1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Gazze örneği ve soykırım kavramının yeniden tanımı
Gazze örneği ve soykırım kavramının yeniden tanımı

Gazze örneği ve soykırım kavramının yeniden tanımı

Mehmet Rakipoğlu, soykırım araştırmacısı Martin Shaw’un analizlerinden hareketle Gazze’de yaşananların yalnızca bir savaş değil, modern soykırımın yeni biçimi olduğunu söylüyor.

14 Mart 2026 Cumartesi 20:02A+A-

Mehmet Rakipoğlu / Fokusplus

Gazze Soykırımı ve Akademi – I

7 Ekim 2023 sonrasında İsrail’in Gazze üzerinde tatbik ettiği soykırım ve yıkım, yalnızca uluslararası siyasetin değil aynı zamanda soykırım çalışmaları literatürünün de merkezine yerleşmiştir. Uzun yıllar boyunca soykırım kavramı çoğunlukla Holokost, Ruanda ve Bosna gibi tarihsel vakalar üzerinden tartışılmışken, Gazze meselesi bu literatürde yeni bir kırılma yaratmıştır. Özellikle soykırım çalışmaları alanının önde gelen teorisyenlerinden biri olan Martin Shaw, Gazze’de yaşananları yalnızca belirli bir bölgesel savaşın sonucu olarak değil, modern dünyada soykırımın dönüşümünü gösteren tarihsel bir olay olarak değerlendirmektedir. 

Shaw’un 2025 yılında yayımlanan The New Age of Genocide adlı kitabı ile aynı yıl Journal of Genocide Research’te yayımlanan “The Genocide that Changed the World” başlıklı makalesi, ve E-International Relations isimli sitede yayımlanan ‘Genocide in the New Geopolitics’ başlıklı yazısı, bu tartışmanın teorik çerçevesini ortaya koyan en önemli akademik çalışmalar arasında yer almaktadır.  

Shaw’un temel iddiası, Gazze’de yaşananların yalnızca bir savaşın parçası değil, modern soykırımın yeni bir biçimini temsil eden tarihsel bir dönüm noktası olduğudur. Ona göre Gazze örneği, soykırımın uluslararası sistemdeki konumunu değiştirmiş ve kavramın hem akademik hem de siyasal kullanımını yeniden şekillendirmiştir. Bu nedenle Gazze, yalnızca Ortadoğu siyaseti açısından değil, aynı zamanda soykırım çalışmalarının teorik temelleri açısından da önemli bir vaka olarak görülmektedir. 

Gazze’nin soykırımsal yapısı ve tarihsel arka plan 

Shaw’un analizinin merkezinde yer alan ilk kavram “genocidal structure”, yani “soykırımsal yapı” kavramıdır. Shaw’a göre Gazze’de yaşananların anlaşılması için 7 Ekim sonrasında başlayan İsrail saldırganlığına bakmak yeterli değildir. Aksine, İsrail sorunu uzun bir tarihsel süreç içinde oluşmuş bir yapısal dinamik içinde değerlendirilmelidir. Bu bağlamda Shaw, Filistin’deki işgalin, etnik temizliğin ve soykırımın kökenlerini 20. yüzyılın başlarına, yani Siyonist yerleşim projesinin ortaya çıktığı döneme kadar götürmektedir. 

Martin Shaw

Shaw’a göre Siyonist hareketin temel hedeflerinden biri, Mandater Filistin topraklarında Yahudi çoğunluğa sahip bir devlet kurmaktı. Bu hedef ise çoğu zaman Filistinli Arap toplumunun yerinden edilmesi veya ortadan kaldırılması gibi fikirlerle ilişkilendirilmiştir. Bu durum Shaw’un ifadesiyle Filistin’de “potansiyel bir soykırım yapısı” yaratmıştır. Bu yapı zaman içinde farklı biçimlerde ortaya çıkmıştır. Örneğin 1948’deki Nekbe sırasında yaklaşık 750 bin Filistinlinin zorla yerinden edilmesi, Shaw tarafından Filistin toplumunun parçalanmasına yol açan “kurucu olay” olarak değerlendirilir. Benzer şekilde 1967 savaşında yüz binlerce Filistinlinin daha yerinden edilmesi olarak bilinen Nekbe de bu soykırımsal yapının devamı olarak görülmektedir. 

Shaw, özellikle Gazze Şeridi’nin 2000’li yıllardan itibaren maruz kaldığı abluka rejimini bu yapının en sert biçimlerinden biri olarak tanımlar. Ona göre Gazze’de uygulanan abluka, nüfusun günlük yaşamını kontrol eden bir kolektif cezalandırma mekanizması yaratmıştır. İsrail’in zaman zaman gerçekleştirdiği askeri operasyonlar ve sivil altyapıyı hedef alan bombardımanlar ise bu yapının sürekliliğini pekiştirmiştir. Shaw bu durumu bazen “slow-motion genocide” yani “yavaş ilerleyen soykırım” kavramıyla açıklar. Bu kavram, toplumun doğrudan kitlesel katliamlarla değil, yaşam koşullarının sistematik biçimde bozulması yoluyla zayıflatılması anlamına gelir. 

Bu tarihsel çerçeve içinde Shaw, 7 Ekim’de gerçekleşen Aksa Tufanı operasyonunu da Filistin’deki bu soykırımsal yapının bir sonucu olarak yorumlar. Ona göre Hamas’ın gerçekleştirdiği operasyon, zaten var olan yapıyı dramatik biçimde harekete geçiren bir kırılma yaratmıştır. Ancak bu operasyonun ardından İsrail’in Gazze’de uyguladığı askeri strateji, Shaw’a göre daha önce görülmemiş ölçekte bir yıkım yaratmıştır. 

Gazze soykırımının dinamikleri 

Shaw’un analizinde ikinci önemli unsur, Gazze’de yürütülen askeri operasyonların karakteri ve dinamikleri üzerine yaptığı değerlendirmedir. Shaw’a göre Gazze’deki süreç yalnızca konvansiyonel bir savaş olarak açıklanamaz. Çünkü savaşın hedefi yalnızca silahlı bir örgüt değil, aynı zamanda sivil toplumun bütün altyapısıdır. 

Shaw, Gazze’de yürütülen askeri stratejinin birkaç temel unsurdan oluştuğunu ileri sürer. Bunlardan ilki yoğun bombardıman politikasıdır. İsrail ordusunun büyük tonajlı bombalar kullanarak yoğun nüfuslu bölgeleri hedef alması, Shaw’a göre yalnızca askeri hedefleri değil aynı zamanda sivil yaşam alanlarını da yok etmektedir. İkinci unsur ise altyapının sistematik biçimde yıkılmasıdır. Hastaneler, okullar, üniversiteler ve kültürel kurumların hedef alınması, Shaw’a göre Filistin toplumunun sosyal dokusunu zayıflatmayı amaçlayan bir stratejinin parçasıdır. 

Bu sürecin üçüncü önemli boyutu ise açlık politikasıdır. Shaw, Gazze’de uygulanan abluka ve insani yardımın kısıtlanmasını soykırım analizinin merkezine yerleştirir. Raphael Lemkin’in klasik soykırım tanımına atıf yapan Shaw, bir grubun yaşam koşullarının bilinçli biçimde yok edilmesinin de soykırım kapsamına girebileceğini vurgular. Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’nin II(c) maddesinde yer alan “bir grubun yaşam koşullarını fiziksel yok oluşa yol açacak şekilde bozmak” ifadesi, Shaw’un Gazze analizinde önemli bir referans noktasıdır. 

Shaw ayrıca Gazze’de yaşananları “ghettoization”, yani gettolaşma kavramıyla da ilişkilendirir. Ona göre Gazze’deki yaşam koşulları, özellikle 2024 sonrasında, tarihsel getto örnekleriyle karşılaştırılabilecek bir noktaya ulaşmıştır. Nüfusun büyük kısmı yerinden edilmiş, şehir altyapısı çökmüş ve milyonlarca insan temel gıda ve sağlık hizmetlerinden yoksun bırakılmıştır. Shaw bu durumu, Filistin toplumunun yalnızca fiziksel olarak değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel olarak da zayıflatılması anlamına gelen bir süreç olarak yorumlar. 

Yeni bir soykırım çağı ve literatüre katkısı 

Shaw’un çalışmasının en önemli teorik katkısı, Gazze’yi “yeni bir soykırım çağının başlangıcı” olarak yorumlamasıdır. Ona göre 1990’lı yıllarda Bosna ve Ruanda gibi örnekler üzerinden gelişen soykırım literatürü, büyük ölçüde Batı’nın müdahale etmeyerek soykırımı engelleyememesi sorununa odaklanmıştır. Samantha Power gibi araştırmacılar bu dönemi “non-intervention” yani müdahale etmeme politikasıyla açıklamışlardır. 

Shaw’a göre Gazze bu paradigmayı kökten değiştirmiştir. Çünkü bu kez soykırım yalnızca müdahale edilmeyen bir olay değil, aynı zamanda uluslararası sistem içindeki güçlü aktörlerin doğrudan veya dolaylı desteğiyle gerçekleşen bir süreç olarak ortaya çıkmıştır. Shaw özellikle ABD’nin askeri ve diplomatik desteğinin bu süreçte belirleyici olduğunu savunur. Ona göre Batılı devletlerin sağladığı siyasi koruma ve askeri yardım, Gazze’de yürütülen operasyonların sürdürülebilmesinde kritik rol oynamıştır. 

Bu çerçevede Shaw, soykırımın yalnızca devlet merkezli bir suç olarak değil, aynı zamanda çok aktörlü bir “perpetrator bloc” tarafından gerçekleştirilen bir süreç olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürer. Bu blok yalnızca devlet liderlerini ve askeri kurumları değil, aynı zamanda medya, siyasi partiler ve bazı toplumsal kesimleri de içerebilir. Shaw bu yaklaşımıyla soykırım çalışmalarında devlet dışı aktörlerin rolüne daha fazla dikkat çekilmesi gerektiğini savunmaktadır. 

Son olarak Shaw, Gazze’nin soykırım kavramının akademik kullanımını da değiştirdiğini ileri sürer. Uzun yıllar boyunca bazı araştırmacılar soykırım kavramını yalnızca Holokost gibi “maksimal” örneklerle sınırlı tutmaya çalışmıştır. Shaw’a göre Gazze bu yaklaşımın sürdürülemez olduğunu göstermiştir. Çünkü modern dünyada soykırım çoğu zaman farklı yöntemlerin birleştiği karmaşık süreçler şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bombardıman, açlık politikaları, zorla yerinden edilme ve kültürel yıkım gibi farklı yöntemler aynı anda kullanılabilir. 

Sonuç 

Martin Shaw’un Gazze üzerine geliştirdiği analiz, soykırım çalışmalarında önemli bir teorik tartışma başlatmıştır. Shaw’a göre Gazze’de yaşananlar yalnızca belirli bir savaşın sonucu değil, modern soykırımın dönüşümünü gösteren tarihsel bir dönüm noktasıdır. Filistin’de uzun süredir var olan “soykırımsal yapı”, 7 Ekim sonrasında yeni bir aşamaya girmiş ve Gazze’de yürütülen askeri strateji sivil toplumun sistematik biçimde zayıflatılmasını hedefleyen bir sürece dönüşmüştür. 

Shaw’un çalışmaları aynı zamanda soykırım kavramının yeniden düşünülmesi gerektiğini savunmaktadır. Ona göre soykırım yalnızca doğrudan kitlesel katliamlarla değil, aynı zamanda bir toplumun yaşam koşullarını yok eden çok boyutlu politikalarla da gerçekleşebilir. Bu nedenle Gazze meselesi, yalnızca Orta Doğu’daki bir çatışma değil, aynı zamanda soykırım çalışmalarının teorik ve kavramsal sınırlarını yeniden tanımlayan bir vaka olarak görülmektedir. 

Bu tartışma, Gazze’nin yalnızca siyasi bir kriz değil, aynı zamanda akademik literatürde yeni sorular ortaya çıkaran bir olay olduğunu göstermektedir. Soykırım kavramının nasıl tanımlanacağı, uluslararası sistemin bu tür suçlar karşısındaki rolü ve savaş ile soykırım arasındaki ilişki gibi sorular, Gazze üzerinden yeniden düşünülmektedir. Shaw’un çalışmaları bu nedenle yalnızca Filistin meselesine dair değil, modern dünyada devlet şiddetinin doğasına ilişkin daha geniş bir teorik tartışmanın parçası olarak değerlendirilmektedir. 

HABERE YORUM KAT