
Kehf sûresinde Zülkarneyn (a.s) in Ye’cuc ve Me’cüc için bir set yaptığı ve onları yıkılması mümkün olmayan bu seddin arkasına hapsederek o bölge insanını onların belâlarından koruduğu, ama kıyâmetin gerçekleşmesiyle bu seddin yıkılıp onların bırakılacağı ve dalgalar halinde birbirlerine girerek arza yayılacakları anlatılmaktadır. Bunu kıyâmet alâmetlerinden sayanlar olmuş. Öyle bir zaman gelecek ki tıpkı barajların setlerinin yıkılıp da muhteşem suların akması gibi bu sed de yıkılacak ve bu Ye’cuc ve Me'cüc yeryüzüne dağılacaktır deniyor. Ama bu inşallah bizi üzmeyecek zaten kıyâmetle birlikte yeryüzünde bizim hayatımız da bitecektir. Kıyâmetin kopmasından kısa bir süre önce Rabbimiz yeryüzündeki mü’min kullarının canını alacak ve kıyâmet kâfirlerin üzerine kopacaktır. Rabbimiz kıyâmetin dehşetinden mü’min kullarını koruyacaktır.
BASAİRUL KUR’AN
Zemahşerî, Enbiyâ sûresi 96. ayeti kelime kelime gramer yapısı ve belağat boyutlarıyla şöyle izah eder:
1- Zemahşerî, ayetin başındaki “Hattâ” (Nihayet / -e kadar) edatının bir önceki ayetle (95. ayet: "Helâk ettiğimiz bir belde halkının dönmesi imkânsızdır; onlar dönmeyeceklerdir") olan irtibatını ele alır:
Helâk ve Kıyamet Bağı: Helâk edilmiş veya günaha batmış toplulukların tövbe etmesi ya da dünyaya dönüp amellerini düzeltmesi imkânsızdır; bu imkânsız durum ve inkârcıların tutumu, Ye'cûc ve Me'cûc'ün salıverildiği ve kıyamet alametlerinin belirdiği ana kadar devam eder. Kıyamet gelip çattığında ise artık tövbe veya geri dönüş kapsı tamamen kapanmış olacaktır.
2. Dil ve Gramer Analizi (Lafız İncelemesi)
“Futihat” (Açıldığı Zaman):
Zemahşerî, ayette fail (özne) durumunda Ye'cûc ve Me'cûc'ün zikredilmesine ragmen açılan şeyin ne olduğunu açıklar:
Fiil pasif (futihat) olarak gelmiştir. Zemahşerî'ye göre burada bir hazif (kelime düşmesi/müzafın hazfi) vardır. Açılan şey doğrudan Ye'cûc ve Me'cûc'ün kendisi değil, "Seddü Ye'cûce ve Me'cûc" yani Zülkarneyn'in onları hapsettiği seddir (veya önlerindeki engeldir).
"Ye'cûc ve Me'cûc açıldı" ifadesi, bu seddin yarılarak/yıkılarak onların önünün açılmasını ve serbest kalmalarını ifade eden veciz bir belağat örneğidir.
Ayet-i kerimedeki hadeb kelimesini Zemahşerî, toprağın veya arazinin yüksek, kabarık ve tepelik yerleri olarak tanımlar.
Nesel / Yensilûn kelimesi, adımlarını sıklaştırarak çok hızlı yürümek, koşmak ve süratle akmak anlamına gelir.
Zemahşerî, Ye'cûc ve Me'cûc’ün kalabalığına ve hareket kabiliyetine dikkat çeker: O kadar büyük ve kontrolsüz bir kalabalıktırlar ki, dağlardan ve tepelerden aşağıya adeta bir sel gibi hızla dökülürler ve yeryüzünü kaplarlar.
3- Zemahşerî, ayetteki "ve hum min kulli hadebin yensilûn" (Onlar her tepeden akın ederler) cümlesindeki "hum" (onlar) zamirinin kime ait olduğu konusunda müfessirler arasındaki görüşleri aktarır ve kendi tahlilini sunar:
Ye'cûc ve Me'cûc'e Aittir (Genel ve Tercih Edilen Görüş): Zamir doğrudan Ye'cûc ve Me'cûc topluluğuna gider. Sed yıkıldığında bu iki topluluk yeryüzünün her tepesinden boşanarak akın edecektir.
Bütün İnsanlara / İnkârcılara Aittir: Bazı yorumlara göre zamir, kıyamet günü kabirlerinden diriltilip mahşer meydanına doğru süratle koşan tüm insanları ifade eder. Ancak Zemahşerî, metnin akışı (siyak-sibak) açısından Ye'cûc ve Me'cûc'ü ifade etmesinin daha güçlü ve lafza uygun olduğunu vurgular.
4. Kıyamet Dehşetinin Habercisi
Zemahşerî'ye göre bu ayet, takip eden 97. ayetle bütünleşerek kıyametin büyük alametlerinden birini resmeder. Ye'cûc ve Me'cûc'ün yeryüzüne yayılması, düzenin tamamen bozulduğunun ve "gerçek vaad" olan kıyamet anının artık kaçınılmaz bir şekilde kapıya dayandığının göstergesidir.
EL KEŞŞAF TEFSİRİ