
“De ki: 'Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.' Fakat sağırlar, uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler.” (Enbiya: 45)
İşte peygamberin görevi budur. Peygamber Allah’ın emriyle insanları vahiyle uyaracak. İnsanlara vahyi duyuracak, ama unutmayacak ki bu dâvet karşısında sağırlar da olabilecek.
Dolayısıyla yeryüzünde peygamber yoluna, peygamber misyonuna sahip çıkan Müslümanların görevi de işte budur. Ey peygamberim, de ki, ben sizi vahiyle uyarıyorum. Emrin ilk muhatabı Rasulullah efendimizdir. Ama onun şahsında kıyâmete kadar bu emri alan müslümanlar da bununla sorumludur. Nasıl ki bu emri alan Rasulullah efendimiz Mekke’de bir tek ev, bir tek insan kalmayacak biçimde Allah vahyini insanlara duyurmuşsa, bu dünyadan ayrılacağı ana kadar bu mesajla insanları uyarmaya devam etmişse, onun yolunun yolcusu olarak bizler de Rabbimizin bu emrini yerine getirmek ve ulaşabildiğimiz tüm insanlığı vahiyle uyarmak zorundayız.
Bu âyet Rasulullah efendimizin ben sizi vahiyle uyarıyorum sözünün, iddiasının tesciliydi.
Eğer şu ana kadar hayatımızda vahiy yoksa, uyarılarımız vahye dayanmıyorsa o zaman elbette bu sözü söyleme hakkımız olmayacaktır. Yâni hem kendi dünyamızda âyetler yoksa, hem de insanlara yaptığımız konuşmalarda âyetler yoksa, o zaman bunu demeye hakkımız olmayacaktır. Öyleyse eğer şu ana kadar hep vahiyle konuşmamışsak, vahiyle beraber olmamışsak bu âyeti duyduğumuz şu andan itibaren vahyi tanıma ve hem kendimizi hem de dışımızdaki insanları vahiyle uyarma yoluna girelim inşallah. Böylece bu âyetiyle Allah’ın bizden istediğini yapmaya çalışalım Allah’ın izniyle.
Evet Allah’ın Resûlü insanları vahiyle uyarıyordu, ama sağırlar bu uyarıyı, bu dâveti işitmiyorlardı. Yâni Allah yeryüzüne vahiy gibi en büyük nîmetini indirsin, yeryüzüne kendi bilgisini sunsun, bu iş için insanların arasından sözcü olarak şerefli bir elçi seçsin de bu insanlar hâlâ bu elçinin mesajına kulak vermesinler. Ve şu anda da peygamber yolunun yolcuları kendilerine hâlâ bu mesajı sunmaya devam ettikleri halde bu insanlar buna ilgisiz kalsınlar. Bunun zararı işitmeyenlere aittir. Değilse hiçbir zaman bunun zararı ne bu dâvetin sahibi olan Allah’a, ne sadâkatle bu mesajı insanlara ulaştıran peygambere, ne de peygamber misyonunu üstlenerek gece gündüz kendilerini vahiyle uyarmaya çalışan müslümanlara ait değildir.
BASAİRUL KUR’AN
Zemahşerî’nin bu ayete dair getirdiği temel yorumlar şunlardır:
1- Zemahşerî, ayetin başındaki "De ki: Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum" kısmını açıklarken, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) kendi heva ve hevesine göre konuşmadığını vurgular.
Burada bir hasr (sınırlandırma) vardır. Yani, "Benim size söylediğim, kendi ürettiğim bir korkutma veya tehdit değildir; tamamen Allah’tan bana indirilen mutlak gerçektir."
Zemahşerî’ye göre bu vurgu, müşriklerin "Bu sözleri kendisi uyduruyor" iddialarını kökten çürütmek için yapılmıştır.
2. Mecazi Sağırlık ve Teşbih (Benzetme) Sanatı
Ayetin ikinci kısmı olan "Fakat sağırlar, uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler" cümlesi:
Fiziksel değil, kalbi sağırlık: Zemahşerî, buradaki "sağırlar" (es-summu) ifadesinin kesinlikle kulakları duymayanlar anlamında olmadığını, hakikate karşı kulaklarını tıkayan inkârcılar için kullanılan harika bir mecaz olduğunu belirtir.
Hidayetten mahrumiyet: Onlar uyarının sesini (kelimeleri) fiziksel olarak işitirler ama bu ses onların kalplerine ulaşmaz, bir fayda sağlamaz ve onları harekete geçirmez. Tıpkı kulakları hiç duymayan birine ne kadar bağırırsanız bağırın, tehlikeyi ona anlatamayacağınız gibi.
3- Dil ve gramer uzmanı olan Zemahşerî, ayette geçen "işitmez" fiilinin genel olarak "Sağırlar çağrıyı işitmez" (Yesmau) şeklinde okunsa da, bazı kıraatlerde "Sağırlara çağrıyı işittiremezsin" (Tusmiu) şeklinde de okunmuştur.
Zemahşerî iki okunuşun da temelde aynı muazzam manaya çıktığını söyler: İnkârcıların inatları ve kalplerinin mühürlenmiş olması yüzünden, uyarının onlar üzerinde hiçbir tesir gücü kalmamıştır.
Özetle Keşşâf'ın Bakışı
Zemahşerî'ye göre bu ayet, uyarıcının (Hz. Peygamber) ve uyarının (Kur'an/Vahiy) kusursuz olduğunu, ancak muhatabın alıcısının (kalbinin ve niyetinin) bozuk olduğunu anlatır. Ne kadar gür ve haklı bir sesle çağırırsanız çağırın, rehberliğini inkâr üzerine kurmuş bir zihne o ses asla ulaşmayacaktır.
EL KEŞŞAF TEFSİRİ


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.