğunu öğrendi. “O akşam, tabur komutanımız bir teröristi öldürdüğümüz için bizi tebrik etti ve yarın on tane daha öldürmemizi umduğunu söyledi,” diye ekliyor asker. “Birisi onun silahsız olduğunu ve sivile benzediğini belirttiğinde, herkes onu susturmak için bağırdı. Komutan şöyle dedi: ‘Sınırı geçen herkes teröristtir, istisna yok, sivil yok. Herkes teröristtir.’ Bu beni derinden rahatsız etti – bunun için mi evimden ayrılıp fare istilasına uğramış bir binada uyumaya geldim? Silahsız insanları vurmak için mi?”

Sacerdoti, bu olayın “İsrail ordusunun sivillerle savaşçıları birbirinden ayırt etmesinin son derece zor olması” nedeniyle meydana geldiğini öne sürüyor. Oysa Haaretz’in haberine göre, askerler görünmez bir çizgiyi geçtiği için bu çocuğa sevinçle kurşun yağdırmışlar ve onun sivil olduğunu anladıktan sonra bile bu cinayeti desteklemişler; hatta komutanları onları bu nedenle tebrik etmiş. Sacerdoti, Spectator okurlarını bu gerçeklerden habersiz bırakıyor.

'Hedef talimi' teorisi

Sacerdoti, BM raporunun dayandığı mesleki uzmanlığı da sorgulamaktadır. Şöyle yazmaktadır: “Alıntı yapılan bir doktor, vücutta hangi bölgenin vurulduğuna dayanarak İsrailli askerlerin çocukları ‘hedef talimi’ için kullandığını öne sürmektedir, ancak bu tür spekülasyonlar ve tahminler kanıt niteliği taşımaz.”

Oysa bu sadece “spekülasyon ve tahmin” değildir; söz konusu doktor, raporun 13. sayfasında “yaralanmaların yoğunlaşmasına dayanarak” bu sonuca vardığı ve “çok net bir örüntü”den bahsettiği belirtilmektedir. Bu, Sacerdoti’nin iddia ettiği gibi sadece “vurulan vücut kısmına dayanarak” değil, aksine belirli günlerde vücudun belirli bölgelerinin tekrar tekrar vurulduğu gerçeğine dayanmaktadır.

Channel 4 News’in Temmuz 2025’te aktardığına göre, Gazze’deki Nasır Hastanesi’nde gönüllü olarak görev yapan İngiliz gastrointestinal cerrah Nick Maynard bu durumu şöyle doğruladı: “Gıda dağıtım noktalarında ateş açılan, çoğunluğu genç erkek ergenlerden oluşan, bazıları 11, 12, 13, 14 yaşlarında olan çok sayıda yaralı gördük. Tedavi ettiğim ve ameliyatını yaptığım tüm hastalardan aynı hikâyeyi duyuyorum… İsrail askerleri ya da İsrailliler tarafından uzaktan kontrol edilen insansız hava araçları olan quadcopter’lar tarafından vuruluyorlar ve vücutlarının birçok farklı bölgesinden yaralanıyorlar.”

Maynard ayrıca “belirli günlerde farklı vücut bölgelerinde yaralanmaların yoğunlaştığına” dikkat çekerek Channel 4’e şunları söyledi: “Bir gün karınlarından vurulmuş olarak geliyorlar. Başka bir gün ise başlarından ya da boyunlarından vurulmuş olarak geliyorlar. Geçen Cumartesi, hepsi aynı anda gelen ve testislerinden vurulmuş dört genç erkek vardı.”

Maynard şunları ekledi: “Yani çok net bir düzen var ve sanki bugün baş, yarın karın olacak diye bir oyun oynanıyormuş gibi – ve bu yaralanmalar yıkıcı nitelikte.”

Yaralanmaların bu yoğunlaşması ve düzeni, “hedef talimi” teorisini destekliyor. Sacerdoti ise bunu görmezden geliyor.

Bu bağlamda, Mayıs 2025’te Maynard’ın Channel 4’teki röportajından birkaç hafta önce Haaretz’in, Gazze’deki gıda dağıtım noktalarında insani yardım bekleyen silahsız Filistinlilere kasten ateş etmeleri emredildiğini söyleyen askerlerin ifadelerini haber yaptığına dikkat çekmek gerekir.

BM komisyonu, İsrail ordusunun davranışları hakkında bir dizi ağır suçlamaya varan, etkileyici bir rapor yayınladı. Herhangi bir İsrail destekçisinin buna yanıt verme hakkı tam olarak vardır. Sacerdoti, İsrail ordusunu bu korkunç suçlardan aklamak için onurlu ve değerli bir girişimde bulunmuş olsa da, bizce tam tersi yönde işaret eden kanıtların ağırlığı ezicidir.

Sacerdoti’ye, eleştirilerimize yanıt verme fırsatı sunmak amacıyla kendisiyle iletişime geçtik. Bu makale baskıya girerken kendisinden henüz bir yanıt almadık.

BM raporuna buradan ulaşabilirsiniz. Okuyuculardan Sacerdoti’nin sözlerine, hele ki bizim sözlerimize inanmalarını istemiyoruz. Onları raporu kendileri incelemeleri ve kendi sonuçlarına varmalarını istiyoruz.


* Peter Oborne’un yeni kitabı “Complicit: Britain's Role in the Destruction of Gaza” (Suç Ortağı: Gazze’nin Yıkımında İngiltere’nin Rolü), kısa süre önce Or Books tarafından yayımlandı. Oborne, 2022 ve 2017 yıllarında en iyi yorum/blog yazarı ödülünü kazandı ve Middle East Eye için yazdığı makalelerle 2016 yılında Drum Online Media Awards'ta yılın serbest yazarı seçildi. Ayrıca 2013 yılında British Press Awards'ta Yılın Köşe Yazarı ödülüne layık görüldü. 2015 yılında Daily Telegraph'ın baş siyasi köşe yazarı görevinden istifa etti. En son kitabı, Mayıs ayında Simon & Schuster tarafından yayınlanan “The Fate of Abraham: Why the West is Wrong about Islam” (İbrahim’in Kaderi: Batı’nın İslam Hakkında Neden Yanıldığı) adlı eserdir. Önceki kitapları arasında “The Triumph of the Political Class” (Siyasi Sınıfın Zaferi), “The Rise of Political Lying” (Siyasi Yalanların Yükselişi), “Why the West is Wrong about Nuclear Iran” (Batı’nın Nükleer İran Konusunda Neden Yanıldığı) ve “The Assault on Truth: Boris Johnson, Donald Trump and the Emergence of a New Moral Barbarism” (Gerçeğe Saldırı: Boris Johnson, Donald Trump ve Yeni Bir Ahlaki Barbarlığın Ortaya Çıkışı) yer almaktadır.

** Irfan Chowdhury, serbest yazar ve Brighton Üniversitesi’nde doktora öğrencisidir. Doktora tezinin başlığı şöyledir: “2003 ile 2009 yılları arasında Irak’ta İngiliz Ordusu’nun işlediği savaş suçları ne kadar sistematikti? İngiltere’nin reşit olmayan Iraklı erkek çocuklara yönelik istismarlarına dair bir araştırma.” Makaleleri Declassified UK, Middle East Monitor, Bella Caledonia, Iraq Now, Mondoweiss, Roar News, Peace News, Liberated Texts ve Norman Finkelstein’ın web sitesinde yayınlanmıştır.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir