
Gazze'de Cuma gününün anlamı
Türkiye ve Belçika'da, Cuma günü diğer günlerden farksız olabilir. Ancak benim hatıralarımdaki Gazze'de durum böyle değildir.
Alaa Mahdi Kudaih’ın We Are Not Numbers’da yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
Filistin'in Gazze Şeridi'nde cuma günü özel bir gündür. Sadece mübarek bir gün olduğu veya okulun olmadığı tek gün olduğu için değil, aynı zamanda üçlü bir kutlama olduğu için: namaz kılma, akrabalarla bir araya gelme ve daha geniş toplulukla yeniden iletişim kurma zamanıdır.
Cuma günleri, sabah saat 8 civarında anneler erken uyanır. Süpürgelerin zemini süpürürken çıkardığı yumuşak hışırtı, yıkanan tabakların çıkardığı tıkırtı ve Kehf suresi çalan radyonun düşük uğultusu duyulur. Uykunuzda bile, duvarların içinden titreyen mübarek ayetleri duyabilirsiniz, sanki sakin bir kalp atışı gibi, bugünün farklı olduğunu hatırlatır.
Sabah saat 9 veya 10 civarında, anneler dışındaki geri kalanımız kahvaltının kokusuyla uyanırız: bezin altında taze ekmek, zeytin, peynir, humus, nane yapraklarıyla demlenmiş çay ve bazen tencerede kaynayan fasulye.
Kahvaltı, bize ait olan herkesin bir araya geldiği bir zamandır. Amcalar, kuzenler, dedeler ve nineler hepimiz evlerimizin önünde toplanırız. Sandalyelerimizi dışarı çıkarır, güneşin altında daireler oluşturur ve uykulu gülümsemelerle birbirimizi selamlarız. Çocuklar sıcak betonda çıplak ayakla koşar; biri komşunun kedisiyle oynar; biri herkes oturmadan önce gizlice bir parça ekmek alır. Havada ekmek, toz ve deniz esintisiyle karışık ud tütsüsü (Ud ağacından elde edilen doğal bir tütsü) kokusu vardır.
Öğleden önce, erkekler Cuma namazı için hazırlanmaya başlarlar. Duş alırlar, kıyafetlerini ütülerler, saçlarını tararlar ve bileklerine koku sürerler. Onlar evden çıktıklarında, ev daha sessiz hale gelir. İşte o zaman kadınlar öğle yemeğini hazırlamaya başlarlar, sebzeleri soyarken veya hamur yoğururken sohbet ederler, gülerler ve hikâyeler paylaşırlar.
Saat 11:30 civarında, dondurmacı geçer. Aslında tam olarak dondurma değil: Gazan Barrad, limon aromalı bir buzlu içecek. Çaldığı zil sesi, ne yapıyorsak yapalım bizi o anki işimizden alıp götürmeye yeter. Çocuklar sokağa koşar, ceplerinden paralarını çıkarırlar ve herkes herkes için alır. Sadece kendim için aldığım bir Cuma hatırlamıyorum. Bu yanlış gelirdi; Cumalar insanı düşünmeden cömert yapar.
Erkekler namazdan döndüklerinde kıyafetlerini değiştirip öğle yemeği için masaya otururlar. Cuma günü kimse yalnız yemek yemez. Birinin sadece kendine yemek hazırladığını gören komşusu kapısını çalar ve herkesle birlikte yemek yemesini ısrarla ister.
Öğle yemeği zengin, sıcak ve hayat doludur: maklube, tavukla katmanlanmış ve ters çevrilmiş pirinç ve sebzeler, tencere kaldırıldığında buhar çıkarır; Gazze fattah, et suyu ve sarımsakla yumuşatılmış, neredeyse eriyene kadar ıslatılmış ekmek; kabsa, baharatlarla parıldayan ve yumuşak et parçalarıyla süslenmiş uzun taneli pirinç ve kakule kokulu, safranla süslenmiş sarı ve beyaz pirinçten yapılan biryani.
2018'de Gazze'den ayrıldığımdan beri her şey farklı geliyor.
Türkiye ve Belçika'da cuma günü sadece cuma günü, diğer günler gibi bir gün. İnsanlar hızlı yürüyor, sokaklar normal bir gün gibi sessiz ve kimse kutsal bir şeyin yokluğunu fark etmiyor. Bazen işim, derslerim veya randevularım oluyor, Filistin'de cuma günleri hiç olmayan şeyler.
Dünyanın yavaş ve anlam dolu olduğu o sabahları özlüyorum; annemin mutfaktan gelen sesiyle uyanmayı, kuzenimin penceresinden adımı söyleyip bugün ne yiyeceğimizi sorduğunu özlüyorum. O gürültüyü özlüyorum.
En çok, sanki bizim sokağın ötesindeki dünya hiç var olmamış gibi, tüm gün zamanın dışında asılı kalmış gibi hissetmeyi özlüyorum.
Ama uzak olmak hafızamı açgözlü hale getirdi. Cuma günleriyle sınırlı kalmıyor. Dolaşıp duruyor.
Yazın balkonda geçirdiğim geceleri özlüyorum, klima çalışmadığı için dışarıda uyuduğumuz geceleri. Gökyüzü tavanımızdı, yıldızlar da lambamız. Amcalarım ve teyzelerimle bahçelerinde oturup, kart oynayıp, karnımız ağrıyana kadar gülmeyi, gece yarısı maklube pişirmeyi ya da sabahın 2'sinde aniden barbekü yapmaya karar vermeyi özlüyorum. Şiltelerimizi terasa sürükleyip, serin gece esintisinin altında uzanıp, amcamın hayat ve dünya hakkında yaptığı sihirli konuşmaları dinlemeyi özlüyorum.
Amcalarım ve teyzelerim: Onlar tanıdığım en komik, en güçlü insanlar.
Şimdi, tüm evlerimiz yıkıldı. Bunu kendi gözlerimle görmedim. Şafak vakti kuzenimin gönderdiği titrek bir telefon videosunda gördüm. Daha sonra haberlerde tekrar gördüm. Ekranımdaki yıkık binaları kafamdaki haritayla eşleştirmeye çalışıyorum: burası kapımızdı, burası incir ağacı, burası her yaz yataklarımızı sürüklediğimiz köşe. Bir yabancının şehrinin yıkıldığını izlemek gibi, gerçek dışı geliyor.
Ve kalbimi en çok kıran şey sadece yıkım değil, kafamda sürekli dönen şu soru: Artık yeni anılarımızı nerede oluşturacağız?
Bazen tüm bu anılar gerçek değilmiş gibi, başkasınınmış gibi geliyor. Neredeyse yedi yıldır yurtdışında olmak, üç yıldan fazla süredir ailemi görmemek, her şeyin kenarlarını yumuşattı. Görüntülü görüşmelerde onlara bakıyorum ve aramızdaki mesafeyi hissediyorum. Ağızlarının hareket ettiğini görebiliyorum, ama onlara ulaşamıyorum. Yüzler bulanıklaşıyor. Sesler geç geliyor. Sevgi bile gecikmeli geliyor. Sanki ellerimde su tutmaya çalışmak gibi: değerli bir şey, sürekli parmaklarımın arasından kayıp gidiyor.
Ekranlardan nefret ediyorum. Sevdiğim insanları soğuk ve düz hale getirmelerinden nefret ediyorum. Onları kucaklamak, koklamak, dışarıda kahvaltı yaparken yanlarında oturmak istiyorum. Seslerini gecikme olmadan, kesinti olmadan, bağlantı koptuğunda gelen sessizlik olmadan duymak istiyorum. Onlarla birlikte olmak istiyorum, camdan bir dikdörtgenin arkasında değil.
Bizi özlüyorum.
Dünya değişmeden önceki halimizi özlüyorum.
* Alaa Mahdi Kudaih, Gazze'li bir fotoğrafçı ve içerik oluşturucusudur. 2018 yılında, psikolojik danışmanlık ve rehberlik eğitimi almak üzere Türk hükümetinden tam burs kazandı ve 2023 yılında Sakarya Üniversitesi'nden mezun oldu. Kısa süre önce Belçika'ya taşındı.
Alaa, ruh sağlığı konusunda farkındalığı artıran bilgileri paylaşmayı ve yayınlamayı amaçlayan “Dmma Therapy”nin kurucusudur. Türkçe, İngilizce ve Arapça dillerinde yüz yüze ve çevrimiçi psikolojik danışmanlık seansları düzenlemektedir. Gandhi'nin “Dünyada görmek istediğin değişimi kendin gerçekleştir” sözünü sık sık alıntılamayı sever ve dünyayı değiştirmek isteyen herkes için ruh sağlığının çok önemli olduğuna inanır.



HABERE YORUM KAT