Müslüman ülkelerden gelip İstanbul'da üniversitede okuyan bazı Müslüman öğrenciler zaman zaman, bir araya gelip, Müslüman dünyasının içinde bulunduğu durum üzerine değerlendirmeler yapıyorlar..
Bu sohbetlerin sağlıklı şekilde ilerlemesi için, ele alınan konular etrafında, halkı Müslüman ülkelerdeki günlük iç siyasetleri üzerine eleştiriler yapılmaması bir ortak görüş olarak baştan sağlandığından; hiç bir ülkeye veya siyasî lider veya kadroları hedefe koymadan, sadece yanlışlar üzerinde tesbitler yapılması, gereksiz tartışmalara yol vermiyor..
Ama, yine de, bu ortak müzakereler sırasında yapılan konuşmalardan bir çok dersler çıkarılabiliyor, herhalde.. Bu yolla, emperial sistemlerin ve güç odaklarının, Müslüman ülkelerin içinde çengel attıkları veya atmak istedikleri yeni nesillere ve de her ülkedeki medya organları eliyle, o ülkenin halk kitlelerinin zihinlerinde bir siper açmaya yönelik çabalarına da işaret olunuyor elbette..
Endonezya'dan Fas'a ve Batı Avrupa sahillerine kadar geniiiş bir coğrafya üzerinde yaşayan Müslüman öğrenciler, diğer Müslüman ülkelerdeki halkları konusunda sağlıklı bilgilere sahip olmaya çaba harcıyorlar..
Gerçi, günümüz dünyasında, dünyanın her bir yanındaki haberler bütün dünyaya hemen ulaştırılabiliyor.. Ama, bu bildirimleri, kimler veya hangi kanallar üstlenmişlerdir ve o haberlerin ulaştırılmasında bir takım manipülasyonlar yapmıyorlar mı?
Evet, Müslüman coğrafyalarındaki haberlerin emin ellerden ulaşmasında, Müslümanlar maalesef, hâlâ da etkili olamadıklarından, emperial güç merkezlerinin etkisi kırılamıyor.. Ayrıca, Müslüman ülkelerdeki bir takım emniyet merkezleri hâlâ da ve büyük çapta, yerli odakların dışından besleniyorlar.. Ayrıca, Müslüman halklar arasındaki güç birliğini destekleyecek adımlar atılmasında, halen içerden frenleniyorlar.
*
Bir örnek olarak Endonezyalı bir kardeşe, bu ülkenin Müslüman ülkesinin nüfusunun ne kadar olduğu sorulduğunda, verilen cevabın 300 milyondan fazla olduğuna dair bilgi, herkesi şaşırtmıştı.. Düşünelim ki, Türkiye nüfusunun 3 katından fazla olan bu ülkeden sadece Türkiye'nin Müslüman halkı değil, belki- Güneydoğu Asya'da Malaya diyarlarında olanların dışındaki bütün Müslüman toplumların da doğru dürüst bir haberleri ve haber kanalları, hâlen yok..
Diplomatik temsilciler ise, o ülkelerin yönetimini ele geçirmiş ve halklarının ekseriyetini uzaktan yöneten medya kuruluşlarından beslenip ve etkili bir haber kaynağı hâlen de yok.. Evet, İslam kardeşliği hedefini gerçekleştirmek isteyen mücadeleleri cihanşumûl çapta takviye edecek haberleşme ve bilgilendirmelerden yazık ki mahrumuz.. Sadece diplomatların aktardığı bilgilerle veya yerli ülkelerdeki rejimlerin verdiği bilgiler ise, kendi siyasetlerine göre şekillenip yansıyor..
Evet, 1969'lardan beri, yani yarım asrı geçen bir süredir, İslam Birliği Teşkilatı var ama, bazı Müslüman ülkeler arasındaki gidiş-gelişlerin vizesiz olmasının etkisiyle bu bağlar daha güçlü olabiliyor, ama, açıktır ki, bu yetersiz..
*
Bırakalım, taa Endonezya ve diğerlerini, daha yakın çevremizde ve hattâ geçmişte Osmanlı Devleti zamanında asırlarca aynı sosyo-politik atmosfer içinde bulunmuş ülkelerden bile haberlerimiz yok.. Söz gelimi, bizim gençlik yıllarımızda, Fransız emperyalizmine karşı verdikleri çetin istiklal mücadelelerinden sonra bağımsız hale gelen Cezayir Müslümanları'ndan, Fas, Cezayir, Tunus, Libya ve Mısır gibi Kuzey Afrika ülkelerinden ne kadar haberdarız?
Ama, Avrupa'da, Amerika'da veya dünyanın başka ülkelerinde olan bitenleri, emperyalist güçlerin yorumlarına göre öğrenebiliyoruz..
Bu cümleden olmak üzere, İran'ın, son 5-6 aydır Amerika ve İsrail tarafından bombardıman edilmesinin Müslüman dünyasında çok sıradan bir haber kadar bile ilgi çekmediği anlaşılıyor.
Bu arada, dün, Suudî rejimi hava güçlerinin, Irak'ın doğusunda, İran sınırındaki bazı üsleri bombardıman etmesi, Ortadoğu'nun Müslüman halkları arasında yeni bir cephe açmak isteyen emperial güçlere sunulmuş bir ikramdır.. Emperial güç odakları, bu düzenlemeleri ve tahrikleri kolayca yaptıklarına bakarak, 'iyi bir yerde pazar kurduklarını' düşünüyorlardır, elbette..
*
Bu noktada, Müslüman halklar arasında çıkan ihtilaflarda, bakışlarını hemen İstanbul'a çevirmeleri düşündürücüdür..
Bu, tarihten de gelen bir anlayış.. Çoğu halklar İstanbul'u halâ, Osmanlı zamanında olduğu gibi Müslümanların bir çok meselelerini çözmekte etkilerinin devam ettiğini düşünerek nazarlarını İstanbul'a çevirmeleri Türkiye devletine düşen vazifenin büyüklüğünü ve ağır mesuliyetlini de hatırlatmaktadır.. Müslüman ülkeler arasında çıkabilecek her türlü ihtilaf veya pürüzler esnasında, İslam Birliği teşkilatında ziyade Müslüman halkların bakışının geçmişten gelen alışkanlıkla Tayyib Erdoğan'a çevrildiğini asla unutmamak gerekiyor..
*Elbette Türkiye , NATO'ya girerken zamanın İngiliz dışbakanı'nın, 'Türkiye Müslüman bir ülkedir ve NATO'yu, halkları Hristiyan olan ülkeler arası bir savunma paktı olarak kurduk. Türkiye'nin burada yeri yok!' deyince, Türkiye yetkililerinin de, 'Evet bizim halkımız Müslümandır, ama, biz bir İslam Devleti değiliz, bir laik rejimiz ve Avrupa'nın değerlerini paylaşıyoruz.. ' gibi açıklamalarla NATO'ya üye olmanın çarelerini aramaya çalışacaklardı..
*
Bugün dünya dünlerden daha gerilimli ve belirsizlikler içinde..
Avrupa da, yarın bir savaş çıktığında kendisini kimin savunacağının tartışmalarını yapıyor.. Çünkü, bu ülkelerin ciddî bir orduları yok. En güçlü orduya sahib olduğu sanılan Almanya'nın 330 bin kişilik bir gücü vardır ama, buna Ordu da demezler ve 'sınır muhafızları ' derler..
*
Hatırlayalım, Mesud Yılmaz'ın Başbakan olduğu 1990'lı yıllarda Türkiye'deki İslamî eğilimlerin Avrupa'yı korkuttuğu günlerde, Türkiye'den yapılan açıklamada ise, Türkiye'deki laik rejim yenilgiye uğrarsa, asıl yenilgiye uğrayan sadece Türkiye'nin laik rejimi değil, Avrupa da yenilgiye uğrayacak ve 200 yıldır yüzünü Avrupa'ya çeviren okumuş sınıflarımız, aydın kesimlerimiz yenilgiye uğrayacaktır..' diyordu..
Sahi, dünya yarın dünya çapında yeni bir boğuşma sahnesi yaşarsa, laik rejiminin nerede yer almak isteyeceği tahmin edilebilir, ama, Müslüman halkımız nasıl bir tercih oraya koyacaktır; ya da, koyabilecek midir?
Amerika, Rusya ve bütün emperial güç merkezleri Türkiye'deki gelişmeleri değerlendirirken, en çekindikleri konu, geçmişte tarih devirlerindeki gibi bir Müslüman gücünün sahnede görülmesi ihtimalidir.
Ama, Müslüman milletimiz, bu coğrafyada, 'Anadolu'da, 1071'den bu zamana, 900 ylı aşkın varlığını, Müslüman oluşuna ve İslam'a borçlu olduğunu' asla unutmamak zorundadır ve İnşaallah, unutmayacaktır da..
*
STAR
