'Önce bir NOT: MHP lideri Devlet Bahçeli Bey'in dün yaptığı konuşmada, 2 dönemdir Cumhurbaşkanlığı'nı deruhte eyleyen Başkan Erdoğan'ın, 'üçüncü bir dönem için daha, tekrar Cumhurbaşkanlığına aday gösterilmesi' şeklindeki görüş ve talepleri bazı çevrelerde şaşkınlık meydana getirmiş olabilir. Ama bu satırların sahibi bu konuyu yazıya dökmediyse de, yakın çevresinde, bunun gerekli olduğuna, nice zamandır dikkati çekiyor, dile getiriyordu.
Osmanlı'dan sonra, sanki Müslüman halkın cumhurunun / ekseriyetinin iradesiyle tesis edilmiş gibi sergilenen ve emperyalistlerin bile hayal edemedikleri uygulamalarla, Müslüman bir halkın, bin yıla yakın geçmişini yok etmek için sahnelenen mâlum bir takım uygulamaların mahiyeti hakkında hâlâ da hür bir şekilde değerlendirme yapmak imkânı yoksa..
Bir asrı geçen dönemin sağlıklı bir şekilde anlaşılması nasıl mümkün olabilir?
*
Son yüzyılın son çeyreği, (15 Temmuz 2016'deki askerî darbe teşebbüsü ve hıyaneti dışında) sükûnet içinde geçmişse, bunda beşer planında en etkili isim, şüphe yok ki, Tayyip Erdoğan'dır.. O halde bu son yüzyılın son çeyreğinin millet ekseriyeti tarafından benimsendiği gibi, uluslararası planda ve diplomaside de başarılı bir örnek oluşturan Başkan Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığının bir dönem daha uzatılması, hizmette liyâkatin gerektirdiği bir sosyal ihtiyaç durumu olsa gerek..
Ve bu talep ve teklifin, Başkan Erdoğan'ın partisinden önce MHP lideri Devlet Bahçeli tarafından dile getirilmesi ilginçtir ve inşallah hayırlı bir teşebbüs olarak görülüp değerlendirilir.. Devlet Bey'in, geçmişteki siyasî mücadelelerden uzak ve sorumluluğunun idrakinde olgun bir devlet adamı olarak, Erdoğan gerçeğini kavramış olması, ülke için, inşallah, hayırlı olacaktır. Çünkü Cumhurbaşkanı olarak işbaşına gelmiş veya getirilmiş olanların, Müslüman halkımızın aslî değerleri açısından bir mukayesesi yapılacak olsa, sanırım, Erdoğan tek örnek olarak kalacaktır.
Ancak bu noktada, hukuk tekniği açısından, 'bir kişinin Cumhurbaşkanlığı için anayasada iki dönem sınırı konulmuşa, bu nasıl olacaktır?' suali akla gelmektedir. Ancak, Erdoğan, ikinci Başkanlık dönemi tamamlanmadan birkaç ay önce Meclis tatil edilir ve yeni bir Genel Seçim kararı alınırsa, seçim yapılırken, bir sandık da, iki dönemi tamamlanmadan meydana gelen boşluğu doldurmak için, yeni bir Cumhurbaşkanlığı seçimi için getirilebilir.'
*
VE, SİYONİST YAHUDİLERİN OYUNLARINA KARŞI, DAHA BİR UYANIKLIK GEREĞİ
Evet, Yahudilerin, iki bin yıl öncelerde Babilonya'nın bir bölümü sayılan Filistin'den 'Jerusalem/ Kudüs'ten kovulup, dünyanın başka coğrafyalarında asırlarca hep 'lanetli' olarak yaşayan Siyonist haydutlar çetesinin Müslüman coğrafyalarına yerleştirilişi, sadece Yahudilere bir 'vatan' hediye etmek üzere, başkalarının vatanının, başkalarına peşkeş çekilişi, son yüzyılın yeni bir Haçlı Saldırısı'nın değişik şekilde tezgâhlanmasından başka bir şey değildi. Çünkü, Müslüman coğrafyalarında devamlı kalabilmenin modern Haçlılar için imkânsızlığı anlaşılmıştı. O halde orada, Müslüman ordularını devamlı meşgul edecek nasıl bir çıban başı plan ve oyun tertip olunmalıydı?
İkinci Dünya Savaşı'nın sonuçları, savaşın galiplerine, Müslüman coğrafyalarının kalbi mesabesindeki Filistin'de bir Yahudi devleti kurmak imkânını da verdi..
Bu zamana kadar, bir başka dünyanın liderleri eliyle dünya sahnesine çıkarılan -yerleştirilen Siyonist Yahudilerin hayallerine bakarak, 'İsrail rejimi şu kadar yaşar veya yaşamaz' gibi temenni ve tahminleri tekrarlamaya gerek yok...
Ancak, savunmasız sivil halkların Siyonist rejim eliyle katledilmesi, Yahudilere asırlarca Hristiyan toplumlarca yapılan zulümlerin intikamını almak ise.. Kendilerine zulüm yapan Hristiyan toplumlarca revâ görülen baskı ve zulümleri, Filistin'in mazlum ve savunmasız halkına uygulayarak, kendilerine asırlardır hâkim olan eziklikten kurtulmak ve sahneye savaşlar kazanmış bir Yahudi halkı olarak çıkmak hayali etkili olduğu yorumları da üzerinde durulmayı gerektiriyor.
Ama, bu ucuz kahramanlık görüntüsünün geri tepebileceği de Amerikan medyasında bile söz konusu ediliyor.
Nitekim, Amerikan İstihbarat kuruluşu CIA uzmanlarının Ağustos ayında hazırladığı bir rapora göre İsrailliler arasındaki gerilimler, bir iç çöküş ve iç savaş riskini bile gündeme getirmiş bulunuyor.
Nitekim, "İçten Kırılma" başlıklı raporda, önümüzdeki ay yapılacak seçimler öncesinde ülkenin istikrarsız bir dönemden geçtiği belirtiliyor. Raporda, askerlikten muafiyet, yerleşimci şiddeti ve evlerine dönen askerlerin ruh sağlığı gibi konuların görülmemiş bir bölünme oluşturduğu belirtiliyor. Netanyahu ise, seçimler öncesi tansiyonun giderek yükseldiği ülkede seçmenlere ültimatom vererek, "Ya beni seçin, ya Filistin'i.." açıklamasını yapmış bulunuyor.
CIA bünyesindeki uzmanların Ağustos ayında hazırladığı bir raporda, İsrail'in iç çöküş veya iç savaş riski taşıdığını da ortaya koyuyor.
Raporun yazarları, İsrail siyasetini en çok bölen konulardan birinin ultra-Ortodoks Yahudilerin uzun süredir yararlandığı askerlik muafiyeti olduğunu kaydetmiş bulunuyorlar. Bu tartışma, Netanyahu'nun koalisyon hükûmetinde müttefikleriyle derin bölünmeleri ortaya çıkardı ve 1996'da ilk kez başbakan olduğundan bu yana en yakın müttefikleri olan Birleşik Tevrat Yahudiliği (UTJ) ve Tevrat Muhafızları Partisi'nin (ŞAS) desteğini alıp alamayacağı sorusunu gündeme getirdiği biliniyor. Bunun içindir ki, korkuları arttıkça, cinayetleri de artıyor. Ama, bu mazlum kanları onları da boğacaktır, inşallah..
*
Bu arada, yüz binlerce yedek asker, Siyonist İsrail'in Gazze'deki saldırıları ile Lübnan, Suriye ve İran'a yönelik savaşları için seferber edilirken, ultra-Ortodoks erkekler tarihî olarak 'yeşiva'larda (Yahudi halk eğitim merkezlerinde) tam zamanlı din eğitimi alabilmek için zorunlu askerlikten muaf tutuluyor.
CIA, İsrail'in, sivil hayata yeniden uyum sağlamaya çalışan on binlerce ağır silahlı eski askerle karşı karşıya olduğunu belirtti. İsrailli yedek askerler silahlarını evlerinde tutabiliyor ve açık alanlarda bu ağır silahları taşımak İsrail'de yaygın bir görüntüye dönüşmüş bulunuyor
Bu arada hassas bir konu da 27 Ekim'de yapılacak seçimlerde Netanyahu'nun hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamayabileceği yönünde.. CIA uzmanları ayrıca bu baskıların bir iç çatışmaya yol açabileceğini de raporlarında belirtiyorlar.. Netanyahu, "Ya beni seçin, ya Filistin'i..." diyerek sıkıntılarından haber de veren bir ültimatom verdi.
*
Ve, Yemen ve Suudi Savaşı.. Çatışmaların şiddetlendiği süreçte, (geçen ay) Mekke'de üçlü bir antlaşma' imzalayan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'dan ortak bir açıklama geldi. Üç ülkenin güvenlik alanındaki iş birliğini güçlendiren açıklamanın ardından, Yemen'deki savaşçılara karşı hangi adımlar atılacak? Bu konular henüz bilinmiyor..
Amerikan dış politika konularını yansıttığı bilinen gazetelerden Wall Street Journal'de yer alan bir yorumda Husî milislerinin Babulmendeb Boğazı ve Kızıldeniz'de gemileri hedef almasını önlemek amacıyla Yemen'in El Hudeyde vilayetinde patlayıcı yüklü botlar ve deniz mayınları içeren silah depoları ve ambarlarını imha ettiğini belirtiliyor.
Yemen'de çatışmaların şiddetlenmesi ve Suudi Arabistan'ın şehirleri ile sivil ve ekonomik tesislerine yönelik saldırıların sürmesi üzerine Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Suudi Arabistan'ın güvenliğine yönelik tehditlere karşı ortak savunma kapasitesini güçlendirme kararı aldı.
Anadolu Ajansı'nda yer alan habere göre Türkiye, Suûdi Arabistan ve Pakistan, üzerinde mutabık kalınan askerî kuvvetler ile yeteneklerin uzlaşılan düzenlemeler çerçevesinde Suudi Arabistan'a sağlanmasına ve bunların hızla konuşlandırılmasına yönelik tedbirleri almayı, bu sûretle tehditlerle mücadeleye yönelik hazırlık durumunu, askerî entegrasyonu ve kolektif kapasiteyi güçlendirmeyi kararlaştırdı.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan Dışişleri Bakanlıkları, Mekke Savunma İttifakı Stratejik Siyasî ve Savunma Komitesi Olağanüstü Toplantısı'na ilişkin ortak açıklama yayımladı.
Ortak açıklamada, üç ülkenin, Suudi Arabistan'ın karşı karşıya olduğu güvenlik gelişmeleri ve tehditlerini ele almak üzere Mekke Savunma İttifakı Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesinin olağanüstü toplantısını Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da gerçekleştirdiği belirtildi.
Her bir tarafın güvenliğinin, üç ülkenin kolektif güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğu yinelenen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
"Komite, kolektif savunma taahhütlerinin uygulanmasına ivedilikle geçmeyi, bu çerçevede, tarafların ulusal mevzuatlarına uygun olmak kaydıyla, üzerinde mutabık kalınan askeri kuvvetler ile yeteneklerin, uzlaşılan düzenlemeler çerçevesinde Suudi Arabistan'a sağlanmasına ve bunların hızla konuşlandırılmasına yönelik tedbirleri almayı, bu suretle tehditlerle mücadeleye yönelik hazırlık durumunu, askerî entegrasyonu ve kolektif kapasiteyi güçlendirmeyi kararlaştırmıştır."
Bu konuyu bir başka yazıda da ele almak ümidiyle, inşallah..
**
