Abdullah Öcalan, 1990’lı yılların sonunda örgütün propaganda kanallarından birinde yaptığı bir konuşmada Kürt toplumundaki kadın ve erkek ilişkilerine dair şu ifadeleri kullanıyordu:
“İlk gerçekleştirdiğim iş erkekteki kocalık imajını kendimde yok ettim. Ben buna erkeğin öldürülmesi diyorum. Erkeği öldürdüm. Bu benim en cesaretli işlerimden birisi… Öldürülen erkek kazanılan kadın oluyor. Erkek öldürülürse aşkın zemini doğar.”
Öcalan’ın kendine has aforizmalarıyla söz konusu zırvaları dile getirdiği dönemde bu hezeyanlar daha çok örgütün hinterlandında olanları etkiliyordu. Lakin gelinen süreçte bu müfsit fikirlerin Kürt coğrafyasında zemin bulduğu görülüyor.
Malum şahsın modernizmin ürünü olan sosyalizmin komünal yaşam ütopyası tam olarak gerçekleşmese de Kürtler ciddi bir ifsat dalgasıyla karşı karşıya kaldı.
“Önderlik” nosyonunda hayat bulan bu anlayış, kadını erkeğin egemenliğinden kurtararak topluma mal etmeyi amaçladı. Bu çaba örgütün siyasi, sosyal ve kültürel uzantılarıyla azımsanmayacak ölçüde başarıya ulaştı. DEM Parti ve öncüllerinde siyaset yapan bir güruh kadın, bu kirli çalışmanın vücut bulmuş hali oldu.
Kürt erkeğinin İslam’dan ve gelenekten şekillenen imajı aşındırılmaya çalışıldı. Geçmişten neşet eden verili erkeklik, feodalizm ve gericilik adı altında mahkûm edildi.
İnsan fıtratına ve aile kurumuna en büyük saldırılardan biri olan cinsi sapıklık Kürt partisi iddiasında olanlar tarafından savunuldu ve savunulmaya devam ediliyor.
Öcalan’ın yıllar önce örgüt dehlizlerinde dile getirdiği şeytani düşünceler bugün DEM Partililerce bir müfredata dönüştürülerek Kürtlere enjekte ediliyor.
Son günlerde Van ve Urfa’da düzenlenen “Erkeklik atölyesi” adı altında bir değişim ve dönüşüm hedefliyorlar. Evrimlerini tamamlamış DEM’li kadınlar, buralarda erkekliğin nasıl olması gerektiğine ilişkin brifingler veriyor.
Bu fikre inanmış ya da boyun eğmiş erkekler de seanslara katılıyor. Kocalık ve babalık imajı yeniden dizayn ediliyor.
Buralarda güya erkek egemen zihniyet düzeltilmeye çalışılırken kadını da özgür bıraktıklarını düşünüyorlar.
Erkeği öldürme mottosuyla İslam’ın kocalık ve babalığa yüklediği anlamları dejenere etmeye çalışan bu sinsi alçaklığa geçit verilmemelidir.
Düzeltilmesi gereken erkeklik ve kadınlık değildir, insan fıtratına savaş açan zihniyettir.
Öldürülen erkek, öldürülmüş kadını doğuruyor. Erkek ve kadın birbirini tamamlayan vazgeçilmez iki unsurdur. Erkek veya kadının fıtratına savaş açmak yozlaşmayı ve ahlaksızlığı kaçınılmaz kılar.
Modern dönemde varoluşsal krizler yaşayan insanoğlunun İslam ile şekillenmiş öze dönmesine ihtiyacı var.
Bu öze sımsıkı sarılan Kürtlerin hayasızca akınlara karşı set olması büyük önem taşıyor.

