
Fatmanur Altun'la Seyyid Kutub Üzerine...
Çağdaş İslami uyanış sürecine katkılarıyla ve tabii bununla birlikte örnek yaşantısıyla adından söz ettiren Seyyid Kutup’un yaşamının izdüşümlerine, düşünsel gelişimine, öncülüğüne dair bir konuşma gerçekleştirdik Fatmanur Altun’la.
Unutulmuş bir türün, yani biyografinin verimli zamanlarındayız. Son dönemde kültür dünyasında gerek nehir söyleşiler biçiminde olsun gerekse biyografiler biçiminde olsun okurun oldukça ilgisini çeken biyografi kitaplarına her gün bir yenisi daha ekleniyor. Monografilerin ve biyografilerin yazın ekininin gelişmesi, bizden sonraki kuşaklara kaynak teşkil etmesi açısından önemi her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. Fatmanur Altun'un kaleme aldığı Seyyid Kutup(İlke Yayıncılık, 2. Baskı, 2007) biyografisi Seyyid Kutup'un yaşamını tüm ayrıntılarıyla anlatıyor. Bu bakımdan Fatmanur Altun'un kaleme aldığı biyografi denemesi yerinde ve sevindirici bir çabadır. Çağdaş İslami uyanış sürecine katkılarıyla ve tabii bununla birlikte örnek yaşantısıyla adından söz ettiren Seyyid Kutup'un yaşamının izdüşümlerine, düşünsel gelişimine, öncülüğüne dair bir konuşma gerçekleştirdik Fatmanur Altun'la.
-Kitabınızın girişinde "Bir insanın hayatını yazma gayreti, muhatabını ister istemez bir edebi tür olarak biyografinin özelliklerini sınırlılıklarını bilme zorunluluğu ile baş başa bırakır" diyorsunuz. Biyografiler bir kişiyi tanıma noktasında nasıl bir imkân sunar bize?
Biyografi, basitçe ifade edersek, bir kimsenin hayatını anlatan eserdir. Ancak biyografi denilince bir kimsenin nerede doğduğu, ailesi, eğitim durumu ve hayatının önemli uğraklarının dökümünün sunulduğu teknik bir çalışmayı anlamak yeterli olmayacaktır. Zira biyografi, hayatını anlattığı kişiyi, izole bir varlık olarak görmez. Onu, yaşadığı zaman ve mekân içerisinde anlamlı bir yere oturtmaya çalışır. Zaman ve mekânın anlaşılabilmesi içinse söz konusu zamana ve mekâna etki eden olaylar ve süreçler anlaşılmalıdır. Bu yönüyle biyografi çok yönlü bir hayat hikâyesidir aslında. Bütünlüklü bir resim çekmeyi hedefleyen, muhatabını hem kuş bakışı hem de yatay düzlemde ayrıntılarıyla görmeyi ve göstermeyi hedefleyen bir eserdir. Bu nedenle hakkı vererek çalışılmış biyografiler, tanımayı arzu ettiğimiz kişilerle ilgili bulunmaz hazinelerdir. Kişinin hayatı, çalışmalarına etki eden olaylar, olumlu, olumsuz yönleri hakkında, basit bir çaba ile ulaşılabilecek olandan fazlası vardır onlarda. Kendi eserlerinden, haklarında çıkan haberlerden, röportajlardan elde edebileceğinizden daha fazlasını vaat eden panoramik çalışmalardır biyografiler.
-Çağdaş biyografi yazarlarından Liz Behmoaras "Biyografi yazarı, yazacağı eserin konusunu asla tesadüf eseri seçmez" diyor. Yazmış olduğunuz biyografiden yola çıkarak bir yanıt vermenizi istiyorum; hangi iteleyici unsurlar size Seyyid Kutup'un hayatını yazdırdı? Kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz? Nasıl başladı?
Seyyid Kutup ismi, Türkiye'de yaşayan ve özellikle de 80'li yıllardan sonra tecrübe edilen İslami canlanma sürecine bir yerlerinden dâhil olan hemen herkesin tanıdığı önemli bir isim.
Özellikle bir dönem, geniş bir coğrafyada olduğu gibi, Türkiye'de yaşayan Müslümanların da, modern dünyada Müslüman olarak var olabilme arayışlarında önemli katkılar sağlamış bir düşünür.
Muhtevasını, yöntemini, üslubunu tartışabilirsiniz. Fakat şurası bir gerçek ki, Seyyid Kutup pek çok düşünürün sormaktan kaçındığı soruları sorabilmiş ve cesur cevaplarla insanların karşısına çıkmış. Düşüncelerinin sonuna kadar arkasında durmuş. Tüm bu özellikler onu, hala konuşulan, tartışılan, etkilenilen bir isim haline getirmiş. Fakat ilginçtir, fikirlerinin hakkı verilerek konuşulduğunu, tartışıldığını düşünmüyorum. Bütün büyük düşünürlerin az çok yaşadığı bir sürece muhatap olmuş Kutup. Eserlerini kimi zaman iyi niyetle, kimi zaman da pragmatist amaçlarla yorumlayanların, Seyyid Kutup'un fikirlerinin önüne geçtiğini ve kitlelerin Seyyid Kutup imajını belirlediğini düşünüyorum. Seyyid Kutup'u belli kalıplar içince anlama alışkanlığının ortadan kaldırılması, özgüleştirilmesi gerektiğine inanıyorum. Aslında her düşünürü özgürleştirmek gerekiyor. Bu modern dönemin birçok İslam önderi için de aynen geçerli.
Bir de meselenin farklı bir boyutu var. İslam dünyasında bu kadar etki etmesine rağmen, özellikle Batı dünyasında fazla tanınmamış Seyyid Kutup. Daha doğrusu yanlış yahut eksik tanınmış. Son yıllara dek hakkında yapılmış fazla bir çalışma yok Batı dünyasında. Eserleri tam olarak çevrilmemiş. Buna rağmen, örneğin İslami terörün ideologu olarak tanınıyor Batı dünyasında. Fikirleri gerektiği gibi tartışılmamış, önyargıların ötesine geçilememiş.
Hasıl-ı kelam, Seyyid Kutup en az Batılılar kadar bizim de anlamamız, yeniden konuşmamız gereken bir isim. Tüm bu nedenler biyografiyi yazmamda etkili oldu şüphesiz.
-Seyyid Kutup'u kaleme alırken, zorluk çektiğiniz anlar oldu mu? Örneğin Batı dünyasında "son yıllara dek Seyyid Kutup hakkında kayda değer hiçbir çalışma yapılmamıştır" diyorsunuz. Başka ne gibi eksikliklerle karşılaştınız? Bunu tabii biyografi yazımının ne kadar da büyük uğraş gerektirdiğini imlemek açısından soruyorum...
Seyyid Kutup kadar önemli bir isim hakkında bu kadar az çalışılmış olmasını yadırgadım ilk olarak. Gerek Batı'da, gerek İslam dünyasında. Kaliteli çalışmaları tenzih ederim ki onlar da gerçekten çok az, yapılmış çalışmalarda da ciddi bir kalite sorunu vardı. Öyle ki teknik meselelerde bile, örneğin Seyyid Kutup'un, Amerika'ya gidiş tarihi gibi basit bir meselede bile çelişkilerle karşılaştım. Birbirini tutmayan, eksik, çelişkili bilgileri ayıklamak çalışmanın zorlu kısımları arasında yer aldı.
-Hepsinin yeri ayrı, hepsi kendince bir Seyyid Kutup tasavvuru sunan kitaplar var. Seyyid Kutup biyografisini bu konuda kaleme alınan diğer Seyyid Kutup biyografilerinden ayıran özellik/ler denildiğinde neler söylemek istersiniz?
Her kitap yazarının çocuğudur. O yüzden kişinin kendi eseri hakkında konuşması objektif bir değerlendirme getirmeyecektir. Bu nedenle ancak, bu çalışmada ne yapmaya çalıştığımı, neyi yakalamaya çalıştığımı söyleyebilirim. Az önce de bahsettiğim gibi, Seyyid Kutup literatürü en basit ifadeyle eksik bir literatür. Özellikle iyi bir çerçeve metin hemen hemen yok gibi. Ben kendi çalışmamla bu eksikliğe dikkat çekmek istedim.
-Hallet Carr öne çıkmış kişiler için "tarihi sürecin hem etmeni hem de ürünü olarak sivrilmiş birey" tanımını yapar. Buradan hareketle şunu sormak istiyorum: Seyyid Kutup nasıl bir dünyaya doğdu, bu dünyadan nasıl etkilendi, bu dünyayı nasıl etkiledi?
Seyyid Kutup, hem Batı dışı dünya, hem de İslam dünyası açısından son derece kritik bir süreçte dünyaya geldi. 20. yüzyılın başlangıcı sıkıntılı, çalkantılı bir süreçti biliyorsunuz.
Seyyid Kutup 1906'da dünyaya geldi. Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışı ve İslam âleminin parçalanışı, İkinci dünya savaşı, İsrail devletinin kuruluşu gibi travmatik olaylara şahitlik etti Kutup. Tüm bu travmalar ve dönüşümler onun zihinsel serüveninde önemli roller oynadılar. İlk planda, yetiştiği dindar ve mutlu aile ortamına rağmen, özellikle de edebiyata duyduğu ilginin de etkisiyle Batılı hayat algısını benimsemişti Kutup. Fakat sonraki yıllarda, Batılı devletlerin Arap halklarına karşı tutumları, özellikle de İsrail devletinin kuruluşu ve Amerika seyahati gibi olaylar, Kutup'un zihninde önemli kırılmalar meydana getirdi.
O noktadan sonra Kutup, Batılı dünya tasavvuru üzerine daha fazla düşünmeye ve onu giderek daha fazla eleştirmeye başladı. Özellikle sömürgecilik ve kapitalizm eleştirisi, Batılı tasavvura yönelttiği eleştirinin merkezine oturdu. Kutup'un bu eleştirelliği ve önerdiği Kur'an merkezli tasavvur kitleler üzerinde de etkili oldu. Özellikle Müslüman Kardeşlerin aktif bir üyesi haline geldikten sonra bu etki daha da kitleselleşti denebilir.
-Pek çok özelliği kimliğinde barındırır Seyyid Kutup: Edebiyat ilgisi... Mısır Eğitim Bakanlığı'nda bir eğitimci, sol düşünceyle irtibatlı, Müslüman Kardeşler ile çalışmış, tefsir yazmış ve nihayet bir kopuş metni olarak Yoldaki İşaretler... Bu kadar çeşitliliği bir arada barındırıyor olmasını ve bütün bunlardan kesinkes kararlı bir tutumla kopuşunu neye bağlıyorsunuz?
Seyyid Kutup çok yönlü bir düşünürdü. Kendisine hiçbir zaman düşünsel bariyerler koymadı. Bağlandığı şeyi sonuna kadar araştırmaktan korkmadı. Zihin konforunu her şeyin önünde tutan günümüz yarı-aydınları gibi yalnızca işine gelenleri almak, işine gelmeyenleri görmezden gelmek Kutup'un mizacına uygun değildi. O nedenle durmadan okuyor, düşünüyordu. Bağlandığı şey tutarlı görünmemeye başladığı anda ondan uzaklaşmaktan çekinmedi hiçbir zaman.
Başlangıçta edebiyatla ilgiliydi ve kendisini İslam ve Arapça karşısında Mısırcılık hareketinden yana konumlandırmıştı. Hatta bu konumlandırış ona Mısır edebiyat camiasında saygın bir yer ve önemli ilişkiler de kazandırmıştı. Fakat gerek siyasi gelişmeler gerekse entelektüel çabaları ona bu düşüncenin sığ yanlarını gösterdiğinde, zikrettiğim tüm kazanımları elinin tersiyle itmekten çekinmedi.
Sonrasında tedrici olarak İslami hayat tasavvurunun çizgileri içine girdi ve burada da bağlandığı şeyi sorgulamaya devam etti. Aslında bu sorgulamayı hayatı boyunca alttan alta hep yapmıştı. Düşünsel pek çok uğrak noktasından sonra bu kadar kararlı ve inanmış bir biçimde İslami hayat anlayışına bağlanmasında, bu çeşitliliğin büyük etkisi oldu.
Seyyid Kutup inandığı şeyde sonuna kadar giden bir mizaca sahip olduğu için keskin kopuşlar onu ürkütmemişti.
-Kutup'un Batı hakkındaki bilgisi yalnızca kitaplardan değildi, bunun dışında kişisel bir Batı tecrübesi de mevcuttu. 1949 ve 50'de Amerika'da öğrenim gördü. Bu dönemdeki tecrübesiyle ilgili yazdıklarının akıbeti hakkındaki tartışmalar nelerdir? Bu bilgiler tamamen mevcut olsaydı Seyyid Kutup biyografisi çok farklı boyutlara ulaşırdı mıydı?
Seyyid Kutup 1948 yılının ikinci yarısında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından görevli olarak ABD'ye gönderildi. Orada resmi olarak eğitim sistemini araştırması isteniyordu. Fakat bir taraftan da muhalif bir duruş sergilemeye başladığı için tabiri caizse ıslah olması maksadıyla da gönderilmişti Amerika'ya. Batılı yaşam tarzının güzelliklerini bizzat müşahede etmesi ve böylece muhalefeti bırakması ümit ediliyordu.
Fakat beklendiği gibi olmadı ve onu Amerika'ya gönderenler, geri döndüğünde fikirleri daha da billurlaşmış bir Kutup'la karşılaştılar.
Kutup, buradaki gözlemlerini Gördüğüm Amerika adıyla kitaplaştırdı. Kitabın akıbeti ise tartışmalı. Bir rivayete göre kitap Mısır'da yasaklandı, bir başka rivayete göre ise basılmadan önce Mısır hükümetinin baskısı sonucu, Kutup'un emanet ettiği bir şahıs tarafından ortadan kaldırıldı. Neticede bugün kitap mevcut değil. Ancak elimizde, Kutup'un kendisinden kalkarak söz konusu kitabı yazdığı bir makale mevcut. İnsani Değerler Ölçüsünde Gördüğüm Amerika adlı bu makalenin, Kutup'un düşüncelerini kısmen yansıttığını düşünüyorum.
Buradan sorunuza gelirsek, eğer bu bilgilerin hepsi elimizde olsaydı Seyyid Kutup biyografisi farklı olur muydu diye sorarsak, bunu tam anlamıyla bilmek tabi ki mümkün değil. Ben öyle olacağını zannediyorum.
-Erken dönem entelektüel uğraşları onun daha sonraki düşüncelerini nasıl etkilemiştir?
Erken dönem entelektüel uğraşları Kutub'un sonraki yıllardaki düşüncelerinin güçlü olmasında önemli rol oynamış. O kendisini her iki tarafı da görmüş olarak değerlendiriyordu. Batılı hayat tasavvurunda sonuna kadar gitmiş, tatmin olmadığı için oradan geri dönmüştü. Bu nedenle, erken dönem entelektüel uğraşlarının, Seyyid Kutub'un sonraki düşünceleri için birer sağlama imkânı olduklarını söylemek mümkün. Burada İsmet Özel'in "Küfre yaklaştıkça, imanım artıyor."dizesinin, bir yönüyle Seyyid Kutup için de geçerli olduğunu düşünüyorum.
-Seyyid Kutup'un sizi en çok etkileyen özelliği ya da taşıdığı farklı dönemleri arasında sizin için en belirleyici olanı hangisi oldu?
Seyyid Kutup en başta kendisini kandırmayan bir yapıya sahipti. Kimilerinin sinir bozucu bulacağı kadar inatçıydı. Çalışkandı. Bir o kadar da cesurdu. Günümüzün yarı-aydınlarının pek çoğu önce kendilerini kandırıyorlar. Seyyid Kutup önce kendisine saygı duyduğu için, kendisini duygusal olarak bağlı hissetse bile, bir şeyi sorgulamaktan çekinmiyordu. Tatmin olmadan soru sormayı bırakmıyordu. Azametli bir görüntüsü ya da çok sağlıklı bir bünyesi yoktu fakat bunları kendisine mazeret olarak görmüyordu. İnsan olmanın gücünü kullanmaktan, düşünmekten, soru sormaktan ve düşünceleri konusunda ayak diremekten vazgeçmeyişi her halde Seyyid Kutup'ta en çok etkilendiğim yönler.
-Seyyid Kutup belli bir dönem Müslüman Kardeşler'e katılıyor. Müslüman Kardeşler içinde Seyyid Kutup'un konumu neydi? Müslüman Kardeşler'in Mısır'ın dışına yayılmasında Seyyid Kutup'un nasıl bir etkisi olmuştur?
Seyyid Kutup'un, Amerika'dan döndüğü yıl olan 1951'e kadar Müslüman Kareşler'le organik bir bağı yoktu. Fakat Amerika'da yaşadığı iki önemli olay, onun Müslüman Kardeşler'e yönelik ilgisinin artmasına neden oldu. Bu olaylardan biri Müslüman Kardeşler Cemiyeti'nin lideri olan Hasan el-Benna'nın şehit edilmesiydi. Amerikan kamuoyunun bu haberi memnuniyetle karşıladığını bizzat müşahede etti Kutup. Bu durum onda bir kırgınlık yarattı ve ülkesinde yaşanan gelişmelere daha farklı bir gözle bakmaya başladı. İkinci hadise, Kutup'un bir İngiliz ajanı ile arasında geçen bir diyalogdu. Söz konusu ajan, konuşmaları esnasında Kutup'a, Hasan el-Benna ve örgütü hakkında bir istihbarat belgesi göstermiş ve Müslüman Kardeşler'in, Doğu'da, Batı medeniyetine karşı durabilecek tek hareket olduğunu söylemişti. Bu olaylar ve ülkenin çalkantılı siyasi atmosferi, geri döndüğünde Kutup'un, Müslüman Kardeşler ile temasa geçmesine neden oldu ve Cemiyetin yayın organı olan el-Dava'da yazmaya başladı. 1952 yılına gelindiğinde ise Cemiyetin resmen üyesi oldu ve bu tarihten itibaren Kutup'un kaderi, Cemiyet'in kaderi ile iç içe geçti.
Kutup, kurumsal anlamda Cemiyet'in liderliğini hiçbir zaman yapmadı. Fakat Cemiyet'in önde gelen fikri beslenme kaynaklarından biriydi. Zaten hükümetin, Kutup'a yönelik sert tedbirlerinin nedeni de bu fikri önderlikti.
Cemiyet'in, Mısır'ın dışına taşmasında Kutup'un etkisine gelecek olursak şunları söyleyebiliriz. Her şeyden önce Cemiyet, Kutup'u saflarına katmadan önce de Mısır dışına taşmış bir yapıydı. Zira Cemiyet ümmetçi bir anlayışı savunuyordu. Lider Hasan el-Benna, Mısır'ın sorunları ile İslam âleminin diğer parçalarının sorunlarını birbirinden ayrı tutmuyordu. Bu da kısa sürede Mısır dışına taşan bir yapının oluşmasına zemin hazırladı. Seyyid Kutup'un buradaki rolü, Cemiyet'in, tıpkı Mısır'daki üyeleri gibi, Mısır dışındaki üyeleri için de gerekli olan fikri önderlik noktasında ortaya çıktı. Cemiyet'in tüm İslam aleminde bir fenomen haline gelmesi ve bir model olarak alınmasında Kutup'un kaleminin yadsınamaz bir etkisi oldu.
-Kutup'un düşüncelerinin, eserlerinin ve algılanmasının Türkiye'deki seyri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Kutup'un eserleri erken sayılabilecek bir dönemde Türkçe'ye çevrildi ve geniş bir kesim tarafından okundu. Bu ilgide, özellikle 1980'lerden sonra etkisini hissettirmeye başlayan İslami bilincin yükselmesi sürecinin çok büyük etkisi oldu. Modern dünya ile yüzleşmek isteyen Türkiyeli Müslümanların bir dönem önemli bir durağı oldu Kutup.
Kutup'un fikirlerinin ülkemizdeki etkileriyle ilgili değinmek istediğim diğer bir önemli nokta da şu. Az önce Kutup'un Batılı hayat tasavvuruna yönelik eleştirisinin merkezinde sömürgecilik ve kapitalizm karşıtlığı olduğunu söylemiştim. İlginçtir, ülkemizde ve pek çok coğrafyada Kutup'un kapitalizm karşıtlığından ziyade, sosyalizm karşıtlığı ön plana çıkmıştır. Bunda, Kutup'un fikirlerinin konuşulmaya başlandığı dönemde tüm dünyayı etkisi altına alan Soğuk Savaş'ın ve özellikle Türkiye gibi ülkelerde etkili olan sosyalizm karşıtlığının etkisi olduğunu düşünüyorum. Yani Kutup, kapitalizme de en az sosyalizme olduğu kadar belki ondan daha fazla karşı oldu. Fakat o dönemde bu karşıtlık fazla ön plana çıkarılmadı. Bunda konuşmamın başında bahsettiğim Seyyid Kutup yorumcularının çok büyük etkisi oldu.
Bu süreçte, Türkiye'de son derece zengin bir düşünce birikimine sahip olan İslamcılık her nasıl olduysa, düşünsel kaynaklarından koparıldı. Bu kesinlikle bir projeydi ve bu projenin sahipleri Seyyid Kutup da dâhil olmak üzere birçok ismi kullanmak istediler. Peki, sonuç ne oldu? Tam bir kamplaşma. Bu kamplaşma uzun vadede radikalizm yanlıları ve karşıtları şeklini aldı. Radikalizm yanlıları, Kutup'u bayraklaştırırken, karşıtları da Kutup'u topa tuttu. Bunları yine İslamcılık çatısı altındakiler için söylüyorum. Fakat ilginç olan, ne bayraklaştıranların ne eleştirenlerin (hatta tekfir edenlerin) ne tartıştığından haberleri yoktu. Bunu Seyyid Kutup üzerine bir süre çalışınca görebiliyorsunuz. Yapılan tartışmalar adeta sanal tartışmalardı. Fakat sonuçları acı oldu. İslam ümmetinin en dinamik unsurları bu süreçte bölünmeye çalışıldı.
-Seyyid Kutup düşüncesini dönemlendirme noktasında yapılan tartışmalara nasıl yaklaşmak gerekir?
Ben bu dönemlendirme tartışmalarını biraz da entelektüel bir alışkanlık olarak görüyorum. Yani bunun birçok örneği var. Önemli kişilerin hayatları kaleme alınırken yahut fikirleri tartışılırken bu dönemlendirmelere başvurmak bazen açıklayıcı olabiliyor. Biliyorsunuz, insan hayatında bir yerden bir yere çok süratli biçimde gelebiliyor. O zaman geriye dönüp onu anlamak isteyen insanlar bir "eski", "yeni" ayrımı yapmak durumunda hissediyorlar kendilerini. Sol paradigma içerisinde yapılan "genç- olgun Marks tartışması en meşhur örneklerinden biri bu dönemlendirmelerin.
Benzer dönemlendirmeler Kutup için de söz konusu. Cahiliye devresi, olgunluk devresi olarak ikiye ayıranlar var Kutup'un hayatını. Laik edip, romantik hayalperest, Müslüman Kardeşler'in kendini adamış üyesi ve ideologu şeklinde tasnif edenler, edebi, sosyal, felsefi ve siyasi olarak kademelendirenler var onun hayatını. Bence bu dönemlendirmeler yalnızca anlamaya yardımcı fakat tam anlamıyla açıklayıcı değiller. Bana biraz da mekanik geliyor böylesi tasnifler. O nedenle ben pek sıcak bakmıyorum bu dönemlendirmelere.
-Kutup'un çalışmalarındaki anahtar sözcüklerden biri de Kur'an nesli vurgusu. Kutup'un ona yüklediği anlamı açıklayabilir misiniz? Ve (belki de) buradan hareketle ortaya çıkan şaheser: Yoldaki İşaretler...
Kutup'un pek çok uğrak noktasından sonra İslami hayat tasavvurunu benimsediğini söylemiştik. Bu benimseyişte onun Kur'an'la kurduğu ilişkinin çok büyük bir rolü oldu.
Kutup, Kur'an'a tamamen yabancı bir ortamda büyümedi. Hemen hemen hafız seviyesinde Kur'an'ı ezberlemişti. Fakat hayatının belli bir döneminde onu geri plana atmıştı. Bir noktadan sonra Kur'an'a geri döndüğünde aradığı bütün cevapların zaten orada olduğunu gördü. Bu onun için büyük bir aydınlanma idi ve Kur'an ile ilişki kurmanın önemini yaşayarak kavramıştı.
O nedenle, Müslümanların ve tüm insanlığın kurtuluşunun, Kur'an ile ilişkisi sağlam nesillerden geçtiğine inanmaya başladı. Kur'an'la sağlam ilişki içerisinde olan ve onu hayatının bütün alanlarına yaymaya çabalayan insanlar topluluğunu Kur'an nesli olarak adlandırıyordu Kutup.
Yoldaki İşaretler'i, öncüler olarak adlandırdığı bu nesil için kaleme aldı Kutup. Fikirlerinin adeta bir hülasası olan bu eserle, Kur'an neslinin önünü açmayı hedefliyordu ve tahmin ettiğinden çok daha etkili bir eser oldu Yoldaki İşaretler.
-Kutub'un çalışmaları çağdaş İslami uyanış açısından bir dönüm noktasıdır diyebilir miyiz, neden?
Kutup, kendisinden önce kimsenin söylemediği şeyler söylemiyordu. Arap entelijansiyasının neredeyse tamamını etkileyen Güney Asyalı Nedvi'den, Mevdudi'den etkilenmişti. Ayrıca, Muhammed İkbal, Muhammed Esed gibi çağdaş Müslüman düşünürlerin de, çalışmalarında ciddi etkileri vardı.
Fakat onu, etkilendiği isimlerden ayıran önemli bir farklılık vardı ki, bu bir söyleyiş ve yöntem farkı olarak tarif edilebilir. Yalnızca kaybedilen değerlerden söz etmiyordu Kutup. Düşman olarak tanımladığı dünyayı çok iyi tanıyordu ve onu iyi bir şekilde analiz etmişti. Modernizmin ve modern dünyanın değerlerinin sinsi ve yıkıcı etkisinin farkındaydı. Modern dünya ile yüzleşmeden muhafazakâr, içe kapanmacı tavır alışların işe yaramayacağını biliyordu Kutup.
Bunun yanı sıra, yukarıda zikredilen isimlerden ödünç aldığı kavramları da söz konusu modern paradigma içerisinde bir yerlere oturtuyor ve dinamik bir biçimde yorumluyor, elinde bulunan malzemeye güveniyordu. Daha da önemlisi kendine müthiş bir güven duyuyor ve bu güveni Müslümanların adeta yitik hazinesi gibi görüyor, sürekli olarak buraya vurgu yapıyordu.
Bu nedenle, onun bir dönüm noktası olduğunu söyleyeceksek, söylediği yeni şeylerden ziyade, onları söyleyiş biçiminden, vurgularından ve önceliklerinden dolayıdır diyebiliriz.
-Seyyid Kutup'un altmış yıl süren hayat yolculuğundan akılda en çok ne kalıyor, ne kalabilir?
Onun hayatından alınacak çok fazla ders olduğunu düşünüyorum. Pek çok nedenden dolayı. En başta, o bir şehit biliyorsunuz. Düşünceleri, eserleri yüzünden idam edildi. İdam edilmeden önce Mısır hükümeti, birçok kez pazarlığa oturmayı denedi onunla. İstedikleri şey çok basitti. Müslüman Kardeşlerin sağ veya sol fraksiyonlardan birine bağlı olduğunu kabul ve ilan ederse affedilecekti. Fakat o, bu tür teklifleri hiçbir zaman kabul etmedi. Kutup, yazarların bir şeyi ancak hak olduğuna inandıkları zaman yazmalarını ve bunun bedeline de razı olmalarını istemişti. Oportünist yarı-aydın zihniyetiyle kıyaslandığında anlaşılamayacak bir tavır değil mi?
Bunun dışında teşhisleri çok önemliydi. İhtiyaç duyulan şeyin öncelikle bir zihniyet değişimi olduğunu teşhis etmişti. Önerdiği radikal bir kopuş, bir reddiyeydi. Fakat bence Kutup'un bu radikalizmi, zihinsel düzeyde bir radikalizmdi. Değişimin içeride, zihinlerde başlaması, insanların önce kalplerinde olanı değiştirmesi gerektiğini düşünüyordu. Bunun böyle olduğuna Kutup'un bizzat yaşantısı şahitlik ediyor.
Fakat İslam dünyasının fiili işgal ve sömürge altında olması, onun düşüncelerinin bu düzeyde anlaşılmasını zorlaştırdı. O süreçte Kutup'un düşüncelerine biraz kuş bakışı bakılarak anlaşılmaya çalışılması ve daha önce zikrettiğim proje, dışa dönük radikalizmlerin meşrulaştırılmasında, Seyyid Kutup adının öne çıkması gibi bir sonuç doğurdu.
Oysa Seyyid Kutup, metin avcılığı yöntemiyle, "şöyle bir bakarak" anlaşılamaz. Güçlü eserler vermiş hangi düşünür anlaşılabilir ki.
Bunun böyle olmaması gerektiğini bizzat Kutup'un düşünsel serüvenine bakarak görebiliriz. Düşünce taşeronluğu yapmamış hiçbir zaman Kutup. Onun altmış yıllık ömründen bize kalan belki de en büyük mirastır bu. O nedenle başta Seyyid Kutup olmak üzere birçok İslam düşünürünü serinkanlı bir biçimde tartışmak zorundayız bugün. Çünkü onlar modern dönemin cesur İslam düşünürleri. Fakat cesur olmaları bize altın tepside her şeyin çözümünü sundukları anlamına gelmez.
-Biyografiler için "eksiksiz olmayan" tabiri kullanılır. Yeni baskılarda eklemek istediğiniz yeni bölümler var mı çalışmanıza?
Hâlihazırdaki çalışmaya yeni baskılarda eklemeyi düşündüğüm, en azından şimdilik, bir şey yok. Kutup üzerine farklı formlarda çalışmayı düşünüyorum. Bunun yapılması, hem de pek çok kişi tarafından yapılması gerektiğini düşünüyorum.
-Biyografi alanında bundan sonra da ürünleriniz olacak mı?
Aliya İzzetbegoviç üzerine çalışıyorum şu aralar. Fakat çalışmaların akıbeti her zaman öngörüldüğü gibi olmuyor. Çalışmalarınızın bir kitaba dönüşmesi çok fazla zaman ve enerji istiyor. Kitapların da birer kaderi var aslında. Elimdeki çalışma da biraz böyle. Bir biyografi yazmak için yola çıktım. Fakat şu anda daha farklı bir yerde duruyor çalışma. Artık kısmet diyelim.
-Söyleşi için teşekkür ederim.
Röportaj: ASIM ÖZ
Haksöz-Haber
