Ekrem Dumanlı

Ekrem Dumanlı

Yazarın Tüm Yazıları >

Böcek

30 Mayıs 2008 Cuma 03:47A+A-

Tuhaf işler oluyor Türkiye'de. Anayasa Mahkemesi'nde AK Parti'yi kapatma davası görülürken Mahkeme'nin 11 üyesinden biri kalkıp Turhan Çömez'le bir araya geliyor.

Çömez kim? AK Parti'den kavga-dövüş ayrılan ve her mahfilde parti liderinin aleyhine konuşan eski bir AK Partili. Üst yargı mensubu Osman Paksüt'le bu kişinin aynı mekânda gözükmesi doğru mu? En azından şık değil. Nitekim Turhan Bey oradan kalkıyor, CHP lideri Deniz Baykal'la özel bir görüşme yapıyor. Trafiği yoğun; her neyse... Bütün bu ilginç tablonun arasında vahim bir olay yaşanıyor. Anayasa Mahkemesi üyesi Osman Paksüt ve eşi kendilerinin takip edildiğini, bir aracın içinden dinlenildiğini iddia ediyor ve Ankara Emniyet Müdürü'nü olay yerine çağırıyor. İddia ürpertici! Ne var ki tahkikat ilerledikçe Paksüt ailesi derin bir sessizliğe gömülüyor. Neden? Gayet net anlaşılıyor ki ne takip söz konusu ne dinleme. Zaten orada başka bir hadiseyi takip eden polis, Hanımefendi'ye yaklaşarak "Çıkacaksanız biz buraya park etmek istiyoruz." diyor. Polis, Paksüt ailesini tanımıyor bile. Olayla ilgili geniş inceleme başlatan İçişleri Bakanı Beşir Atalay olayın her karesine vakıf olduklarını ve olayda belirsiz en küçük bir parçanın kalmadığını önceki gün düzenlediği basın toplantısında ifade etti. Kimin umurunda? Polis başka bir hadiseyi takip ederken Paksüt Hanımefendi "Arabanın lastikleri inik, demek ki araba içinde dinleme cihazı var" çıkarımında bulunarak tarihî bir hata yapıyor. Olay aydınlandı aydınlanmasına da birileri olayın aslıyla değil kurgusuyla meşgul.

Gelelim Önder Sav meselesine. Bu beyefendi, Elmadağ'daki parti toplantısında hacca gitmek isteyen bir parti üyesine yakışıksız sözler söylüyor. Orada Cihan muhabiri de var. Onun varlığını cümle âlem ve toplantıyı düzenleyen parti yöneticileri biliyor. Önceki gün bazı gazeteler bunu bile "gizli görüntü" diye anlatıyor. Pes doğrusu! Koskoca Hürriyet ve yalanlanma alışkanlığına kendini kaptırmış (hatta Genelkurmay Başkanı tarafından iftira iddiasıyla mahkemeye verilmiş) Vatan, Cihan'ın çektiği ve abonelerine servis yaptığı haberi bile gizli görüntü sanıyor.

Halk, Sav'dan özür bekliyor. Ne Önder Bey'den özür geliyor ne Deniz Bey'den. "Araplara para kaptırma" dediğiniz için hac ibadetinden, hacdan ve Müslümanlardan özür dilemek çok mu zorunuza gidiyor? Sayın Sav grup toplantısına bile arka kapıdan girip savuşma sendromu yaşarken CHP feryat ediyor: "Partiyi dinliyorlar". Buyurun size yeni bir telekulak skandalı daha.

Neymiş? Bir vali, CHP Genel Sekreteri'yle parti genel merkezinde görüşmüş ve Vali Bey görev yaptığı ilde CHP'nin seçimi nasıl kazanacağını anlatmış ve bu arada konuşulanların tamamı Vakit Gazetesi'nde yer almış. Yani? Parti dinleniyor olmalı ki gazete bunları kelimesi kelimesine yayınlayabilsin. İddia doğruysa durum vahim! Kanunsuz dinlemenin üzerine topyekûn gidelim ve soralım: "Bu ülkeyi faşizme mi götürüyorsunuz?" Sormak zorundayız bu soruyu. Lâkin ya meselenin özü dinlemeye dayanmıyorsa, ya köşeye sıkışan CHP ve Önder Sav, sıkıştığı köşeden böyle bir atakla kendini kurtarmayı, iktidarı zora sokmayı planlıyorsa? Konuşan belli, konuşma mekânı belli, bu konuşmayı yazan gazeteci belli. Hâl böyleyken ilgisi olmayan insanları suçlayanlar var. İlk defa da yapılmıyor bu! Bazı insanlar tepişmenin yaşandığı her olaydan sonra cemaat efsanesine sığınıp peyda ettiklerini cami avlusuna atıveriyor. Peki, somut delil nerede? İddia eden ispat etmek zorundadır. Önce iddia et; sonra "Sen böyle olmadığını ispat et" denebilir mi? Hangi akıl, hangi hukuk böyle çarpık bir çıkarımda bulunabilir! İnsanları kanunsuz yoldan dinlemek şerefsizliktir. İlgisi olmayan kitlelere "siz dinliyorsunuz" diyerek kara propaganda yapmak da başka bir tür şerefsizlik. Bu ülkede böcek korkusu var; ancak bu böcek sadece bazı odaları değil, bazı kalpleri de esaret altına almış ve onları önyargı ve iftiraya esir etmiş.

Zaman gazetesi

YAZIYA YORUM KAT