1. HABERLER

  2. KÜLTÜR SANAT

  3. SİNEMA

  4. “Çağrı’nın Yerini Tutar mı? Biraz Zor”
“Çağrı’nın Yerini Tutar mı? Biraz Zor”

“Çağrı’nın Yerini Tutar mı? Biraz Zor”

İranlı yönetmen Mecid Mecidi’nin çektiği “Muhammed” isimli film hakkında değerlendirmelerde bulunan Taha Kılınç, söz konusu filmi Mustafa Akkad’ın çektiği “Çağrı” isimli filmle mukayese ediyor.

29 Ekim 2016 Cumartesi 17:13A+A-

Çağrı’nın Yerini Tutar mı? Biraz Zor

Taha Kılınç / Yeni Şafak

İranlı yönetmen Mecid Mecidi’nin 7 yıllık uzun bir emekle çektiği ‘Muhammed’ filmi, Türkiye’de de nihayet vizyona girdi. Türk izleyiciyle buluşmadan önce Mısır ve Suudi Arabistan’da yasaklanan film, İran’da da ciddi eleştirilerle karşılaşmıştı. İran Dini Lideri Ali Hamaney’in, çekimler sırasında Kum kenti yakınlarındaki seti ziyaret ederek gösterdiği sembolik desteğe rağmen, ‘Muhammed’ İran sinemalarında beklediği hasılatı elde edemedi. 186 salonda birden gösterime giren ve ülke çapında ciddi reklam kampanyasıyla duyurulan 40 milyon dolar bütçeli yapım, İranlı önemli sinema eleştirmenlerinden de kırık not aldı.

Hz. Peygamber’in hayatının ilk 13 yılını konu edinen film, yönetmen Mecidi’nin ifadesiyle ‘dünyada gittikçe yükselen İslamofobiyle mücadele için’ çekilmiş. Bu noktadan bakınca, filmin her sahnesine sinen mistik havayı ve özellikle Hz. Peygamber’in doğumunu betimleyen bölümle Hıristiyan kültüründe Hz. İsa’nın doğuşunu karakterize eden tasvirlerin aşırı şekilde benzerliğini anlamlandırmak mümkün. Mecid Mecidi, Batı’da çekilen Hz. İsa ve Hz. Musa temalı filmlere, İslâmî bir nazire yapmaya çalışmış; adeta onların zarfına kendi mazrufunu yerleştirmeyi amaçlamış.

***

Filmin eleştiriye ve övgüye değer taraflarını kısaca sıralayacak olursak:

‘Muhammed’ filminin en önemli kusuru, yönetmenin birçok önemli sahneyi İslâmî kaynaklarda yer almayan rivayetler üzerine bina etmiş olması. Sinema tekniği gereği, bazı hayali unsurların filme eklenmesi anlaşılabilir. Ancak bir peygamberin hayatı söz konusu olunca, o hayata direkt şekilde taalluk eden kısımlarda uydurma anlatılara yer verilmesi doğru olmayabilir. Filmin sonlarında, bir sahil kasabasında denizden karaya balıkların yağmasıyla sonuçlanan ‘mucizevî’ sahne, bu tür uydurmalara örnek.

Film boyunca, belli ki yapıma aksiyon ve heyecan katmak için, Yahudilerin sürekli Hz. Peygamber’i yakalamaya çalışmaları da, izleyiciyi hikâyeden koparan bir unsur. Neredeyse her sahneden sonra kameranın Yahudilere dönmesi ve onlardan bir diyalog aktarması, Mecidi’nin tam olarak ne anlatmak istediği noktasında kafa karışıklığı yaratıyor. Filmin bazı sahnelerinin sırf bu yüzden uzadıkça uzaması da, bir başka olumsuz durum.

Filmde Hz. Peygamber’in amcası Ebû Tâlib’in iman etmiş bir Müslüman olarak betimlenmesi, Şii kültürünün filme direkt bir yansıması olarak yorumlanabilir. Ana akım Ehl-i Sünnet kaynaklarındaki aktarımlarla çelişen bu yorum, izleyicinin garipseyeceği bir başka nokta gibi görünüyor.

Elbette filmle ilgili en çok tartışılacak şey, Hz. Peygamber’in fiziken canlandırılmış olması. Çoğunlukla arkadan ve uzun saçlarıyla görünen Hz. Peygamber, bazı sahnelerde yandan ve yüzünün bir kısmıyla karşımıza çıkıyor. Bir-iki sahnede de sesini duyuyoruz, Farsça konuşan bir çocuk olarak. Mecidi, filmini bir üçleme olarak tasarladığı için, gelecek bölümlerde Hz. Peygamber’in büyük bir insan olarak gösterilip gösterilmeyeceği şimdiden merak konusu.

171 dakikalık filmin, övgüye değer ve çok çarpıcı yönlerinden ilki ise, Fil Vakası’nın canlandırılmasındaki kusursuz başarı. Ebrehe ve ordusunun Habeş dilinde konuşması başta olmak üzere hiçbir ayrıntının ihmal edilmediği betimleme, izleyiciyi o döneme götürme ve heyecandan tüylerini diken diken etme potansiyeline sahip.

Daha kundakta olan Hz. Peygamber’in, sütannesi Hz. Halîme ile buluştuğu sahne de tek kelime ile muhteşem. Sütü kesilen Hz. Âmine’nin, yavrusunu sütanneye teslim ettikten sonra yaşadığı gönül kırıklığı da, sinema diline ustaca aktarılmış. Mecid Mecidi, bu bölümlerde bütün birikimini konuşturarak, kendisinden bekleneni fazlasıyla vermiş.

O dönemin Mekke ve Medine’sinin tasvirindeki başarı da, filme dair not edilmesi gereken bir başka unsur. Özellikle, Hz. Peygamber’in annesiyle birlikte yaptığı Medine seyahatinde yaşanan duygusal sahneler ve ortaya konan görsellik göz kamaştırıcı. Kaynaklara dayanılarak birebir şekilde kurulan Mekke ve Medine setleri, üçlemenin sonraki bölümlerinde de kullanılacak. Mecidi, buralarda başka dönem filmlerinin de çekilebileceğini belirtiyor.

***

İzleyici, Mecid Mecidi’nin ‘Muhammed’ filmini, Suriyeli yönetmen Mustafa Akkad’ın 1976 tarihli Çağrı filmiyle kıyaslayacaktır. Hem elde başka filmimizin olmaması, hem de Çağrı’nın müzikleriyle ve diyaloglarıyla hayatımızda kalıcı izler bırakması, bu kıyası kaçınılmaz kılıyor. Çağrı, her şeyiyle ilk göz ağrımız. Her sahnesini ezberlemiş olsak da, gözyaşlarıyla tekrar tekrar izlemeye doyamadığımız bir başyapıt.

Mecidi’nin filmi, diğer bölümler de bu minvalde çekildiği takdirde, hayatımızda ve zihinlerimizde böylesine iz bırakabilecek gibi görünmüyor. Bazı sahnelerindeki ihtişama ve kullanılan yüksek teknolojik imkânlara rağmen, Mustafa Akkad’ın filme kattığı tat, Mecidi’nin yapımında eksik. Filmde, Çağrı’daki gibi kült müziklerin olmayışı da bir başka handikap. Film bitip de sinemadan çıkarken, mırıldanabileceğiniz bir melodi yok.

Tüm bunlara rağmen, Mecid Mecidi’nin ‘Muhammed’ filmi, Hz. Peygamber’in hayatını anlatan yapımlar konusunda daha ne kadar çok yol kat etmemiz gerektiğini hatırlatması bakımından izlenmeli. Özellikle profesyonel anlamda sinemayla ilgilenen Müslümanlar için, bu bir görev.

HABERE YORUM KAT

5 Yorum