‘En sefîl hayat, başkalarının istediği şekilde yaşanan hayattır!'
Özbekistan Devlet Başkanı Şevket Mirziyoyev, 2-3 gündür Türkiye'de... Önce bir bayrakta formüle edilmiş güzel bir yıldızlı yaldızlamaya:
Özbek kardeşlerin telaffuz şekliyle, Şovket Mirziyoyev...
Mirziyoyev' de, 'Mîr Ziyayev'den geliyor; 'Mîr Ziyâlar' mânasında... (Özbek Türkçesinde-lehçesinde 'a' sesi, genelde 'o'ya dönüşür.) Tacikler de 'Tocik' derler kendilerine...

Bu vesileyle belirteyim ki, önce fark etmemiştim; bir Özbek kardeşim, 'mavi, beyaz ve yeşil' üç şerit halindeki Özbekistan bayrağında, üstteki mavi şeridin sol köşesinde yer alan beyaz renkli 'Hilâl'in önündeki 12 yıldızın dizilişi, aslında, 'Allah' yazısında yer alan harflere işaret olup, güzel bir sembolize ediliş söz konusudur.' demişti.
Özbekistan, 40 milyon eşiğini aşmak üzere olan nüfusuyla, Rusya egemenliğindeki Sovyetler Birliği'nin 1991'de dağılmasından sonra, Orta Asya'da ve Kafkaslar'da ortaya çıkan 7-8 yeni devlet yapılanmalarının nüfus bakımından en büyüğü olan 'Ûzbekistan'ın halkı, genel olarak sadakatli, temiz ve nazik ve zeki insanlardır.
Özellikle Buhara, Semerkand, Hive gibi tarihî şehirleri ve de Orta Asya Müslümanlığının medreseleri, başkent Toshkend (Taşkent) gibi merkezlerin her birisi insanı, 'Mavera'un-Nehr' dünyasına doğru alır- götürür... Miladî 1402'de, ordusuyla taa Ankara'ya kadar gelip orada henüz 103 yaşında olan Osmanlı Devleti'nin, ismiyle müsemmâ olan 'yıldırım' gibi Sultanı, Yıldırım Bayezid'i ağır şekilde yenilgiye uğratan Timur'un yetiştiği diyarlar.
Türkiye'den Özbekistan'a gidenlerin, genelde bilmedikleri bir hassasiyete de değinmeliyim... Osmanlı'ya saldırdığı ve yendiği için Emir Timur hakkında ölçüsüz beyanlarda bulunulması Özbek kardeşlerimizi çok yaralar... Nasıl ki, Osman Gazi, Yıldırım veya Fatih gibi isimlere saygısız sözler edenlerden biz rahatsız oluyorsak, Semerkand'daki türbesinde medfûn Timur'a, Osmanlı'ya sahip çıkmak adına saygısız sözler edilmesinden Özbek halkı da rahatsız olurlar.
O topraklar ayrıca bir başka açıdan da görülmeli...
'İttihad-Terakki Yönetimi' içindeki en yetkili kumandanların başında gelen ve amma bir takım yanlışlarından dolayı, kemalist tarihçilerce devamlı suçlanan ve amma, son dönem 'Osmanlı Paşaları' içinde İslâm'a karşı saygısızlık yapmayan ve hele de muasırları arasında, özel hayatında 'şeair-i İslamiye'ye, 'İslamî prensipler'e riayette nâdir isimlerden olan Enver Paşa'nın o topraklarda, Mareşal Frunze liderliğindeki bir Bolşevik/ komünist Rus ordusunun, 4 Ağustos 1922 günü, Kurban Bayramı sabahı yaptığı saldırıda, -İnşaallah- şehîd olduğunu da hatırlayalım. O, Bolşevik kumandanı ve -sonraları mareşal de olan- Frunze, şimdi, Taksim Meydanı'ndaki heykel kompleksinde, ikinci sırada, 'Sovyet sefiri Arolov, Mareşal Voroşilov ve Mareşal Frunze' üçlüsü olarak hâlâ da arz-ı endam etmektedirler.
*
Dr. Mustafa Yılmaz kardeşim, dün Enver Paşa'nın 'şehadet tutanağı'nın fotokopisini gönderdi... O tutanağı buraya da alıyorum:
Tutanakta Türkçe olarak şöyle deniliyor:
'Şehîd-i muhterem Enver Paşa hazretleri,
Pek mukaddes ve âli bir maksad peşinde Buhara'y-ı Şerîf'in 'Belh-i Cevân' vilayetinin 'Çegan' nam mahallinin; Miladî, 4 Ağustos 1922 ve Rumî, 21 Temmuz 1338 ve Qamerî 11 Zilhicce 1340 senelerinin Kurban Bayramı'nın ikinci Cuma günü, güneş öğle vaktine karîb bir zamanda 'hûn-i pâk'ini mahall-i mezkûrun toprakları üstüne akıta-akıta, kahramanâne ve merdâne bir sûrette şehadete nail olmuştur.'

'Turan İhtilal Ordusu ve
Türkistan Cebhesi Kumandanı ve
'Emîr-i Leşker-i İslamiye-i Buhara
Enver Paşa'nın naibi
Miralay Ali Rıza...
(Mühür ve imza...)
*
Özbekistan Devlet Başkanı 'Şovket Mîrziyayev' beyefendiye, -Tayyib Bey'in de söylediği üzere-, 'İkinci vatanına, Hoş geldin...' diyorum...
*
Gelelim, günümüzdeki asıl konumuza...
Evet, Amerikan emperyalizmi kendisine karşı direnen her kim olursa, onu hemen 'terörist' sayacak sihirli bir formül keşfetti...
Bu 'Trumpist' anlayış, dün Avrupa Birliği'nce de kabul edildiği için; İran'da, 47 yıl önce Şah M. Rıza Pehlevî'yi ülkeden, milyonların âsumanı tutan 'Allah'u Ekber' sadâları arasında kaçmaya mecbur eden bir Müslüman halkı ve onların o büyük İnkılab hareketiyle işbaşına getirdikleri yönetim tarzını, rejimini 'terörist' olarak ilân etti. Bu modern barbarlık, her ülkeye ve her rejime; kısaca, 'Haçlı dünyası'nın dayatmalarına direnirseniz, 'terörist' sayılacaksınız!' diyor; asıl teröristlerin kendileri olduğunu ve rakip tanımayız.' dercesine... Ve Avrupa Birliği de dün, terör suçlamasında USA emperyalizmiyle tam bir ittifak içinde olduğunu ilan etmiş oldu... Yani, 'her nasıl olursa olsun yaşamak için biz her şeyi kabul ederiz...' diyenler rahat olabilirler, çünkü öyleleri 'terörist' sayılmayacaklardır.
*
Bu vesileyle, yazımızın başlığındaki cümleyi bir daha telaffuz edelim:
'En sefil hayat, başkalarının istediği şekilde yaşanan hayattır...'
*
Aziz okuyucularımızın bu satırları okuyacakları cuma sabahında, dünya belki de yeni bir büyük savaşın içinde olacaktır. Dün akşam, ajanslardan verilen haberlere göre, Trump, Başkan Erdoğan'a, ABD'nin İran'a saldırmak konusundaki planları hakkında ne düşündüğünü sormuş ve Başkan Erdoğan da, bunun çok yanlış olacağını ve diplomatik müzakere yöntemine ağırlık verilmesini tavsiye etmiş... Tahran'da, büyük bir merkezî meydandaki dev bir binaya yapılan ve savaş sahnelerini hatırlatan ilginç tablonun altında, 'Rüzgar estiğinde, tûfanlar yok olur...' mânasındaki bir farsça beyt de dikkat çekiyordu.
USA'nın Türkiye'deki büyükelçisi Tom Barrack, 1916'da İngiltere ve Fransa arasında imzalanan, Rusya ve İtalya tarafından da desteklenen, Osmanlı ve diğer Müslüman coğrafyaları üzerinde yaptıkları 'Sykes-Picot (Says- Piko) isimli taksim Antlaşması'nın bütünüyle iflas ettiğini açıklamış, evvelki gün...
Dahası NATO da en etkisiz olduğu bir noktaya gelmiş bulunuyor... Ve bu durum, Rusya ve Çin'i de, daha bir sevindiriyordur, her halde...
'Hakk şerleri hayreyler,
Zannetme ki gayreyler...
Ârif 'an'ı seyreyler,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler...'
STAR









YAZIYA YORUM KAT